Zenciyim ben
Gece gibi
Afrika’nın derinlikleri gibi kara.
Köleydim her zaman
Saray basamaklarını temizledim eski Roma’da
Washington’da ayakkabı boyamaktayım şimdi.
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Langston Hughes,
1902-1967
Amerika Birleşik Devletleri’nin en ünlü siyah şairi, veya bir deyimi Harlem’in şahşairi, yada siyahların şahşairi (Melik ül şuara) olarak bilinmektedir.
Şiirin en belirgin özelliği; Harlem’den, kuzeyden, ırkçılıktan, gurbetten, ve aynı anda siyahların onur ve gururundan bahseder. Ama onun en asil çabası da - ilk beyazlardan başlayıp- siyahların üzerine gelen geçmişten kalma, basma kalıp yanlışlıkları ortadan kaldırmaktı.
Şiirinin diger özelliği ’’Amerika ve Afrika’nın’’ müziğini, veznini ve uyağını şiirlerinde harmanlamasıdır. Bir çok şiirinde hafif caz, hızlı caz, öz caz, ve Boogi Woogi hissediliyor. Ve bazılarında da bunlara bir de gülük sokak dili (argo) eklenmektedir.
Şiirin yanı sıra, yoğun edebi çalışmalarına - yazı, makale, hikaye, oyun yazarlığı ve çocuklar için hikayeler vs. de eklenebilir.
Yakında çıkacak olan şiir kitabımda çeviri örnekleri bölümünden onun şiirlerinden bazılarını çevirdim. ’’Yayımlanamaz’’ da onlardan biridir.
Aşağıda yukarıdaki şiirin diğer hali ile ikisini de sizlere sunuyorum
Selamlarımla,
Behruz Dijurian
Zenciyim ben.
zenciyim ben,
siyah, tam gece gibi siyah
siyah, Afrika’nın derinlikleri gibi
köle oldum;
Sezar basamaklarını silmemi söyledi
Washington’un çizmelerini ben parlattım.
işçi oldum;
Piramit’leri yukarıya çıkaran benim.
Woolworth gökdelenin harcını ben kardım.
şarkıcı oldum;
ve Afrika’dan Georgia’nın uzantısına kadar
hüzünlü şarkılarımı taşıdım.
Ragtime’i yapan benim.
Kurban oldum;
Kongo’da, Belçikalılar ellerimi kestiler
ve Texas’ta hala linç ediliyorum.
zenciyim ben
siyah, tam gece gibi siyah
siyah tam içimdeki Afrika’m gibi.
''Yayımlanamaz''
hakikaten de facia olurdu
eğer ki Mesih dönse de
derisi bizim gibi siyah olsa!
Tanrı bilir Amerika Birleşik Devletlerinde
kaç tane kilise vardır ki
o içinde namaz kılamaz
çünkü siyahlar
ne kadar da kutsal olsalar
o kiliselere girişleri yasaktır
çünkü o kiliselerde mezhep yerine
ırkı hesaba katarlar.
şimdi git istersen
bunu bir yerlerde söylemeye çalış
ki kim bilir belki de
seni de çarmıha çekerler
aynen İsa Mesih gibi..!
Langston Hughes
Türkçesi: bd
Aslına bakarsanız biz zencileri de sevmeyiz ya vicdanımızı rahatlatma seanslarımıza denk geldi zenci şiiri..
yüzüm-gözüm kapkara..
kendi dilinde yazacak kadar büyük acıları olmalı insanın.. galiba haklıdır son yorumcu, acılarım ne kadar sun'iymiş beh..
Şiirin orijinalini buraya astığı için Suyun Ayak Sesi'ne teşşekür ederek başlamak istiyorum.
Osman Tuğlu'yu şiiri orijinaline çok daha uygun çevirdiği için de aynı şekilde teşekkürleri borç biliyorum.
Şiirin Orijinalini gördükten sonra Ataol Behramoğlunun bu şiiri çevirirken başka bir şiir mi okuyordu acaba demekten de kendimi alamadım malesef.
Şiirin;
''Bir şarkıcı oldum:
Afrika'dan Georgia'ya bütün yollardan
Kederli şarkılar taşıdım.
Caz yaptım. ''
kısmında ;
''Afrika'dan Georgia'ya '' olarak çevirseydiniz çeviri orijinaline tam uygun yapılmış olurdu.
Buna rağmen,dediğim gibi Ataol Behramoğlu'nunkinden yüz kat daha iyiydi teşekkürler.
Saygılar.
Fikret Şahin
Negro
I am a Negro:
Black as the night is black,
Black like the depths of my Africa.
I’ve been a slave:
Caesar told me to keep his door-steps clean.
I brushed the boots of Washington.
I’ve been a worker:
Under my hand the pyramids arose.
I made mortar for the Woolworth Building.
I’ve been a singer:
All the way from Africa to Georgia
I carried my sorrow songs.
I made ragtime.
I’ve been a victim:
The Belgians cut off my hands in the Congo.
They lynch me now in Texas.
I am a Negro:
Black as the night is black,
Black like the depths of my Africa.
L. Hughes
Yazdıklarımı iyi okuyup anlıyamamışsın...Sen farkın farkına varacağına rûhunun deli dolu , her çiçeğe konup kalkan bir sonraki çiçeği bir öncekinden farklı bulan HERCAİ tabiatlı bir olduğunun farkına var...Saçma sözlerini matah bir şey sanma...Ben diyorum ki Hadımağası yapılanlar belki İSTEĞE BAĞLI olarak yapılıyorlardı...Ceza olsun diye ZORLA hadım edildiklerini,sonra da servet içinde yüzdürüldüklerini biliyor muyuz...? Belki GÖNÜLLÜ olarak eneniliyorlardı veya Afrikadan hadım olarak gelenleri seçiyorlardı kim ne biliyor...Zorla hadım edilmekle servete garketmek birbiriyle çelişen şeyler...Sen farkı fark etmiyor serseri tabiatlı olanların gittiği yolda giderek DALDAN DALA KONUYORSUN...Sağlam gönül sağlam gönüllü birini bulur bağlanır...HERCAİ , DUYGULARINA SAHİP OLAMIYAN, ŞAŞKIN ZIRTAPOZ olmaz...Söylediğin şahısların şiiri de mutlak seninkiler gibidir...Onları bulup okuyacağım...Delice hareketlerin ismini FARKI FARKETMEK olarak tanımlama...
Orijinalini bulabilseydim şiirin çevirisini bir de ben yapacaktım ama Osman Bey'in çevirisini beğendiğimden vaz geçtim.Şiirin gerçeğiyle ne kadar uyumlu bilemeyeceğim malesef ama en azından zencilere türkü söyletme gibi bir hata yapmamış :).
Şiirin gerçeği ,Osman Beyin çeverisi kadar ahenkli ve güzel mi yazıldı onu da bilemeyeceğim.
İnsanlığın utanç kaynağı olan bu ırkçılık kavramını görmek istemeyen veya anlayamayan bazıları;bazı gerçekleri kabul edip, evet, bunu biz de yaptık,belki,daha da kötüsünü yaptık.
Onları sadece köle yapmakla kalmadık,ayrıca kasap gibi ,oralarını buralarını istediğimiz gibi kestik.Demek ki;bize anlatılan o güzel hikayeler ne olursa olsun,Osmanlının adalet ve insanlık kavramları kabul edilecek gibi değildi ve belki onun içindir ki ,yok olup gitti diyeceğine onu savunmya kalkmış kendi aklınca.
Saygılar
Fikret Şahin
Altıyüz küsur sene devam eden Osmanlı devletinde Haremağalarının sayısı da her padişaha bir veya birkaç tane olarak hesaplansa 34 adet veya bilemedin yüz adet olarak belirlenir ...Ve bunlar da servet içinde ve geniş nufuzlu olarak yaşar bir istekleri hariç hepsini uygularlardı...Amerikadaki veya başka yerdeki ZULÜMLE bunu kıyaslamak yerinde değildir...Hem , hadım edilenlerin de kimler tarafından , ne şekilde hadım edildiklerini veya İSTEĞE BAĞLI mi yoksa zorla mı hadım edildiklerini kim biliyor..?.Belki isteğe bağlı olarak yapılıyordu...Şimdi bile ben şöyle olmak istiyorum diyerek bıçak altına yatanlar yok mu...?Bizdeki bilemedin YÜZ sayısına nazaran Amerika'daki veya başka yerlerdeki MİLYONLAR...Mukayesesi bile olmaz...
yakışıyor yerine..
teşekkürler..
namık cem
Evet...Osmanlı Devletinde harem ağaları vardı...Erkeklik organları enenmiş...Fakat kimler eneniyordu...İyi biliyor muyuz...? Öyle gelişigüzel bir Afrikalı mı tutulup hadım ediliyordu ,yoksa ben çift kişilikliyim diyenlerden mi bulunup hadım ediliyordu...Veya şimdi olduğu gibi o zaman da Travesti ruhta zenciler yok muydu...? Her neyse erkeklik organı bir şekilde enenmiş olanlar seçilip Hadımağası yapıldılar...Öyle hadımağaları çıktı ki nufuzları , kudretleri SADRAZAMLARDAN fazla olanlar oldu...Sen bile onların yerinde olmak isterdin belki...Hadımağalarından biri yüzünden gâvurlara harp açıldı...Bunları bilmeden güya fikir ürettiğini sanan yanılır...Nerde bizdeki Hadımağaları nerde Amerikanın kökler dizisinin zencileri...Aralarında dağlar kadar fark var...Bizdeki Hadımağaları öldüğünde terekesinden binlerce kese akça çıkardı...Servet içinde ve padişahlara yakın hürmet içinde yaşıyorlardı ...Bunlar zulüm mü oluyor...
Bu şiir ile ilgili 37 tane yorum bulunmakta