Bir zarfta unuttum seni;
açılmamış bir cümleydin,
hiç damgalanmamış bir özlem gibi
gönderilmeye cesaret edilemeyen.
Masanın sol köşesinde kaldın,
Yapayalnızım,
duvarlar sesimi geri verirken,
kendi gölgemden bile uzak hissediyorum.
Zaman, önümden ağır bir nehir gibi akıyor,
ellerim boş, kalbim yorgun.
Yol uzuyor —
siyahın tonları arasında kaybolmuş bir melodi gibi.
Camdan yansıyan yüzüm,
geçmişle şimdinin arasında donup kalmış.
Bir keman çalıyor içimde,
Geceler katran karası geceler…”
Teraziye koyarsın yalnızlığı, hangisi ağır gelir bilemezsin; sen mi seçtin yalnızlığı yoksa yalnız mı bırakıldın!
Gönül terazisinde en çok hangisi ağır tarttı, geriye sana kar kalan uçsuz bucaksız, gözünün alabildiği kadar zifiri karanlık...
Ve üşümek, sebepsiz bir yerde güneş doğuyormuş, bir çiçek güne selam veriyormuş, bir yaprak, bir böcek, bir ot kokusu da varmış falan filan…
Ben bilmem bunları.
Geceler katran karası geceler…”
Teraziye koyarsın yalnızlığı, hangisi ağır gelir bilemezsin; sen mi seçtin yalnızlığı yoksa yalnız mı bırakıldın!
Gönül terazisinde en çok hangisi ağır tarttı, geriye sana kar kalan uçsuz bucaksız, gözünün alabildiği kadar zifiri karanlık...
Ve üşümek, sebepsiz bir yerde güneş doğuyormuş, bir çiçek güne selam veriyormuş, bir yaprak, bir böcek, bir ot kokusu da varmış falan filan…
Ben bilmem bunları.
Tanrım, senden aşk dileniyorum:
çünkü kalbim kendi ağırlığını bile taşıyamıyor artık.
Zaman erken davranırsa,
dudaklarımda mühürlü kalır
en parlak sözlerim
Akşam olurdu.
Bizde saatler kapıyı beklemezdi,
bekleyen bendim.
Bazı evlerde
babalar anahtarla açardı akşamı,
poşetlerin içinden
Ellerimden süzülüyor zaman,
Bir kum saati değil artık,
Bir yarık gibi,
Derinleşen bir hatıra mezarı.
Tutmaya çalıştıkça kanıyor avuçlarım,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!