Perde sarılmıştı camlara; gulyabaniler, sıra ile.
Eşik ökçeli rüzgardı, göze görünmez bir radar;
Hiçbir şey anlaşılmaz bazen, hava öyle sakindir.
Yosun uçuşturmuş mayo hayali, arabada giden.
Kollarımız camlarda ya da değil, beden arkada;
Şen bir yolculuk olmalı bu Kemer Antalya’lara.
Dikiz aynasında yansıyan bazı kısa görüntüler;
Az sonra öne geçip,sırtı yüklü,kamyonlaşacaklar
Toplu iğne atsan yere düşmez diyeceğin şeyler;
Hiç de gocunmadan, sıkı fıkı ve tıngır mangır,
Görünmez fırtınanın taşıdığı şeyler bu devenin.
Kaldığımız Bursa hayali İskendercisi karışmıştır,
Antalya’dan çıkıştaki bir benzinlikteki yüzlere;
Hepsi nasıl canhıraş çalışıyorlar ve yeni filizler
Gibi ortamı ısıtıyorlar ve çok dürüstler kendine.
Aldık attık bir kasedi yoldan, arabanın para teybe;
Raks marka mıydı neydi, dükkanda eskiler vardı:
Çocukkenki markalarımız da bugünden beri vardı.
Koyduk Mor ve Ötesi’nden Güneye Giderken;
Öyle tatlı bir tını, olmaz! ! Antalya’ya giderken..
Peri bacasının içinden geçen tersyüz hayaletler;
Sürüklerken gölgelerini, daha çok ışık veriyorlar.
Arkada bir şeyler mi belirdi? “Neme lazım.” dedi
Nerden geldiği bilinmez bir ses, ki şimdi aklettim;
Daha sonra da, “..Kel Kazım.” dedi, sözü bitirdi:
Bu onun, rahatlayışının işaretiydi; hiç yitirmedi!
Korna sesleri hatırlamam bu gidişte, çok sessizdi;
Geçip giden dönüşlü ıslıkların her biri de siz’di.
Hiçbir ayrım gözetmeden ilerlemiş sanki makiler
-Ki Ankara’dan fırlayıp burada yer edinmiştirler-
İşte, hareket halindeler de, ve tutarlı; baş önde,
Ama kuma gömülmemiş devekuşları var bön’de.
Sonra fark ediyorsa zeka, yok, yok, aslında hiç öyle
Bön bile değil oluşumlar, kısırlaşma falan nerde;
Somurtkan yok, kaderci bir çöpçü asfalt nehirde:
Amsterdam’ı dikmişler oraya, kapanmışlar içine;
Top atıp kevgire çil yavrusu cağım şu turistleri
Ki bön dediklerin onlardır, inzivanın kurtlarıdır!
Kapanmışlar yapılarına, deniz’e çıkmak üzre;
Selam sabah fazla mı, Türkiye hudutları içinde!
İşte, balıkçıl vatosları giden arabanın içinde.
Tepkisiz değil, düşünüyor içinde, az kaderci de
Ama güneyin bu çağdaş semalarında deniz ile.
Unutmam güneyin sesini, o benzinlikten çıkarken;
Bir yağmur başlamıştı ama nasıl, çok tiz ve soluk
Ya da nasıl diyeyim, silik ancak silikliği çok eksik.
İnsanlar çok güler yüzlüydü ve de has doğrucu;
Aldı götürdü beni o atmosfer nasıl anlatayım,
Ara ara gök de gürledi sanki hep bir müjdeydi:
Her zamanki bir bahar, hep onun gelişini bilirsin;
Ne olursa olsun, ayağa kalkıp kolay dikilebilirsin.
Diklenecek fert zorluklara, sevmek can’ı umuda! !
Eylül’de Ekim’de daha fazla posamla gideceğim,
Çok yabancı vardı da bizdense Türkiye’de ıraktı;
Elimdeki parmaklar bıraktı bırakacak kasılıyor,
Kemik kasılışı daha bir demir güvercinleşiyor,
Bir rahatlama yayılıyor öğle güneşinde bileceğim.
Olmalı Magic Hotel şimdi kılışı yarına mutlandır;
Sızışlarım kör dırdırım, Yılbaşına doğacağım! !
Ha sonbahar, ha ilkbahar, gelip park edeceğim;
Umutlandır beni ey sevgili, sona ermeyeceğim…
Eve yolu mudur nedir, artık gene benzinliklere
Tıkılır kalırsın, aynı, büyük yağmur başlamıştır;
O toroslar, sis ve dağ, ve müzik, müzikteki bağ,
Karanlık havada kalakalmışsındır konak arabada.
Yağmurun bereketli burnu var doğanın arşında! !
Her bir tüten mazgal, aydınlığa koşar başucunda! !
Derim ben: ‘1 mt. ilerisini uçuruma, görmesen,
Ne olur, ne çıkar, çıkar zevkini hanımeli, korkma,
İrkilirsen de ürk merak etme,yürek,her halikarda...’
Düş değildir korku, korku değildir düş, düşünmek
Düşünmemek değildir gene de fırsatlar, asılıdır..
Kıvrılarak geçti hayaller, düşlere çöreklendi karar,
Düşteki sarnıç çavdar kaktüsü, gelir gider Ay üssü;
Sen de olsan tam olur, sırtlan gel çevrik büstü!
Şifrelerle oynarız; pembenin yoludur, alın sesi…
Kırmızı hep can verir ses gelse, bu onun nefesi!
Baharı savunan kınkanatlılığı ölümsüz yazın kucağa;
Zaten kendinsindendir koş, oyna, hızlan, şuracığa!
Erkek uç uç böceği bacağı elmaslaşan takıyı **
-Kanat-zar kalınlığı’nca akidevari alyansta
A.Maya’da ve ebedi baharın pervane çiçeklerinde-
Bıraksaydı da, bırakmamaktı bu sessiz-çalçene;
Sisin bürüdüğünde hep yağmurla doğan anakarada.
Kaldık durduk sanki Toroslarda yolda arabada.
Kesif mitolojide, bilmez miydim böyle olacağını! !
Düşüyor yıldırımlar, ve siste az ötesi belirsiz;
Değil görünmeyenin olmayanın gözündeki fersiz
Ve çok güçlenerenin* ağustosa bıraktığı iz yersiz.
Deli bayır aşağı yuvarlanan uğur böceği açılımı;
Nice hayırlar yaşadı çelenk-yalçın kayalıkları;
Ve allergen polenler uçuştu yukarı, tırmanıyor,
Yukarıdaki ovaya çıkıyor, kuş yuvası denginn.
Burası hala güney olmalı, öyleyse daha kudursun
Çünkü ben bir başlarsam, anca duaya durursun.
Rahata bırak, ama çıkanı toparla, silkin, aklet;
Bu olmasa ne olurdu hayatında hele bir farzet.
Bütün gücünle tüm ışığını doğur üzerime;
Sihir Oteli’nde ortaya çıktığımda Kemer’de,
Haybeye kalmış en küçük artık bağcıkları bile
Çözeceğim sıkışmış üzerine, abuk sergüzeştlik’te!
Kumsal bekliyor dağdaki bezde oyunkuranı,
Emekleyen fazilet, kum havuzu plastik kovası…
Yıldırımlar Düşerken içerde hoşbeşin sakin
O konaklama yerini istiyorum, bir nefes sıhhat çay…
Balkona doğru penceresinden bakıyor otelde
Dışarı, göz, aşağıda kenar-ıssız sokağa doğru;
Sabahın körü, saat kaçta çıkacaklar, aklın tel’inde,
Yumuşakçalardan pelte çivit, mengenede yoğrulu.
Kafadan bacaklı Memiş nabzın düdüklüde buğulu…
Sarılıp kalmıştım yağmura, asılıp da karanlığa,
Defalarca -ve şüphelenildiklerim adına ‘izbandut’-
Geleceğinden habersiz sevgilimin; ki sevgili,
Aşkım demek değildir, aşk demek sevgili demektir:
Pembede kırmızıyı algıladığında insan nihayetinde,
Sevgiyi ve neyse artık, hepsini de öğrenmiştir.
Aşk demek, açıkça işte, sevgi de verendir.
Sihirle sihir yapmak başka şeydir, vicdanlı akılla
Olunca bubaşka; anlasalar keşke öfkesiz akılla!
Atatürk’e karşı olanlar karıştırır ayini aşk ile! ...
Aynı şey olsa çıktığın ve indiğin yukarı ve aşağı
-Öyledir de, edersin bunu tecrübe, sınarsın vaşağı-
Sen hep yukarı çıkmaya çalışırsın ama sevginle
Ki amaç da budur zaten, itelemek değil sevdiğine.
Bazen bir abartma, büyük yalanlara götürür
Ama sen bu kötü diye: aşka aşık olmak diye
Yapmaktan da ayrı bunu, sevdan için’se bunu;
En iyisi de budur işte, kalırsın dürüst oracıkta! !
N’olursa olsun, ne getirirse, yok yalan lugatımda!
Ve yoktur almak başkasından önce kendini, bencil;
Ki bu demek özbenliği de yadsımak olmayacaktır.
Yaz geldi sayılır, güneye gitmek lazım aşkım sencil;
Ne dersin bakalım orada; kader kös ağını örer de,
Hiç vazgeçer mi düşünmekten engelli arbede:
Tüm dostları ve düşünürüm ben de seni işte.
Bir yağmur yağacak, sonra dönüşüşü tufana,
Kararan gökte ışıklı yıldırımlar, ekmek bölüşecek;
Camdaki kuş, çırpınacakken, durmaz bakar
Ve sen ıslanmış lokmayı atınca çırpınmaya başlar,
Heyecanla cebeleşişinde kanatları şen çırpar.
Bu çırpınıştan, köylüler diziliyor şehirlerarasına;
Her zorluğa inat, ürününü satmaya çalışıyor.
Patates ya da soğan almak var ve hediyelik eşya;
Mutlu etmek mutlu olmaktır, mekanizma inşada.
Çapraz uyak salsalarında ve triyole türetmelerde;
Sarma ve örüşük metinlerde, Spenser sonelerde,
Bazen gizemin Byron’larda ki şıpır valse dönüştü;
Beş Hececiler, Gizli Yediler ve Fecr-i Ati ile
Garipçiler’den İkinci Yeniler: Afacan Beşer beşer
Hopluyor basamakları, ne ki dense ona bre “beşer”!
Evrenin kitabı açılıyor yağmura,kalıyor hududa,
Koca ormanın en ortasındaki bir açıklıkta;
Geçecek ordan harekete, lop güneş umuluyor!
Som altından bitki başakları biteviye varediliyor;
Bilahare hepsi de koşup oynuyorlar mahizafer! !
Tümsekteki ayrıntıda çentiğe sıkışmış sarnıç,
Bana yalan söylemeye kendini inandıramazsın;
Şu önümden geçen deve katarları hayalinin
Her bir vaha görüntüsünde ele verdiğin kaktüslerin:
Su ile yoğruluyorsun yangınların körüğünde!
Evet yaza girerken kendimi atacağım plaja ama;
Ben düşünürüm, söylerim, susturulmayacağım!
Tamı, taamı karartmamaya, gün etmeye, güleç;
Çekip gözlüklerimi şezlongda güneşleneceğim.
-
*güçlenerek gelenin
**orda “bacağı” derken, bir “koşu”dan bahsetmeyi amaçladım.
Kayıt Tarihi : 21.5.2008 05:08:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!