Zenciyim ben
Gece gibi
Afrika’nın derinlikleri gibi kara.
Köleydim her zaman
Saray basamaklarını temizledim eski Roma’da
Washington’da ayakkabı boyamaktayım şimdi.
Yüreği ağzında bir çocuk
Gibi alırken kalemi elime
Beceriksiz, acemi ve olasıya
Yapayalnızım her defasında
Bu sonuncu olsun diyorum
Devamını Oku
Gibi alırken kalemi elime
Beceriksiz, acemi ve olasıya
Yapayalnızım her defasında
Bu sonuncu olsun diyorum




:-)Allah kolaylık versin Paşam:-)
Sayın BEHRAMOĞLU' na saygılar çevirisi için, Seçici Kurul' a teşekürler.
Bu kara şiirde benden olsun
YA BİLAL DUYSAYDI
Günler sayılmakta bir bir
Umutlar tükenmekte
Bilal’ in yurdunda
Kara Afrika’nın
Kara bahtlı çocukları
Açlıktan; Ölümü beklemekte
Koskoca Dünya
Nasıl da yan gelmiş yatıyor
Bilal’ in yurdunda
Güneş her gün
Umutla doğup
Gözyaşıyla batıyor
Bilal olmak
Bilal’ in yurdunda
Doğmak
Bilal’ in yurdunda
Çocuk olmak
Kara Afrika’nın
Kara bahtlı çocukları
Açlıktan ölmeden
Son kez olsun doysaydı
Zalim Dünya
Senin bu haline
Kahrolurda
Resul’ün Müezzini
Hz. Bilal duysaydı.
Yüksel Erentürk YILMAZ
İnsanın ruhunu, varlığını, bedenini yine bir insanın silmeye çalışması kadar alçakça bir durum olamaz...
ki...
yeryüzünü kirleten bulutlarda,
bu gidişattan beslenmekte değil mi zaten....
tebrikler...
Başta çevirinin hangisi olsa da (Osman Tuğlu bey’in ki dahil) şiir çok güçlü ve öyle de vurucu ki yüreklere. Tabii gözü kara, yüreği kara siyahların, zencilerin çektiğini ne bilsin ki!
Zencileri, şu dünya’da kapitalisti mi dersiniz, hükümdarlıklar mı? İdeolojiler mi, inançlar mı? Ruhu mu, bedeni mi? Kemiği mi, kanı mı? Evet zencilerin sömürülmedikleri duyguları ve emilmedikleri kanı kalmadı şu kör olası dünya da.. Şair ne de vurucu dile getirmiş… Şaire, şiire saygıyla.. Ataol Behramoğlu ve Osman beye, Seçici Kurula teşekkürlerle…
Sanıyorum İngilizceyi çeviri yapabilecek nitelikte bilen başka bir şair, Atol Behramoğlu’nun mu yoksa Osman beyin çevirisi mi?... şiirin özüne uygunlukta fikrini bize verebilir…Doğrusu çevirinin ikisi de akıcı ve güzel! Ayrıca Osman bey mutlaka gözünüze çarpmıştır, ufak bir harf olsada titizsiniz bilirim…”Beçikalılar” =’Belçikalılar’ olacak sanıyorum..
Çeviri bir meslek, çeviri bir uzmanlık ve çeviri bir ‘etik’liktir. Çeviri bir ahenkliktir. Nasıl ki bir fırıncı, duvarı sağlam öremezse; duvarcı ekmeğe tam o tadı veren hamuru yoğuramaz. Fırıncının yoğurduğu hamuru, ekmeğe verdiği tadı ise eğer şiirleştirir İngilizceye çevirtirsek o çevirmenin çeviri niteliği yanı sıra fırıncılıktan iyi anlaması gerekir. Siyaseti, edebiyatı, sosyal toplumsal yapıyı ve sair bilmeyen ya da bilip bunlarda kendi boyutunun dışına çıkamayan, etiğe bağlı kalarak o alanlarda çeviri işini tam beceremez, içine eder..
(Çeviride ki ‘etek’lik den kastım, ana metnin aslına ve özüne bağlı kalarak çeviri yapma eylemidir!)
Daha somutlukla, eğer siz hukuktan anlamıyorsanız, diyelim ki ekonomistseniz hâkimin verdiği kararı Türkçeden, Fransızcaya ya da onlardan Türkçeye çeviremezsiniz. Çünkü hukukun herkes tarafından bilinmeyen kendi terimleri, dili vardır.
Bu edebiyat, roman, şiir için de aynıdır. Üstelik bunların içeriğinde ki kültürü, mayayı/hamuru, tadı, mesajı vs algılama ve algılananı onun özüne sadık kalarak başka bir dile aktarma evet kolay.. hiç kolay değildir…
Bu gerçekler bazında, şu acaba kendi lisanı ya da yöresinin şivesi ötesinde yabancı bir dil bilmeyenler, bu denli nitelik isteyen çeviri konusunu ha bire adeta yoksunluğun aşağılanma duygusunu bastırmışlıkla çok ucuz hüküm sürüyorlar, yorum yapıyorlar. Neden? Ne o ‘gardaş’, ‘ülkedaşım’ şair, korkunuz/çekinceniz/karşıtlığınız sizin şiirinizin maalesef hiçbir zaman başka bir dile çevrilmeyeceğinden mi? Nedir, bir samimice şunu bir anlatın bilelim?
Biz demiyoruz ki bir çevirmen ya da bir yabancı dil bilen, diğerlerinden bulunduğu konum/fonksiyon vs den daha üstündür… Ancak kardeşim siz neden ha bire burada çeviri olduğunda argüman/gerekçelerden yoksun; yok şu bu diyorsunuz ki?
Şimdi yani biz zenciyi anlamayı bıraktık; onun için yazılan bir dünya şairinin şiirine de mi karşı çıkacağız… Dünya, ne anam kadar sevdiğim Türkçeden, ne de Arapçadan ibaret değil sanıyorum..
Biraz evrenleşelim..güzelleşelim…kardeşleşelim dünya insanıyla, şairiyle buluşalım..Evet en büyük eksikliğimiz olan özellikle edebiyata, şairlikte..biraz ..biraz daha gayret.. bakın dünyaya gözünüz açılsın, niteliğinde ki zihin egzersizliği eylem bulup düşüncenizde size esneklik versin ve korku güdülerinden sizi biraz arındırsın…ruhunuz daha da renklere, farklılıklara açılsın… Daha da yiğitleşip, güzelleşeceğinden eminim… Neyse… nokta..nokta...
Ve madem şu an bir fırsatla antolojiye girebildim… bu yorum ardından ‘Ben Kenyalıyım’ diyorum…
Saygılarla..
Nadir Sayın
Ben Kenyalıyım!
Dünya’ya aç olmaya geldim
Kıtlık diyarı Kenya
Tohum yok ekine
Su çamurludur içime
Kelleş toprak ana
Katımı katı, kireçli
Bırakmıyor ki
Bitki köklesin dibe
Dünya’ya hiç olmaya geldim
Anam ölümden kaçmış
Üç bin + kişilik ve üç çadırlı
Bir milyon sivrisinek
Sığınma kampına
Ter kokusu sinmiş tenlere
Ömer dostun Şükran misali
İçleri kavuran alevli esinti
Gel de bedene hadi dur de
Dünya’ya göçmeye geldim
Birde sen gel;
O yeryüzünün
Üç bin metrekarelik
Tanrı hariç kimsenin bulunmadığı
Kuşun uçmaya dermanı olmadığı
Yılanların insanı sokmadığı
Akrep zahirinin kana dinmediği
Toplama, pardon sığınma kampında
Uzaylılar olarak gördüğümüz yaratıklara
Ellerindeki silahları yenir mi acep diye
Baktığımız
Ve tırnaklarımızla toprağı kazıdığımız
Bu yaşamda
Ana rahmine düş!
Biz Freud’un tanımını bilmeyiz
Fromm kimmiş?
Herhalde bir dinsiz
Maslow mu? Bir komünist!
Ama kuramlarına göre
Biz de insanız!
Dünya’ya denekliğe geldim
Bana deseler ki sen nereli sin?
Ne sandın! “yurtsuzum demem”
Öğünerek: “Kenyalıyım! ”
Atam Dünya’ya köle
Ben ise açlığa geldim
Kıtlığa geldim
Hiçliğe geldim
Sömürülmeye geldim
Sille-tokat yemeye geldim
Amma… Bana kimse vatan haini diyemez
Yurtsuz dünya’ya gelmedim
“Ben Kenyalıyım! ”
Nadir Sayın
Hollanda, 3 Temmuz 2006
Ben sizin renginize,
malınıza mülkünüze,
bakmam kaşınıza gözünüze,
bakarım gönlünüze demedi mi?
Bırakın şeşi beşi,
bak ezan okuyor Hazreti Bilâl Habeşi.
Duyun artık duyun,
birazda gerçekleri yazın
gerçekleri okuyun.
Adalet var mutlaka,
ha burda ha orda.
Güzelmiş. Ataol Behramoğlu da iyi çevirmiş.
seçici kurula teşekkürler,
Ataol Behramoğlu çeviri yaparken zencilere de türkü söyletmiş ya helal olsun ona.
Her neyse,şiir zencilerin tarihçesinin acı bir parçası,daha doğrusu insanlğımızın acı bir parçası.
İnsanlığa yakışır daha güzel günler dileğiyle.
Fikret Şahin
Zencileri, Kızıldırilileri, haritadan silinen iki Japon şehrini kimsenin unuttuğu yok.
Ama eziklik edebiyatına da lüzum yok.
gelirken kimse bize bir şey sormadı seçeneklerimizle ilgili..amma geldikten sonra,insanlar biraz da seçimleriyle ve kendileri için seçtikleri cümlelerle 'yafta'lanıyorlar.. bunu bizzat bir zenci bacı gardaş dümdüz giderken ,'ben zenciyim adamım! bana herşey mubah!' dediğinde daha iyi anlamıştım,zenciliğini kendi deliliğine siper etmek isterken yani..
oysa malcolm x öyle dememişti, yani; 'by any means necessary' demişti,insanlığını ve sahib olduğu hakkı 'diğerleri'nin gözüne gözüne sokarken..
yani ki, 'diğeri' olmak ve diğeri olurken de 'kim' olacağımız, bizim seçimimizdi bir yerden sonra.. ama sadece bi yerden sonra.. :)
ben küçükken,babam, Romilos amca'yı arar ve onun 'noel'ini kutlardı.. Romilos amca da -toprağı bol olsun- onun kurban ve sair ramazan bayramını..eskiden böyle bir 'diğeri,öteki,zenci' kavramı yoktu toplumumuzda yahut daha azdı.. bazen özlüyorum o günleri..asla geri gelmeyeceğini bile bile..zaten geri gelmeyecek şey özlenir değil mi.. :)
'zenci'olmak biraz ötekileştirmek,diğer'leştirmekse yek diğerini hepimiz zenciyiz galiba.. :) hem maruz bırakan hem de maruz kalan olarak.. yine de içimden diyorum, 'diğeri yok benim için.. öteki diye bir şey yok..biz'iz işte..' ve içimden bi adam bağırıyor buna iman etmek için, olanca ayaz sesiyle, 'by any means necessary!'
romilos amcamın yadigarı içimizdeki isevi kardeşlerimizin noel'ini kutluyorum..
Bu şiir ile ilgili 37 tane yorum bulunmakta