Bakmayın siz benim böyle her şeye bir cümle kurduğuma,
Aslında ben, ağzı bozuk bir sükûnetin son mirasçısıyım.
Elimde bir valiz dolusu "belki",
Sırtımda ise "asla"lardan örülmüş o ağır hırka...
İstanbul’un vapur dumanına sakladım,
Hiçbir dilekçeye sığmayan o büyük haklılığımı.
Hangi masaya otursam,
Hesabı hep hayallerime kesiyor bu hayat.
Sanki bütün mutluluklar "fix menü",
Benim payıma ise hep o acı kahve,
Hep o soğumuş çay,
Hep o yarım kalmış sohbetin tortusu düşüyor.
Zaten biz,
Birbirimize iyi gelmekten çok,
Birbirimizin eksikliğini parmakla göstermeyi sevdik.
Sen, vitrinde duran o pahalı, o ulaşılmaz kristal;
Bense o vitrinin önünden geçerken,
Ceketinin düğmesini ilikleyen o orta halli mahcubiyet.
Şimdi kalkıp bir kenti baştan aşağı boyasak ne yazar?
Ruhumuzdaki o gri boşluğu kapatacak boya,
Henüz hiçbir hırdavatçıda icat edilmedi.
Sanki bütün sokak lambaları,
Benim karanlığımı daha iyi göstermek için yanıyor.
Aşk dediğin;
Birinin sana "nasılsın" demesine bin tane anlam yükleyip,
Kendi cevabında boğulmakmış.
Ve günün sonunda,
Cebinde kalan tek şeyin,
O hiç kullanılmamış, o paslı "özür dilerim" olduğunu fark etmekmiş.
Kayıt Tarihi : 23.2.2026 12:12:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!