Kopup Bezm-i Elest’ten, bulutlardan süzülen,
Toprağın zindanında, hapsolmuş bir katredir.
Kibrin sarp dağlarında, asırlarca büzülen,
Kâinatı saklayan, boynu bükük zerredir.
Nâr-ı aşkın güneşi, doğduğunda semâdan,
Buz tutmuş o şekiller, asıl rûha uyanır.
Sıyrılıp yeryüzünde, cisim denen yamadan,
Kendi uçurumunda, gözyaşına boyanır.
Taşlara çarpa çarpa, pârelenir sûretler,
Nehirlerin koynunda, nefes nefese koşar.
Çile tezgâhlarında, erirken o cesetler,
Kendi girdâbı içre, sular bendini aşar.
Görünce ufuklardan, o nihâyetsiz deryâ,
Vuslatın eşiğinde, secdeye varır sular.
Biter mâsivâ denen, o yalan fâni rüyâ,
Çözülür kâinatta, asırlık o uykular.
Katre ummana düşer, yırtılır yalan sûret,
Yaratılmış ne varsa, mutlak sükûta döner.
"Ben" diyen her firavun, boğulur en nihâyet,
Kâinatın ateşi, bir damla suda söner!
Kayıt Tarihi : 28.2.2026 01:46:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!