Adını Koyamadık
Sustum; omzuma çöken ağır bir tanık gibi
Durmadı heyecanım benden delil topladın
Kalbim hâlâ yorgun bir mahkeme salonu
Her duruşmada sen aklandın ben ise dağıldım
Bakışların içimde terk edilmiş orman evi
Sınırlar belli olsa da yollar yasaklı
İhtimaller dâhilinde yakın olsak da
Aramızda koca bir iftiralar mezarlığı
Bir şarkı yazdık seninle
Adını koyamadık
Sözler firar etmişken
Biz neciydik
Her şey olabilirdik
Bir şey olamadık
Eksik kaldık
Tam da oradan kanadık
Bir şarkı yazdık seninle
Adını koyamadık
Sözler firar etmişken
Biz neciydik
Her şey olabilirdik
Bir şey olamadık
Eksik kaldık
Tam da oradan kanadık
Ayrılık en yüksek sesle bağırdı
Kulaklarım bu gürültüye alışamadı
Gidişin içimde mühürlü bir dosya
Açsam dağıtır kapatsam boğardı
Hayat ikimizi de
Başka yerlere vurdu
Farklı yönlere
İstemesek de savrulduk
Hatıralar ağır
Hayallerim müebbet
Taşıyamadık ikimizi
Bir adım sonraya
Bir şarkı yazdık seninle
Adını koyamadık
Sözler firar etmişken
Biz neciydik
Her şey olabilirdik
Bir şey olamadık
Eksik kaldık
Tam da oradan kanadık
Adını koyamadık işte
Tutuldu kaldı dilimizde cümleler
Belki bir gün
Çıkar da gelirsek karanlıktan
Geç kalmış oluruz
Ama olsun
Bu güzel şarkı
Bizim adımız olur
Kayıt Tarihi : 17.06.2026 21:22:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
ADINI KOYAMADIK Bazı hikâyeler bir "merhaba" ile başlamaz. Sessizce girer hayatına. Bir bakışta, yarım kalan bir cümlede ya da hiç gönderilemeyen bir mesajın içinde filizlenir. Onların hikâyesi de öyle başlamıştı. Ne tam sevgili olmuşlardı ne de birbirlerine yabancı kalabilmişlerdi. İkisi de aynı gökyüzüne bakıyor, aynı yağmuru dinliyor ama aynı yolu yürüyemiyordu. Hayat, her karşılaşmalarında biraz daha yaklaştırıyor; tam el ele verecekleri anda ise görünmez duvarlar örüyordu. Adam, duygularını kelimelere sığdırabilen biriydi. Kadın ise susarak konuşmayı bilenlerden... Bazen saatlerce yan yana oturuyor, tek kelime etmeden birbirlerini anlıyorlardı. Ama dış dünyanın gürültüsü, o sessizliği her geçen gün biraz daha kirletiyordu. Bir gün dedikodular başladı. Olmayan cümleler kuruldu, yaşanmamış olaylar anlatıldı. İnsanlar kendi hikâyelerini onların üzerine yazdı. Güvenin yerini şüphe aldı. Açıklamalar yetersiz kaldı. Her doğru, yeni bir yalana çarptı. Adam, kendini hiç işlemediği bir suçun sanığı gibi hissetmeye başladı. Her konuşma yeni bir duruşmaydı. Her bakış yeni bir sorgu. Kalbi artık yorgun bir mahkeme salonuna dönmüştü. İçindeki bütün deliller masumiyetini anlatıyordu ama hüküm çoktan verilmişti. Kadının gözleri ise terk edilmiş bir orman evine benziyordu. İçeri girmek isteyen çoktu ama kimse orada gerçekten ne yaşandığını bilmiyordu. İkisi de birbirine birkaç adım uzaklıktaydı; yine de aralarında, insanların kurduğu iftiralardan oluşan koskoca bir mezarlık vardı. Sonra yollar ayrıldı. Ne büyük bir kavga yaşandı ne de unutulmayacak bir veda... Sadece biri yürüdü, diğeri arkasından bakakaldı. Ayrılık bazen bağırarak değil, sessizce gerçekleşiyordu. Yıllar geçti. Hayat onları farklı şehirlere, farklı insanlara ve farklı mevsimlere savurdu. Yeni başlangıçlar yaptılar. Gülümsediler. Yoruldular. Ayağa kalktılar. Ama bazı geceler aynı şarkıyı farklı yerlerde dinlediler. Aynı satırlarda durup aynı boşluğu hissettiler. Adam, masasının başına oturduğu bir gece eski defterlerini açtı. Sayfaların arasında unutulmuş birkaç fotoğraf, kurumuş bir çiçek ve tamamlanmamış cümleler vardı. Kalemi eline aldı. İlk satırı yazdı. *"Bir şarkı yazdık seninle..."* Sonrası kendiliğinden geldi. Her mısra, yıllarca içinde susturduğu bir yaraydı. Her nakarat, söyleyemedikleri cümlelerin yankısıydı. Şarkı bittiğinde odada derin bir sessizlik vardı. Adını düşünmeye başladı. Saatler geçti. Hiçbir isim, yaşadıklarını anlatmaya yetmiyordu. Çünkü onların arasında kalan şey ne aşktı sadece... Ne dostluktu... Ne de sıradan bir ayrılık. Hiçbir kelime, eksik kalmış bir hikâyeyi tarif edemiyordu. Kalemin ucuyla kâğıda yalnızca üç kelime yazdı: **"Adını Koyamadık."** Belki de bazı duyguların gerçekten adı yoktu. Belki de en büyük aşk, hiçbir zaman tam yaşanamayan aşktı. Ve belki yıllar sonra bir gün, aynı şehrin aynı sokağında tesadüfen karşılaşacaklardı. Birbirlerine gülümseyeceklerdi. Artık hiçbir şeyi değiştirecek zaman kalmamış olacaktı. Ama adam içinden şu cümleyi fısıldayacaktı: *"Geç kaldık belki... Ama bak, hikâyemiz hâlâ yaşıyor. Çünkü bazı insanlar birbirinin kaderi olamaz; sadece en güzel şarkısı olur."*




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!