Kendi ruhuna tecavüz ediyor , insanoğlu. Ve hiç bu kadar böbürlenmemiş , kibirlenmemişti insanoğlu. Paranın beş dakikalık sex şehvet arzusuna , erken boşalma sorunu yoksa tabi . Bu kadar köleleşmemişti insanoğlu. Sinmiş ve sümsük bir insanın son isteğinde bile bu kadar can bulmamıştı hep bencil varlık. O ne zaman bir inanç yaşam tarzı haline geldi? Nicedir suskundu. Halini soran yoktu. Güneşi selamlayan her canlı ona küfrederdi. Şimdi ne oldu da şımarık bir oruspu halini aldı. Varlığın ölümcül şakalarından bıkmadın mı? Görmüyor musun seninle alay ediyor! Varlığın saltanatı, iştahı tatmin olmamış bir fahişe edasıyla ortalarda dolanıyor. Cehenneme çok az kaldı. Yorgunluğun ve serzenişin bu sebepten insanoğlu. Peki neden? Tabii sizin yüzünden diyeceksin. Acının sonlandığı yeri hatırlıyor musun? Hani her yanından zevk suları akıyordu, şehvet ruhunu zehirliyordu. Ritimsiz duygularla aklına hangi varoluşlar düşmüştü o zaman? Hangi ülkeydi burası? Hangi zamana aitti? Hatırlarsan bel altındaki beynin, omuz üstündeki beynini kabz etmeden önce: "Neden ışıktan uzak tüm çocuklar.” demiştin.
Anlamış olmalısın ki her soru karanlığa açılan bir kapı. Tam da varlığın anlam kazanmaya başlamışken ağlamaya koyulduğun bir kapı. Tıpkı melekler gibi gözyaşlarından çiçekler tomurcuklanıyordu. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, cevaplarını alamadığın o deli edici kafa sikici sessizliğin içinde debelendin duruyordun. İşte bu yüzden sen sen değilsin. Sen yarraktan akan küçük bir atomun son sözlerisin. Bu maksatla yaratıldın, sadece cevapsız sorular için… Yaşattıklarından sonra… Nasıl hissediyorsun? İyi mi? Emin misin? İyi hissetmek diye bir şey yoktur. Görünen o ki tek iyi hisseden Allah.. Bizden sadece ibadet mi bekler? Hayır! Allah senden kendisinin bilinmesini istiyor hatta bunu sana emrediyor.
Planlar, amaçlar, adanmışlık, fedakârlık, körlük ve teslimiyet. Hepsi senin hizmetinde artık… Biliyorum, Korkmuştun ve yalnızdın. Evrenin tüm sorularıyla baş başa kalan sen tam bir müptelaydın. Aşk, sex, para, alkol ve Çaresizlik. Yoksunluk yoksulluk. Yurtsuzluk. Kimsesizlik. Yeryüzüne fırlatıldığından beri bu haldesin. Sadece farkında değilsin.
Artık farkına var sikilme insanoğlu... Serdar Gürbüz
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta