İşte, bilimsel mantık çok çok sonraları bu inanca değin temeller üzerinde ayrılaraktan, bağımsız bir anlama ve anlaşılmanın çoklu mantık kategorisi üzerinde gelişecekti. Oysa bilimsel mantık, inancı mantık gibi tekli ikna olma (olum lamalı) anlama mantığı olmayıp, şüphe üzerine mantıktır. Bilimsel mantık, kendisini değiştirecek olan, inanma eksenli; teorem (kanıtlanabilir) ve postulalar (öndeyiler aksiyomlar kadar çok değildirler) ve aksiyom (sonraki anlamaların kendisine dayandıkları veriler) gibi önermece söylenişlerin çelişmeleri ile giriştirilecek bir mantıktı.
Bu yüzden ilk ittifaklarda böyle bir şey bekler olmak, en hafif deyimle saf dilliliktir. İlk mantık biçimi olan inanç girişmeli tekçi mantık, ancak bugünkü çoklu mantık haline, evrimsel yolun gelişmesi ile ulaşabilmiştir. Yani ilk inançlaşma mantığı da, bir sanı kanı belitçiliği (aksiyom) üzerinde, nesneli yansıtan anlamaların, kendi gerçekleşenlerini öznece anlamaya bağlanma mantığıdır. İnançsal tekçi bakış mantığı; İnsanların aidiyet eşmesine değin, ilk temel aksiyoner mantığıdır.
İlk ittifakların girişmesi bu inançsal ön kabule değin inanç aksiyomları bu belitler-ispatı gerekmeden kabul edişler- üzerinde olacaktır. Bu gibiden ilk girişilecek belit, ’kandaş totem aidiyetliğidir’. Bir ittifak önce kandaş kardeş eşme üzerine kurulacaktır. Kardeşeş ilmenin birçok yolu geliştirilmişti. Bu yollar bugün saçma sapan gelse de, çok temel uygarlaşma adımları olup, nesnelde topluma değin kurumsal işlevi olan; geliştirici, değiştirici, dönüştürücü tutumlar ve aktarımlarıdır.
İlk oluşacak kandaş topluluk birlikleri ya da toplum nüvesi olacak girişme ittifakı, karşı totemden birinin kurban edilmesi ve karşı toplumdan olanla cinsel münasebetin sağlanması ile olacaktı. Daha sonra, ileriki zamanda; kandaşlık onaylatması için sütkardeşliği, kirvelik, berdel gibi genelci ve özelci tutumlaşılmaların, kandaş kardeş eşmelerin yeni kurumsal unsurları oluşturulacaktı. Böylece insanın kurban edilmesi edimi, ortadan kaldırılacaktı.
..
Totem düşünce sıfır bir başlangıç referans kararlılık noktasıdır. Bu nokta, osilasyon kaynağı oluşla salınım yapan; taşıyıcı dalga genlik özellikli oluşla da davranır. İnsan sosyal yapıları, yaşantılımları içine kattıkları görsel, izlek sel anlama, öğrenme ve yorumlamalardan oluşan nesnel gerçekliklerle hakikiliğini (zihinsel öznel gerçekliğini) , bu totem noktası ile eşleyerek öğrendiler.
İlk başlardaki, insan gelişmesi, kendi emekleme dönemi içinde dış nesnel gerçekliklerin insan bilincine olan basıncından ötürü insanın bir uyarılması ve dışarıya bir tepki verme öğrenilmesi gerçekleşmiş ise de, bu öğrenmeler içinde tam bir neden sel seçicilik pek pek egemen değildi.
Sadece karşılaşmalarına göre bilinen, yönelimden eğilimler söz konusuydu. Yeniden ve plastik edimli simülasyonu yapılışla üretilen ritüeli eğilimler çokça sosyal birlikti alanla ortaya kondu.
Bu nedenle insanlar sosyal yapılar içinde oldukları o düzlemlerle, hayatına girmiş yinelenebilir tutum ve davranışları totem noktası ile öğrendiler. Çünkü şimdiki totem nokta öğretileri, hal içindeki insanın kendilerinden önceki kesikli sürekli ata sal sosyal yapılarının bir hüneridirler.
..
Meriç kıyısında dur, Tarihe bir halı ser,
O yönden sana doğru, İnanç Rüzgârı eser...
Seçilir o deryadan, bakarsan ileri,
Kentin inanç denizi, Selimiye Camii...
Dört minare bir Kubbe, Sultan Selim hamisi,
..
İnanç derler de
Başka şey demezler,
Hele o inanç
Kalabalıkların da inancıysa
Öylesine kaptırırlar ki kendilerini,
Dünyanın tepsi misali düz olduğuna
Binlerce yıl inanmış kalabalıklar gibi
..
Bağlı boş inanç,
Batıl itikat.
Batıl inanç.
Batıl itikatlara inanmış,
Dağlı, cahil
Bir kızcağızdı.
Karın. Kuşak.
..
Değişen ne mevsimler, ne zaman, ne de mekân;
Yozlaşan kalp ve dimağ, koflaşan sade insan…
Asırlardır bu böyle, yetmez akıl ve derman;
Takdiri ilâhidir, gelir anında ferman…
Rızkımızı yer içer, ömrümüzü yaşarız;
İnanç ve azmimizle engelleri aşarız…
..
Feyiz alırsın çekerek derd-ü gam-ı dünyayı
Tekkeyi bekleyen elbette içer çorbayı
Şinasi
Dünya bir mihnet ve çile yurdudur.Burada çekilen çile ve sıkıntılar,ıstıraplar aslında.tekamülümüz için gerekli imtihanlardan ibarettir.Her acı hayatımız için bir feyz kaynağıdır
Hikmet gözüyle baksak her musibette bir nasihat,her şerde aynı zamanda gizli bir hayır olduğunu görür,yüce Allah’a şeksiz,şüphesiz teslim olurduk.Zira,iman şek,şüphe götürmez.Kaza-kader taktir-i
ilahi bahsine aşina olanlar bilirler ki mutlak kaza değişmez.Bu gibi durumlar da tabiri caizse kul bir iman atlayışı yapmak,yani sabır ve teslimiyet göstermek zorundadır..Başına gelen bela-musibetin,
..
Nice koçlar kurban ettik biz
Ne düğündü ne de bayram
Bir inanç uğruna her birimiz
Kendi bıçağımızı kendimiz bileriz.
Daha bilmeden işin aslını
Hayal kurar keser asarız
..
Tarihsel bir işlevin ve tarihsel bir işlev üslenilmesinin; halk üzerindeki olası etkisinin rol modelci bir basıncı vardır. Bu basınca değin anı izlerinin, halkın unutamayacağı bir çekenlik ve aidiyet alanı olması vardır. Bu gelenekçi işlev aidiyet basıncı hesabıyla, her işlevi bitmiş geleneğin toplum dışına atılmasını halk anlayamaz. Bunu anlaşılır kılmanın yolu, yeni sembol ize edilen bir açıklama ile toplumun eski gelenekçi simgesi üzerinden yeni tutum inşa edilir. Yine bir genel inanç olan ve gündemi sıkça işgal eden başörtüsü kullanımının eski işlev anlamı; aidi olan kişiyi,ittifaklardan toplumun uyruğu kılmanın statüsü sel anlamıdır. Bu tür ittifaklar ortadan kalktığından başörtüsü kurumu toplum dışına atılırken, başörtüsü geleneği yeni sembolik değerleri ile halkın içinde inanç yaşaması olarak kalmıştır.
Başörtüsü gibi birçok toplumsal kullanılışların terk edilişlerinden bir süre sonraki yaşam içinde, başörtüsünün o kullanımını destekleyen toplumsal dayanaklar ortada yoktu. Hem insan ömrü ile sınırlı, hem toplumsal işlevin kullanımı ile sınırlı olan böylesi sözlü aktarımların kavranmasında, dayanaklarının; günlük gözlemlerden yan yana okunarak anlaşılır olması vardı. Ancak günlük gözlemlerdeki uygulamalar, o günün başörtüsü kullanımını açıklayamıyordu. gözlemlerinin, sürüp giden, haldeki uygulanır somutunun olmaması nedeni dikkati çekiyordu. Bu yitip giden temel toplumsal gerçekliğin haldeki süren yüzeysel ve şekilci sembolizmiyse bir şekilde, açıklanıp anlamlandırılmalıydı. Hem de o günün kendi sosyologlarınca (belletmen, öğretmen, ahlakçı, nebi ve peygamberlerince) .
Başörtüsünün, bir zamanlardaki toplum için toplumsal hayatiyete değin önemi vardı. Bu hayati önemdeki başörtüsünü kullanmanın gerekçe nedeni, şimdi; ortadan kalkmıştı. Böylesi arkaik ve bir anısal söylemleri taşıyan başörtüsüne değin sözlü aktarımların, giderek tabucu kutsal söylenmesine bakılamaktan da, eski mesajı anlayamadılar. Ancak yine de insanlar; tapınaklarda ve sosyal hayatın geneli içinde gelenek olacaktan, başörtüsü kullanımını sürdürdüler. Başörtüsünün böylesine sürdürülmekte olmasına da, o günün sosyal ahlakçıları, çeşitli anlama ve tanımlamalar getirmişlerdir.
İşte dinlerinde yaptığı budur. Toplumsal işlevi bitmiş, sosyal genetik etkinliği işlevsizleşmiş olan başörtüsü sembolizmini, tabu kılıp, kutsal bir hatıra olacaktan, sosyal bir genetik kodla, aktara aktara geleceğe taşımaktır. Başörtüsünün tüm inançlara yansıyan kullanımı bu türden de, parça bölük olan, eski toplumsal düzenleşilme aktarımıdır. Şimdiki halde gerekçesi bilinemez olduğundan, kutsal olanın sembolü ilen tabu anlamalarıyla yüklenen şimdiki aktarım ve yorumları; geçmişin tanımlanamayan bir ayak izleri arkaikliğidirler.
..
II
(kaşlar toz rengi omuzlarını silkti
ve soludu kırağı kristallerini aynaların salonunda:
aynalar ve damlayan sular sonsuzluğun dumanı gibi
inanç üstüne yığılmış inanç misali sefaletin yüklüğünde
..
annemin bacımın başını örter
manevi duyguları içimden dürter
herkes kendince bir yere sürter
yazma.başörtüsü.türban diyerek ürper
kızımın başında hayat duruşu
oğlumun kalbinde inanç vuruşu
..
Maske!
Diller uzun, kalp virane,
Gönül iflas, göz bîgane,
Akıl satılık, beyin divane!
İnanç lafta, ruh harabe,
Kur’an rafta, hile şahane!
..
318.
Uyuyorsun şimdi. Ya da uyuyacaksın birazdan. Uyu kuzum. Ama bir taraftan da beni dinle. İkisini birden nasıl yapayım deme, yaparsın sen. Senden önce sevdiğim kadın uyurken bile dinlermiş beni. Her ağladığımda yatağından fırlayıp kucaklar, öper, emzirir, tekrar uyutana kadar başımda beklermiş. Annemmiş..
Şimdilik işler iyi gitmiyor. Tabii şimdilik. Biliyorsun hepsi geçecek bunların. Umutsuzluğa kapıldığının farkındayım zaman zaman. En çok da o zamanlar üzülüyorum. İnan bana hepsi geçecek. Pessoa şey diyor ya hani kitabında “Kuvvetli bir inanç ve yeterli isteğin üstesinden gelemeyeceği hiçbir şey yok.” Ben hem bütün gücümle inanıyorum sana hem de bütün kalbimle istiyorum. Sen de aynı şeyleri düşünüyorsan, gerisini zaman halleder hiç merak etme..
Günler iyice birbirine benzemeye başladı burada. Bu iyi bir şey mi yoksa kötü mü emin değilim. Ama şunu biliyorum ki o birbirine benzeyen günlerin içine sızan her şeyde biraz sen varsın. Kitap okurken senin sevebileceğin yerlerin altını çiziyorum, radyoda sevdiğin şarkılar çıktığında ben sevmesem de koşulsuz bir saygıyla sonuna kadar dinliyorum ve annemle günde en az bir kez senden konuşuyoruz..
Biraz içtim yine bu gece. İçip içip yazıyorsun diye kızar mısın ki? Bu gece kızma e mi kuzum? İnsan Çarşamba gecesi neden içer? Çok özlediği biri vardır da ondan içer. Bu Çarşamba gecesi de çok özlüyorum ben seni. Ama biliyorum hepi geçecek bunların. Umutsuzluğa kapılıp beni üzme. Pessoa’yı aklına getir, beni oradan hiç çıkarma, üstünü sıkıca ört ve içinden bir şarkı tut. Ben de burada o şarkıyı mırıldanayım ve ayrı yerlerde yan yana uyuyalım..
..
Hep düşünmüşümdür; kalp sol yana yakınken, neden inancın savunucusu, inanaçlıların yeri sağ dadır ülkemde? Sağ tabiri neden imanla eş tutulmuştur? Ve sol neden ateizmin temsilcisi gibi gösterilmiştir? Komünist filozofların islamı tanımadan öne sürdüğü teoremler kalıp mıdır? Her ülkenin kendi inanç ve töresine uygun yönetim esaslarını kurması gerekmez mi? İthal felsefeler emanet elbiseler gibi üzerimizden düşmez mi? Atatürk ilkeleri dünyada kabul görmüş hayranlık uyandırmışken neden bizim sol yanımızda hep takılmalar, sıkışmalar yaşanmıştır? Sosyal demokrat, sosyal halkcı, sosyal devletci, sosyal adaletci olmak islamla eş değer değil midir ki müslümanım diyenler bu ilkelere karşı çıkar. İslamın en çok karşı durduğu kapitalizm neden sağdan destek alır, sağa yerleştirilmeye çalışılır? Kralı çıplak bırakmak isteyen terzinin amacı ülkeyi içten yıkmak değil midir? Ülkemdeki bu kavram karmaşaları, hangi mandacı, ırkcı, sadece kendi kavmini insan kabul edip diğerlerini yok etmeyi sevap gören zihniyetlerin yüz yıllık planlarının bir ürünü? Ve bütün islam ülkelerinde birden uygulamalarının, sessiz bir haçlı seferi olduğu ne zaman anlaşılacak?
'Dini inançların şahsi bir yaşam şekli olarak kabul edilmesi, yönetimde şahsi özgürlüklerin ilk planda değerlendirilmesi sosyal devletin görevidir. Ancak çoğunlukta olmasa da değişik inançların birlikte yaşadığı ülkemiz gibi yerlerde yeterince kavranamayan dini kurallara uydurulmaya çalışılan yönetimler sadece insanları dinden imandan çıkarır.' ' Din özgür bırakılmalı yasaklarla, korkularla kötü mecralara yöneltilmemeli' Demek yanlış mı olur acaba?
Türk Milleti deli kanlı ve saf kalbini kandırmak için oynanan oyunların iç yüzünü, kıvrak zekasıyla çok yakında kavrayınca bu oyunun maşaları kabadayı, çıplak padişahlar; nereye kaçacak? Hangi ülkenin malikaneleri vatan hainleri ile dolacak? Evrensel değerleri korumak, ilahi davete edebiyle uymak için islamı sağdan sola taşımak gerekmez mi?
Gelelim tevhidin zikrediliş şekline.Baş sağ tarafta iken Lâ, göğüs hizasına gelince ilahe, sol yanda ise illeAllah denir ki insanın sağ yanından verilen Nur sol yana taşınsın. Kalp iman Nuruyla dolsun. Başarabilenlere AŞK OLSUN!
..
Başörtüsü ve sakal,
Siyasi simge değil.
Bu bir inanç biçimi,
Kimseye zarar değil.
İlim irfan yoluna,
Hortumlar serilmesin.
..
Kadın adamın sol tarafına dokunup dedi ki; nedir beni burada kutsayan şey. Adam şöyle der; bir kalpten fazlasıdır elbet. Bir bilinç, bir var olma ve yok olmanın bilincidir. Kutsalını bu imanla kuran bir aşkın bilincidir. Kadın; anlamadı elbet ama şöyle dedi; bu dediklerin günah, hangi insan bir mabed olabilir ki yada kalbinde yarattığın mabede hangi kadın günahına ortak olmak ister ki.. Adam güldü elbet. sonra dedi ki; günaha bulaşmayan insan kutsala ihtiyaç duyabilir mi, mabed yaratabilir mi? hatta tanrı'ya bile ihtiyaç duyabilir mi? Kadın sustu ve adam susmadı elbet.. Bir cehennem ütopyasıyla yaşıyorsun kadın ve günahlarının kefaretini oraya saklıyorsun, bir bilinmeze satıyorsun her şeyi.. Oysa ben senle günaha bulaştım ve günahkarlığımı senin sunduğun cehennemde yaşıyorum. Ve aslında ‘’mabed'ime, kutsalıma söz uzatmak günah...’' Kadın susmadı, susmak günahların en büyüğüydü şimdi. Ve dedi ki mabedini yıkmak borcum olsun. Günahlarını bölüşmeye ve sende tekrar insan olmaya geleceğim.
Adam, bu umudu zulasına koydu. İnançsızlık ve umutsuzluk bertaraf edildi kadın tarafından. beklemek ibadetti artık.. Ama gelmedi kimseler. Günahını-cehennemini bölüşecek kadın, kötü bir tanrı gibi ihanet etti. Ve o günden beri yaratılan mabed bir sığınak değil; acıyı tanrılarla, o kadınla bölüşemeyen bir adamın kendini her an öldürdügü bir yer olarak kaldı...
Sonrası iskencenin bilinciydi sadece. Acı ile yoğrulmanın bilinci..
Ve İnsan olmanın zaafı, belki de insanoğlunun kendi intiharının meşru dayanağı.. Bu sefer de adam anlamadı, sustu öylece. Mabedini yıkacak inancsizligida cesaret edemedi, secdesinden de kalkamadı. Ve son sözünü düştü; tek başına bir hakikate inanmak eksik bir tanım biliyorum. Bu yüzden inancsizliğını sorgulayamam tanrı'çam. Çünkü dinime geçmen ateş pahası. Zira ateşi göze almakta inanç ister. Ve sen her temelde bunu taşıyamayacak kadar soyutsun ve inkarcı. O yüzden cehennemden sorumlusun.. Kutsal hakkı için; artık mabedimin her köşesinde-her zerresinde ateistsin...
..
İçimde benden ve bana öyle geliyor ki bu yerküreden büyük bir dünya var. Tek başı mayım kim varsa ya gitti yada ben kapıyı açtım çekip gitmeleri için. Gece ve gündüz yok yalan ve gerçek yok kural ve düzen yok. Bedenimin nefes alıp bir kütle olarak varolduğu bu dünyanın dışındayım sürgün desem değil vatanım desem değil. Bir başı mayım tek varlığın aklımda aklımdan öte ruhumda. Garip bir haz hissettiğim uzay yürüyüşünü anımsatan. Tek renk, alabildiğine siyah, siyahın kollarında olmak bir parça huzur sunuyor sokulup uykuya dalıyorum, kısa nöbetler gibi uykularım, uyuyor uyanıyorum. inanç yok, umut yok, nefret yok bir boşlukla göz göze geliyorum, gözlerim orada kalıyor. İçimden başlıyor sessiz kelimeler gündelik olağan yoklamalarına. Sessizce dinliyorum hala orda olduğumu bilmelerinin rahatlığıyla dönüyorlar yuvalarına, bense an be an yorulduğum uykularıma. Kaç mevsimdir burası yurdum, daha kaç mevsim misafir eder beni bilmiyorum. Beni çevreleyen boşluk içime sızıyor, kalbimden onun rengine boyanmış bir şeyler damlıyor. Elleri yumuşacık, bu yaranı sarmak için içindeyim korkma diyor. Biraz sakinleşsin ruhun, biraz çırpınışlarını yitirsin yüreğinin kanatları, duyguların ağlıyor diyor neden öksüz bıraktın onları. Kalbindeki uğultuları duydum kendini de kovmalısın diyor. Benliğin, tüm bu oyunlarla seni meşgul eden, ele geçirmiş düşüncenin aktığı nehirleri. Emirler yağdırırken damarlarında dolaşıp duygularını doyurana acımasız, çok hoyrat elleri. Senin ince kalbin bu hoyratlığın soğuğunda üşümüş biraz diyor. Gözlerinden akan nuru damlıyor pamuk elleri arasına alıp ona bir şeyler fısıldıyor. Hayat bazen teğet geçer hedefleri her zaman tutturamaz, bazen bilerek yapar bunu diyor, sen daha hızlı koş daha çok çalış ve hayat okulunda iyi bir öğrenci ol diye. Senin için açtığı kucağın içinde kanatların güçlensin de rüzgarlar sert estiğinde karşı koyabil, kaybolma diye. Sen kanatlarını kırmışsın diyor, artık uçmak diye bir şey yok yaşam döngünde ve giderek küçülüyorsun bu yüzden düştün gözbebeklerinin siyahına. Göz bebeklerinle gözlerinin kaldığı yerdesin sana yabancı değil, sen seninle içindesin diyor peki diyorum sen kimsin, ben senin yitirdiğini sandığın inancım senin hayatta olmana sebebim, diyor. Ben gelmeseydim kaybolacaktın kendini bıraktığın bu boşlukta. Kanatların iyileşebilir, yeni kucaklar uçman için seni özgür bırakabilir, yüreğindeki kapanabilir, nehirlerine kuracağın köprüler oradaki savaşı kazanabilir, yeter ki sen yüreğine girmeme izin ver, kapatma dünyana al beni diyor. Ben inancım, ben umudum, ben sevgiyim, ben iyilikleri temsil eden her şeyim, herhangi bir isimle çağır beni, ben toplar tüm kimliklerimi gelirim diyor, yeter ki sen seç birini, fark etmez ne olduğu ama istersen inançla başla o en vefalısıdır bir tutundun mu hiç bırakmaz ellerini. Öylesine büyük bir yol açar ki güzel olan her şey geçebilir oradan. Benim geleceğim yok diyorum, hele sen bir çağır beni koy kalbinin bir hücresine diyor. bak ben geleceği nasıl örüyorum. Sen yeter ki yaşamak iste yoksa ölüm uzak değil sana. Mecalim yok ben böyle iyiyim bırak beni bu karanlığın koynunda diyorum burası garip bir şekilde sanki beni tamamlamakta. Kaybolmayı seçen sensin istersen yine seçip bulabilirsin yüreğini. O yok diyorum yalanmış ne yaşandıysa, hayır diyor o senin en gerçek parçan yaşanmışlıkta çizilmiş resimlere bakma geçer bu acın sen seni tamamlayan sevgiyi hatırla diyor, koy uzak bir zaman parçasına. Bir gün gelecek ve gerçek olup olmadığını zaman ispatlayacak sana diyor. Gerçekse içinizde yanan bir mum ışığında da olsa bulur onlar birbirini. Ben onsuz yaşamak istemiyorum diyorum oysa onunla olmak yasak bana. Yasaklar birer korunaktır diyor neden oraya alındınız bilemezsin. İkilemlerden yoruldum sonu yok diyorum, kaldır onları rafa unut yerlerini hatırlamak istediklerini ve şu an yapman gerekeni seç diyor. İçimden gidişini izlemek akıttı tüm kanımı diyorum acıyla baş etmenin bir tek yolu vardır kabul etmek direnmemek diyor. Ona gitmeliyim ama gidemiyorum onu sonsuza kadar kaybetmek ölümle denk diyorum. Ölüm aşkta saklı olan diriliştir diyor. Seçim senin, unutma ölüme uzak değilsin.
..
Eğretiydi sözlerin sevincime saplanan
İnanç mabetlerimde hoyrat gedikler açan
Gece trenlerinin bıçkın uğultusunu
Karanlıktan sızdırıp yüreğimde patlatan
Bir tiran kisvesinde kıyıcı bakışların
Buğulu gözlerime suskun katreler koyar
..
Başaramamak diye bir şey yoktur.
Gün gelir, en imkansız bile başarılır.
Yeter ki, inanç olsun!
Yeter ki, azim olsun!
Yeter ki, mücadele olsun!
Yeter ki, sabır olsun!
An gelir zafer senin olur!
..
Dilden dile inanç mı?
İnançtan dilllenmek mi?
İnanıştan uyanış mı?
Uyanıştan inanış mı?
Dayanıştan uaynış, uyanıştan davarnış mı?
Sahteden gerçek üretimi.
Gerçeği yozlaştırma...
..



