Ağzına kadar dolu tasa
Taşırmadan elini batırır gibi yumuşak
Ve dalgalı bir denize adım atar gibi korkak
Topuklarımın değil kalbimin ritmini duyuyorum.
Toprak altında fısıldayan ağaçları duymak
Çayımın buharından yayılıyor havanın sisi
Bir serçe yemiş uzaktaki dalın meyvesini
Toprak kırıyor meyvenin çekirdeğini
Daha çok kırıldığından acıymış içi
Bir halı örmüşler kiraz ağacında
Bastırmıyor kulağımdaki müzik şehrin gürültüsünü.
Yürüyorum aynı yolda her günki gibi.
Yolun kenarında birkaç ağaç,
Yan tarafındaki cadde doğrultusunda sıra sıra,özenle kondurulmuş oraya.
Koskoca caddenin pisliğini temizleyecekmiş ha ha.
Yürüyorum dedimse öyle peşi sıra değil.
Boğulur mu toprağın altındaki solucan,yağmur yağınca?
Hangi kaktüs yanar,güneş açınca?
Nerede yaşar kutup ayısı,soğuk beyazdan başka?
Peki ya ben kardeşim?
Ben,
Yağmurda toprağa tırmanmaya üşenen solucan,
İnce düşünce arıyoruz sokaklarda
İnceldiğinden ötürü görülmeyen
Yarım bırakıyoruz çayımızı bardakta
Şekerini atmayı özlediğimizden
Eskiden de olmadığı gibi yine tadı yok hiçbir şeyin
Göğünü sıvamışlar,
Göz kırpınca kör oldun sanmışlar.
Kelimelerini yırtmışsın boğazın yerine
Suskunluk demişler,haykırışınmış.
Yerin çekebileceğinden ağırmış,
Bir yıldırım ateşi karıştırıp sesine
Haykırdı ağzı alabildiğince
İki cam arasında yok oldu yankısı
Boğuldu havasız kalarak.
Bir volkana düşecek kar tanesi çaresizliğiyle
ŞEHRİN İSLİ ADAMLARI
Yaşadığına kefil nabzın dahi emin değil
İçindeki kentin astımı vardı fabrikalarından
Söndürdüğün sokak lambaları kelebekler kör olduğundan
Göz kapaklarından çelme taktığın düşüncelerin
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!