Konya'nın dar sokaklarında, eski çarşının köşesinde küçük bir manifatura dükkânı işleten Halil Usta, sabahın erken saatlerinde kepenkleri açarken içini sıkan o ağırlığı bir türlü atamıyordu. Elli yıllık esnaftı. Babasından devraldığı bu dükkânda ter dökmüş, helal kazancıyla üç çocuğunu okutmuştu. Ama şimdi, tam emekliliğini düşünmeye başladığı bu yaşta, hayatının en ağır kararıyla yüzleşmek zorunda kalıyordu.
Oğlu Murat, İstanbul'da bir yatırım şirketinde çalışıyordu. Geçen hafta sonu geldiğinde gözleri parlıyordu.
"Mutfak masasına oturur oturmaz, baba beni dinlemeni istiyorum. Bir fırsat var, bir daha gelmez."
Halil Usta çayını yudumlarken kaşlarını kaldırdı.
"Şirket, yatırımcılara yüzde yirmi beş garanti getiri veriyor. Sen de dükkânı sat, o parayı oraya koy. Hem dükkânın yorgunluğundan kurtulursun, hem de her ay evin gelir."
"Garanti mi?" dedi Halil Usta.
"Garanti. Kâr da zarar da ne olursa olsun, sana her ay ödeme yapıyorlar."
sırt çantalı bir duman gibibir melekle çarpışan kelebeğin kanadından dökülen toz
bir çağlayanda sürüklenen bir dal parçası gibi
istemediğimiz yerlere giderse aşkımız sevgilim yalnızca kanatlarına güven
kendi yarattığımız boşluğun ucunda sıkı sıkı tuttuğumuz bir kapı koludur yaşam
ve aşk, en derin kuyumuza düşen keman yürüdüğümüz yollar daralırken




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta