Sarkacın o ağır kalbi, havada asılı kaldı birden,
Güneş, altından bir yara gibi dondu camın kenarında.
Sıyrıldık etin ve kemiğin o paslı, fani zincirinden,
Bir sonsuzluk uykusu var şimdi eşyanın damarında.
Gülün dudağında bekleyen o titrek, ağır çiğ tanesi,
Düşmeyi unutmuş da, öylece parlıyor kendi hiçliğinde.
Ne zaman sızıyor içeri, ne ölümün o soğuk nefesi,
Sırlandık seninle, kehribar rengi bir anın sessizliğinde.
Güzellik, solmadan hemen önceki o keskin, muazzam sızı,
Mermere kazınmış bir tebessüm gibi çürümez bu yüzde.
Dışarıda mevsimler öğütürken o telaşlı, kör yaldızı,
Çivilendi gözlerimiz, kanamayan, sararmayan bir güzde.
Bırak, dışarıda çürüsün dünyanın o fani bedeni,
Sustu bütün saatler, gün gömüldü o dipsiz kuyuya.
Kimse bulamaz artık, bu kehribarın içinde yiteni,
Biz çoktan daldık seninle, o ölümsüz, saf uykuya.
Kayıt Tarihi : 4.3.2026 15:02:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!