Zindan, toplu bir mezar makber,
Ayrıldılar yavrularım Burak ve Ömer,
Kabre girmekmiş, yaşarken ölmek;
Kefensiz diri diri gömülmek.
Buraya on gelir anca bir gider,
Zifiri gecelerden farksızdır Seher!
Suçsuzlar da buraya girermiş meğer!
Her saniye ömürden ömür gider,
Ahireti kazanmaya değer.
Hüküm giymek ya da tahliye;
Yaşamla ölüm arası ince perde.
Düştüm Biçare bir derde;
Hani nerde sevdiklerim nerde?
Bir resim bir nağme olsa da;
Sürsem kanayan yarama.
Haram olmasaydı eğer ;
Çıkardı bir bir cesetler.
İyi ki din var iman var!
Kalbinden geçeni duyan var!
Yoksa ne yapmaz ki insan ,
İnsanın mayasında varken İsyan.
Ümitsizliğin zirvesi intihar ;
Dinde yasak haramdır zinhar !
Beton yığınında toprağa hasret ;
Rabbim der kuluna; kulum sabret !
Çelikten devasa kapılar ,
Çat diye üzerine kapanırlar .
Sabah akşam gelir gardiyanlar ,
Toplanın, günde iki kez sayım var .
Türlü türlü bakışlar;
Birinde acıma, birinde kin var .
Daracık yer kalın duvarlar ,
Kurtuluş ancak içten dualar .
Ne tırmanabilirsin, ne atlanır ,
Gökyüzü bile senden saklanır.
Koşmak istersin yorulmak pahasına,
Git gel on adım, izin yok dahasına .
Üst üste bindirilmiş ranzalar,
Arada kılınır vakitli namazlar,
Derinden ızdırap terennümlü dualar,
Boynu bükük garipler ağlar.
Uzaklardan okunur sala günlerden cuma ,
Gönüllerde matem, bilmem kaçıncı hafta .
Rüyalar, rüyalar, çoğu kabus,
O yüzdenmidir demişler Mapus !
Arada Ümit desenli rüyalar,
Tevile çalışır bütün mahkumlar.
Yüreğim gelde bu ayrılığa dayan,
Yok mu bir haber mektup gardiyan !
Gelir uzaklardan yar yaran,
Sadece kırk dakika akıllara ziyan !
Üşüyorum ,üşüyorum temmuz sıcağında ,
Bilmem ki kaç mahkum geçti yatağımda .
Geçtikçe zaman insan alışır ,
Yatak yorgan bedenine yapışır.
El ayakla,saç sakalla yarışır.
O nazik ellere kalem yakışır,
Nasıl yıkanır o ellerle çamaşır.
İnsan zamanla ona da alışır .
Var burada herkesin bir hikayesi ;
Kimi ölmüş babası, kimi hasta annesi,
Kimi küçük yaşta yetim kalmış ,
Kimi ardından yetim bırakmış .
Ah Muradıma eremedim diyen ,
Erip, yarin hasretini çeken .
Haksızlığa karşı müspet direnen ,
Dayanamayıp Zalimlere söven .
Keşkelerle dizini döven ,
Ruhu sıkılıp tırnağını sindiren ,
Yaşadığına şükredip sevinen,
Çay bardağında zamanı eriten ,
Ekmeği aşk ile kemiren .
Ümitle beklenen o Saadet ;
Ya ölürsem getir şehadet !
İki deftere yazılır burada ;
Biri ahretlik, biri kalır dünyada .
Okunur hatim üstüne hatim,
Kimi hızlı, kimi santim santim .
Kantin günü çarşamba ,
Yaz bana da bu hafta,
Bir mevlit okutayım burada ;
Bu diri canlı mezarda !
Kimi okutur doğan bebeği için ,
Kimi geçmişine ağlar için için.
Güneşe Hasret geçer gündüzler ,
Ay görünmez, zifiri geceler .
Olsa da bir yıldız gözün takılsın ,
Hüzne bir tutam Ümit katarsın.
Akşam olur yenillir topluca yemek ;
Bir bardak çay biraz gülmek gerek!
Yiyebildiysen bir lokmacık ,
Uyu, yoksa geçmez zamancık!
Ne ağır imtihan Ya rabbi !
Ölüme terk edilmek sanki.
Her hafta kapalı görüşte ,
Elde telefon gülüşler sahte;
Bakmayın bana gülüyorum;
Halbuki Her lahza ölüyorum.
Size verdim bir yudum Saadet,
Bana kalan kocaman Gurbet!
Sorular beynimi kemiren sorular,
Kim kime Bunu neden yapar ?
Attıran insanmış ,yatan insan ,
Hayvana yapmaz bunu hayvan.
Ne gelen var ne giden.
Üç ay oldu son giden.
Gelmeyecekse tahliyem;
Islansın o vakit seccadem.
Üzülmeyin yavrularım sabredin,
Tüllenmesi yakın ilahi adaletin!
Bilgehan ışık
Çay ŞairiKayıt Tarihi : 12.3.2022 11:01:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!