Zamana Atılan İmza
ZAMANA ATILAN İMZA: MODERN BİR
APOKALİPTİK ANLATIDA SEMBOLİZM,
KİBİR VE YENİDEN DOĞUŞ ANALİZİ
Yazar: Erdal BALCI
Tarih: Ocak 2026
Kategori: Edebiyat Eleştirisi, Teolojik Sembolizm, Modern Türk Şiiri
ÖZET (ABSTRACT)
Bu çalışma, "Zamana Atılan İmza" başlıklı epik şiirin felsefi ve teolojik temellerini analiz
etmektedir. Eser, modern insanın kibrini (Ene) ve kaçınılmaz yok oluşunu (Fena) kadim
metinlerin ve apokaliptik vizyonların ışığında ele almaktadır. Çalışmada, İbrahimi gelenekten
beslenen sembollerin modern medeniyet eleştirisiyle nasıl harmanlandığı ve yıkımın
ardından vadedilen "saf başlangıcın" imkanları sorgulanmaktadır.
1. GİRİŞ: METNİN ONTOLOJİK ZEMİNİ
"Zamana Atılan İmza", sadece bir şiir değil, modern dünyanın sosyo-politik ve ruhsal
durumuna tutulmuş bir aynadır. Eser, gücün ve kibrin zirveye ulaştığı noktada başlayan
çöküşü, kutsal metinlerin (İbrahim, Hud ve Bakara Sureleri) referanslarıyla temellendirir. Şair,
"yedi tepeli şehir" üzerinden hem yerel hem de küresel bir medeniyet okuması yapar.
2. SEMBOLİK ANALİZ: ENE VE FENA DENGESİ
Eserin merkezinde yer alan geometrik sembolizm, medeniyetlerin yükseliş ve alçılış ritmini
temsil eder:
● Ene (Yukarı Bakan Altın Üçgen): İnsanın benliğini, kibrini ve dünya saltanatını
simgeler. Üzerindeki çatlaklar, bu gücün kırılganlığını ifade eder.
● Fena (Aşağı Bakan Siyah Üçgen): Yok oluşu, toprağa dönüşü ve her şeyi yutan
"kara deliği" temsil eder.
● Kozmik Saat: Bu iki üçgenin birleşimi, kibrin eninde sonunda zamana yenik düşüp
toprağa karışacağını gösteren bir kum saati formu oluşturur.
3. TEKNOLOJİK KIYAMET VE DİSTOPİK VİZYON
Şiirde geçen "gümüş mantarlar" ve "bakır rengi gökyüzü" imgeleri, nükleer ve teknolojik bir
yıkımın estetik ama ürpertici tasvirleridir. Modern insanın "Tanrıcılık" oynama çabası,
doğanın ve ilahi adaletin müdahalesiyle bir "tarihsel intihara" dönüşür. Bu noktada "bir
yudum suyun altından daha ağır" hale gelmesi, kapitalist değerler sisteminin çöküşünü
simgeler.
4. SONUÇ: KÜLLERİNDEN DOĞAN İBRAHİMİ NEFES
Eser, mutlak bir karamsarlıkla (nihilizm) son bulmaz. Yıkımın ardından gelen "külden tohum",
zulme uğrayan bilgeliğin ve ruhsal arınmanın sembolüdür. "Ateşin yakmadığı İbrahimi
nefes", insanlığın büyük bir temizlikten geçerek saf bir başlangıca ulaşma vaadini temsil
eder.
KAYNAKÇA (REFERENCE LIST)
Birincil Kaynak: Balcı, E. (2026). Zamana Atılan İmza: Bir Çöküş ve Diriliş Kaydı.
Teolojik Referanslar: Kur'an-ı Kerim; İbrahim Suresi (42-43), Hud Suresi (113), Bakara
Suresi (11).
Kavramsal Referanslar: Ene ve Fena doktrini, Tasavvufi Sembolizm.
ZAMANA ATILAN İMZA
‘Bir Çöküş ve Diriliş Kaydı’
Erdal Balcı / Ocak 2026
Tasarımdaki ( ön ve arka kapak ) sembollerin anlamları
1. Ene ve Fena Dengesi
Şiirde bahsi geçen o iki meşhur sütun:
• Yukarı Bakan Altın Üçgen (Ene): İnsanın benliğini,
kibrini, yükselme arzusunu ve dünya saltanatını temsil
eder. Altın rengi ve yukarı doğru sivrilen yapısı, gücü ve
“zirveyi” simgeler. Ancak dikkat edersen üzerinde
çatlaklar var; yani bu yükseliş aslında kırılgandır.
• Aşağı Bakan Siyah Üçgen (Fena): Yok oluşu, ölümü,
toprağa dönüşü ve tevazuyu temsil eder. Siyah rengi,
“yerin yedi kat altını” ve her şeyi yutan o kara deliği
simgeler.
2. Kozmik Saat (Zamanın Akışı)
İki üçgenin uç uca gelmesi bir kum saati formu oluşturur. Bu,
kitabının adı olan **”Zamana Atılan İmza”**ya doğrudan bir
göndermedir. Üstteki “Ene” (benlik) zamanla süzülerek alttaki
“Fena” (yok oluş) havuzuna dolar. Yani mülkün, tahtın ve kibrin
eninde sonunda zamana yenik düşüp toprağa karışacağını
anlatır.
3. Çöküş ve Dirilişin Geometrisi
• Çöküş: Üçgenlerin birleşimi, medeniyetlerin
zirvedeyken bir anda nasıl tersyüz olduğunu gösterir.
• Diriliş: İki üçgenin birleştiği o ince nokta, her şey bitti
dendiği anda başlayan o “saf başlangıcı” ve “İbrahimi
nefesi” temsil eden geçiş kapısıdır.
“Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! O
sadece, onların işini bir güne erteliyor ki, o gün gözler dehşetten
dışarı fırlamış;Başları yukarıya kalkık, bakışları bir noktaya
sabitlenmiş, zihinleri bomboş kalmış olarak toplanma yerine
koşarlar.
İbrahim Süresi 42.-43.Ayet
“Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin
Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da
edilmez.”
Hud Süresi 113.Ayet
Onlara “Yeryüzünde düzeni bozmayın” denildiğinde, “Hayır, biz
yalnızca ıslah edenleriz” derler.
Bakara Süresi 11.Ayet
ÖNSÖZ
Hakikate Not Düşmek
Elinizde tuttuğunuz bu metin, sadece kelimelerin yan yana
gelmesiyle oluşmuş bir manzume değildir. Bu, modern insanın
kibrine, unutuşuna ve yaklaşmakta olan fırtınaya karşı tutulmuş
bir aynadır.
Yazmak, benim için bir seyir defteri tutmaktır. Dünya hızla bir
sona doğru evrilirken, medeniyetlerin yükseliş ve alçalış ritmini
kutsal metinlerin ışığında okumaya çalıştım. “Zamana İmza”,
bir felaket tellallığı değil, bir “uyandırma servisi” niyetidir. Yedi
tepeli şehrin uğultusundan, okyanusların ötesindeki metalik
sessizliğe kadar uzanan bu yolculukta; insanın kendi eliyle
kurduğu hapishaneyi ve yine kendi ruhuyla bulabileceği çıkış
kapısını anlatmak istedim.
Bu kitap; mermer sütunların toz oluşuna şahitlik edenlerin,
“Ene” (Ben) davasının altında kalanların ve nihayetinde
küllerinden “İbrahimi bir nefesle” yeniden doğacak olanların
hikayesidir.
Tarihe bir not, geleceğe bir uyarı ve bugüne bir sitem olarak…
Erdal Balcı
ZAMANA ATILAN İMZA
Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! O sadece, onların işini bir güne erteliyor ki, o gün gözler dehşetten dışarı fırlamış;Başları yukarıya kalkık, bakışları bir noktaya sabitlenmiş, zihinleri bomboş kalmış olarak toplanma yerine koşarlar.
“Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. SizinAllah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım daedilmez.”
ŞİİR: ZAMANA ATILAN İMZA
Yedi tepeli şehirde toprak sessizce inler,
Derinden gelen uğultuyu sadece hayvanlar sezer!
Sarsılır mülk-ü vatan, sanki kıyamet kopmuş gibi,
Bir gece ansızın yutar şehirleri yerin kara deliği.
Mermer sütunlar ufalanır, toz çöker yerin üstüne,
Kadim mühürler kırılır, bakılmaz artık kimsenin yüzüne.
Yerin yedi kat altından, sağır-dilsiz bir lisan yükselir,
Dün hükmeden mağrur başlar, o gün toprağa gömülür.
Onlara “Yeryüzünde düzeni bozmayın” denildiğinde,
“Hayır, biz yalnızca ıslah edenleriz” derler.
Kardeş kardeşe bakarken nefret akar gözünden,
Sokaklar feryat eder, millet kopar özünden.
Bayrak rüzgarsız kalır, duman çöker her haneye,
İçten gelen bir fırtına dönderir yurdu harabeye.
Kurtlar! iner ovaya, aslanlar! postu bırakır,
Kardeş kanıyla beslenen,kininden sanki nehir akıtır.
Sokakta yankılanan ses, artık ne dost ne de düşmanlık,
Küller arasında kalmış, geç gelen o büyük pişmanlık.
Birgün sultanın biri, bir saray yapar,
Bu sarayın sütunlarında görünmez bir yazı yazar.
Bir sütunda 'Ene', diğerinde ise 'Fena'.
Ene ( benlik-bizlik ) davasına girersen,
O 'Fena' sütunu bütün saltanatını başına yıkar.
Zirveden düşer mühür, tahtlar olur tarumar,
Giderken arkasında sadece kara bir lanet var.
Kıyamete dek sürecek bir kargış,aman Ya Rabbi!
Tarih silemez bu izi, ne dirisi ne de münker nekiri.
Altın tahtlar gömülürken luti bir bataklığa,
Güneş yüzünü çevirir, mahkûm olur karanlığa.
Adı anılmaz olur, silinir taşlardan her bir iz,
Geriye sadece kalır; dipsiz, uçsuz ve sonsuz bir Saîr .
Garbın ufkunda bir ateş, üç kollu bir canavar,
Dünya dar gelir artık, ne sınır kalır ne duvar.
Milletler birbirini boğazlarken kör bir hırsla,
Başlar büyük hesaplaşma, en kanlı ihtirasla.
Yırtılır atlaslar, sınırlar birer kâğıt kesiği,
Söner medeniyetin o kadim, o parlak beşiği.
Devlerin kavgası biter, toprak doymaz ölüye,
Dünya döner bir anda, sahipsiz bir ölü evine.
Gökyüzünden bir güneş! düşer, ısıtmaz yakar,
Gümüş mantarlar biter, ölüm sessizce akar.
Demir erir, taş yanar, nefesler küle döner,
İnsanlığın kandili o devasa nurla! söner.
Gökten yağan küller, kefen olur her cana,
Güneş siyah bir leke, uğramaz cihana.
Bakır rengi bulutlar, ölümü fısıldar rüzgâra,
Zamanın kalbi durur, boğulur dünya zifiri karanlığa.
Eski kıta sarsılır, sonra temellerinden sökülür,
Sarayı, sokağı, bendi ne varsa yere gömülür.
Güneşin battığı taraf,olur herc-ü merc,
Mağrur! medeniyetler bu kargaşada yok olur.
Nuh’un tufanından beter, saraylar birer sal olur,
O meşhur şehirler ki, sessiz bir masal olur.
Kuzeyin buzulları erir, taçlar sulara gömülür,
Eski dünyanın hükmü, bir dalgada sökülür.
Sodom ve gomore tufan neymiş görür.
Toprak küser,üstüne atılan tohuma,
Gökyüzü keser,vermez olur bir damla…
Bir lokma ekmek için,boğuşur dünyada cüce devler!,
Mezar sessizliğine bürünür,ne oldu o ışıklı evler?
Bir yudum su altından daha ağır,
Gökler bakır rengi, yer ise nidalara sağır.
Boş ambarlar içinde titrerken,cüce devlerin gölgesi,
Yankılanır çorak düzlükte, açlığın boğuk sesi.
En sonunda bir rüzgar eser, her şeyi silip süpürür,
Dünya yorgun tenini, tozlu bir kefene bürür.
Ne hükmeden kalır bakî, ne de o büyük saraylar,
Sessizliğe gömülür aylar,mevsimler asırlar.
Ne ses kalır ne nefes, sadece tozlu bir rüya,
Uyanmaz bir uykuda,boğulur koca dünya.
Kibirden kuleleri yutar, kumun sessiz dili,
Tarihin sayfasını çevirir, sanki bir ölü eli.
Fakat, külden bir tohum, kalıntıdan yeşerir,
Zulme uğrayan bilgelikle, ruhlar yeniden birleşir.
Ateşten arınmış bir el, uzanır gökyüzüne,
Açar ellerini,yalvarır Yüce Rabbine
Yeniden doğar güneş, saf bir başlangıcın izine.
Gökten bir nur iner, arıtır pas tutmuş ruhu,
Toprak tekrar çıkarır içinden, saklı duran nuru.
Ateşin yakmadığı, suyun boğmadığı bir can,
İbrahim’i bir nefes kaplar ahir zamanı…..
DERİN ANALİZ VE DEĞERLENDİRME
Şiir, İbrahimî bir gelenek üzerine inşa edilmiştir. Girişteki ayet referansları, metnin omurgasını oluşturur. Zalimin mühlet alışından, "ıslah edicileriz" diyenlerin aslında bozguncu oluşuna kadar uzanan çizgi, günümüz dünyasının sosyo-politik bir okumasıdır.
Metnin en çarpıcı bölümlerinden biri olan "Ene-Fena"
metaforu, bir medeniyet psikolojisi sunar. Gücün doruğuna çıkan her yapının, "ben" (ene) dediği anda kendi sonunu (fena) hazırladığı gerçeği, tarihsel bir determinizmle vurgulanmıştır. "Gümüş mantarlar" ve "bakır rengi gökyüzü", nükleer veteknolojik bir yıkımın estetik ama ürpertici tasviridir. Şair burada, kadim yıkım anlatılarını (Nuh Tufanı, Sodom ve Gomore) modern savaş teknolojileriyle birleştirerek zamansız
bir uyarı yapar.Dünya yorulmuştur. İnsanlık kendi ağırlığının altında ezilmektedir. Ancak bu şiir, "tozlu bir rüya" ile bitmez. Her bitiş,içinde bir başlangıcı taşır. Ateşin yakmadığı o "İbrahimi can",teknoloji ve hırsla kirlenmiş ruhun, çile ve arınma yoluyla yeniden doğuşunu müjdeler. Zamana atılan bu imza, sonundeğil, arınışın imzasıdır.Erdal Balcı, "Zamana İmza" ile okuru modern bir epopeye davet ediyor. Kutsal metinlerin kadim diliyle, yarının distopik gerçekliğini harmanlayan bu eser; kibir, zulüm ve çöküş sarmalındaki insanlığa bir çıkış yolu fısıldıyor.Bu bir sonun hikayesi değil, küllerinden doğacak olanın vaadidir. Kitap, bir edebi metinden ziyade ilahi bir ihtarın yankısıyla açılır. Girişteki İbrahim Suresi ve Hud Suresi referansları, okura şu mesajı verir: Gördüğün bu kaos başıboş değildir. Şair,dünyadaki adaletsizliği bir "gecikme" olarak tanımlar. Zalimin işinin "bir güne ertelenmesi", aslında kâinatın adalet terazisinin
hassasiyetini gösterir. Bu bölümde analiz edilmesi gereken en temel olgu, mutlak güç illüzyonudur. Güç sahiplerinin "ıslah edicileriz" diyerek yeryüzünü ifsad etmesi, şiirin sosyolojik zeminini kurar. Buradaki "ıslah" maskesi, modern dünyanın "demokrasi, barış ve ilerleme" adı altında sunduğu yıkımın bir
metaforudur."Yedi tepeli şehir" imgesi, hem Roma hem İstanbul hem de medeniyetin merkezini temsil eder. Şiirin bu evresinde yerin altından gelen uğultu, sadece fiziksel bir depremi değil,toplumsal bir çürümenin patlamasını simgeler. Mermer sütunların ufalanması, insanın "kalıcılık" iddiasına vurulan bir darbedir. Şair burada, mülkün tek sahibinin toprak olduğunu hatırlatır. "Sağır-dilsiz bir lisan", doğanın ve hakikatin artık sözle değil, fiille konuştuğu andır. Mağrur başların toprağa
gömülmesi, kibir kulesinin kendi ağırlığıyla çöküşüdür.
Şiirin bir diğer bölümü, dışsal yıkımdan içsel çürümeye geçer. Bir milletin sadece depremle değil, nefretle nasıl yıkılacağı anlatılır. "Kardeş kardeşe bakarken nefret akar gözünden"mısrası, bir toplumun başınagelebilecek en büyük felaketin"vicdan tutulması" olduğunu vurgular.
Bayrağın rüzgârsız kalması, ruhun ve idealin çekilmesidir.Kurtların ovaya inmesi, düzenin bozulduğunu ve orman kanunlarının (vahşi kapitalizm veya anarşi) şehre hükmettiğini gösterir. Bu, geç gelen bir pişmanlığın anatomisidir.Erdal Balcı, bu bölümde tasavvufi bir derinlikle siyasi bir eleştiriyi birleştirir. Sarayın iki sütunu: Ene (Benlik) ve Fena (Yok oluş). Bu, tarihin en büyük yasasıdır. Bir yönetici veya bir medeniyet "Ben yaptım, ben güçlüyüm" dediği an, "Ene" sütununa yüklenmiş olur. Ancak evrensel denge, kibir yükseldiğinde "Fena" sütununu devreye sokar. Altın tahtların
"luti bir bataklığa" gömülmesi, tarihteki Sodom ve Gomore gibi
ahlaki çöküşlerin kaçınılmaz sonuna yapılan bir göndermedir.
Garbın Ufkundaki Üç Kollu Canavar"
Küresel Hesaplaşma ve Medeniyet İntiharı
Şiir burada yerelden küresele, "Garb"a (Batı’ya) döner. "Üç
kollu canavar" imgesi; belki nükleer gücü, belki modern
ideolojilerin (kapitalizm, faşizm, nihilizm) bileşimini, belki de
küresel bir ittifakı simgeler,belki de III.Dünya Şavaşına atıfta
bulunur.
Medeniyetin parlak beşiğinin sönmesi, Batı merkezli dünyanın
kâğıt gibi yırtılan sınırlarla son buluşudur. Bu, "devlerin
kavgası"dır ama kurban her zaman topraktır halktır. Şair,
medeniyetin kendi ihtirasıyla kendini tükettiği bir "tarihsel
intihar" tablosu çizer.Batı medeniyetleri kendi halklarının rahatı
için dünyada milyonlarca insanın malına,canına,ırzına
dokunmanın ve halkların buna sessiz kalışı,(sesi çıkanların ise
susturulduğu) ve kaderin bir cilvesi olarak gelip onlarıda
bulmasını bir İlahi adelet olarak görür…
"Gümüş Mantarlar ve Bakır Gökyüzü"
Teknolojik Kıyametin Estetiği
"Gümüş mantarlar", atom bombasının patlama anındaki o
korkunç görüntüsüne yapılan dehşet verici bir atıftır. Güneşin
ısıtmayıp yakması, insanlığın kendi icat ettiği "nur" (teknoloji) ile
karanlığa gömülmesidir.Demirin eridiği, nefesin küle döndüğü
bu sahne, modern insanın "Tanrıcılık" oynama bedelidir.
Gökyüzünün bakır rengine dönmesi, rahmet kapılarının
kapandığının ve zamanın kalbinin durduğunun işaretidir.
"Eski Kıtanın Sarsılışı ve Modern Tufan"
Avrupa’nın Sonu ve Tarihin Devr-i daimi
Şair, "Eski Kıta" diyerek merkezine aldığı Batı medeniyetinin
sadece siyasi değil, fiziksel bir yıkılışını tasvir eder. "Nuh’un
Tufanı" referansı burada tesadüf değildir; suyun arındırıcılığı,
kirlenmiş sarayları "sal" yaparak alıp götürür. Kuzeyin
buzullarının erimesi, hem bir iklimsel felakete hem de "soğuk
ve mesafeli" kibrin eriyip yok oluşuna işarettir. Şehirler masal
olurken, geride kalan sadece suyun derin sessizliğidir.
"Kıtlık, Ekmek ve Altın" Buhran Dönemi;
Değerlerin Tepetaklak Oluşu.
Şiirin en vurucu paradokslarından biri burada yatar: "Bir yudum
su altından daha ağır." İnsanlığın yüzyıllardır peşinden koştuğu
metalik zenginlik (altın), yaşamın en temel yapı taşı (su)
karşısında hükmünü yitirir. Işıklı dev evlerin (gökdelenlerin ve
sarayların) mezar sessizliğine bürünmesi, kapitalist rüyanın
kâbusla uyanışıdır. Açlığın boğuk sesi, boş ambarlarda
yankılanırken; devlerin (süper güçlerin) aslında ne kadar kırılgan
olduğu ortaya çıkar.
"Tozlu Bir Rüya ve Sessizlik"
Zamanın Durduğu Yer
"Kibirden kuleleri yutar kumun sessiz dili." Bu mısra, Babil
kulelerinden modern plazalara kadar uzanan insan kibrinin
tasfiyesidir. "Tarihin sayfasını çevirir bir ölü eli" ifadesi, artık
insanın kendi tarihini yazma yetisini kaybettiğini, kontrolün
tamamen ilahi/doğal yasaya geçtiğini gösterir. Bu bölüm,
mutlak bir sessizlik ve "fena" (yok oluş) makamıdır.
"Külden Tohum ve İbrahimî Nefes"
Arınma ve Yeniden Doğuş
Kitap karanlıkla bitmez. Şair, küllerin içinden bir "tohum"
çıkarır. Bu tohum, unutulan,görmezden
gelinen,dışlanan,küçümsenen belki de zulmedilen bilgeliktir.
"Ateşin yakmadığı, suyun boğmadığı can" doğrudan Hz.
İbrahim’in ateşe atılma kıssasına ve Nuh’un gemisine bir atıftır.
Bu, biyolojik bir hayatta kalış değil, ruhsal bir evrimdir. Saf bir
başlangıç için dünyanın bu büyük temizlikten geçmesi gerektiği
fikriyle şiir zirveye ulaşır.Belkide insanlık bu büyük yıkımdan
(veya dini metinlerde geçen mehame-ikübra-armegedon) sonra
tekrar ilahi bir çizgide birleşecek ve kıyamete kadar ikinci bir
asr-ı saadet yaşayacaktır.İbrahim Hakkı Hazretlerinin dediği
gibi,
Hak şerleri hayr eyler,Zan etme ki ğayr eyler.Ârif ânı seyr eyler.
Mevlâ görelim neyler,Neylerse güzel eyler….
Ne etmişse güzel etmiş,ne edecekse güzel eder.
OKURA İHTAR (Manifesto)
Bu sayfaları çevirmeden önce bildiğin dünyayı eşikte bırak. Bu
kitap, seni teselli etmek için değil, uykundan uyandırmak için
yazıldı.
İnsanlık, kendi kibrinden ördüğü bir kozanın içinde, dışarıdaki
fırtınayı görmezden geliyor. Fakat mühlet doluyor. "Zamana
İmza", yaklaşan o büyük sarsıntının, mermer sütunların toz
oluşunun ve altın tahtların bataklığa gömülüşünün ön
raporudur.
Burada okuyacakların bir kurgu değil, tarihin tekerrür eden
yasasıdır: Ene (Benlik) davasına giren her güç, Fena (Yok oluş)
sütununa çarpmaya mahkûmdur. Eğer kalbinde bir nebze olsun
hakikat ateşi taşıyorsan, bu metin senin için bir sığınak; eğer
kibrin kulelerine güveniyorsan, bu metin senin için bir mahşer
provasıdır.
Bu kitap, bir sonun değil, arınışın hikayesidir. Erdal Balcı, kadim
medeniyetlerin çöküş yasalarını bugünün modern trajedisiyle
birleştiriyor. Zamana İmza, her şey bittiğinde ayakta kalacak
olan o "tek nefesin" peşinde bir yolculuk.
Oku ve şahit ol. Çünkü zamanın kalbi durduğunda, sadece bu
imza kalacak.
ŞİİR HAKKINDA
Güçlü ve iddialı
Şiir “dünyanın kaderi” gibi evrensel ve büyük bir temayı ele
alıyor. Apokaliptik görüntüler, devasa felaket tasvirleri ve
kıyamet simgeleri, okuyucuda hem hayranlık hem de hafif bir
dehşet uyandırıyor.
Dil ve üslup
Şiir, klasik Türkçe anlatım öğeleriyle modern alegorik ve
sembolik bir dil arasında gidip geliyor. “Mermer sütunlar
ufalanır, toz çöker yerin üstüne” gibi cümleler hem görsel hem
ritmik olarak güçlü.
Sembolizm
“Ene-Fena” sütunları, kıyamet sahneleri, küller ve tohumlar
metaforları derin teolojik ve felsefi katmanlar taşıyor. Bunlar,
insanın kibri ve evrensel adalet temalarını sembolize ediyor.
Şiirin Temaları
Zulüm ve adalet:
Başta “Zulmedenlere meyletmeyin…” cümlesi ile başlayan
bölüm, insanın eylemlerinin doğa ve evrensel düzenle ilişkisini
sorguluyor. Güncel dünyadaki güç mücadelesine dair evrensel
bir eleştiri.
Apokaliptik vizyon:
Şiir, dünya ve insanlık tarihine kıyasla neredeyse mitolojik bir
felaket tasviri sunuyor. Nuh’un tufanı, Sodom ve Gomorra
göndermeleri modern felaket senaryolarıyla birleşiyor.
Yeniden doğuş:
Şiirin son bölümü, yıkımdan sonra doğan umut ve bilgelik
temasını içeriyor. Bu, klasik epik ve dini metinlerdeki “felaketsonrası
yeniden başlama” motifine uyuyor.
Biçimsel ve Teknik Unsurlar
Ritim ve akış:
Uzun, epik dizeler halinde yazılmış. Okunması bazen nefes
almayı gerektiriyor; bu da felaketin büyüklüğünü ve ağırlığını
hissedebilmemizi sağlıyor.
Görselleştirme:
Görsellik çok kuvvetli. “Gökyüzünden bir güneş düşer, ama
ısıtmaz yakar” gibi metaforlar okuyucuyu zihninde felaketin
içine çekiyor.
Sözcük seçimi:
Arapça-Farsça kökenli sözcükler ile sade Türkçe kelimeler bir
arada, hem klasik hem modern bir ton yaratıyor.
Güncel Dünya Bağlamında Değerlendirme
“Şiirin gerçekleşme ihtimali var mı?”
• Gerçekten gerçekleşme olasılığı: Şiir sembolik bir
kıyameti anlatıyor. “Dünya yorgun tenini, tozlu bir kefe
bürür” gibi imgeler, gerçek fiziksel felaketlerden çok
insanlık tarihi ve güncel krizlerin alegorik bir tasviri. Bu
bağlamda, şiirin anlattığı felaket tam anlamıyla birebir
yaşanmasa da, bazı temalar —kibir, zulüm, iktidar
hırsı, savaş ve çevresel yıkım— güncel olarak
gözlemlenebilir.
• Mecazi gerçeklik: İnsanlık tarihindeki güç mücadeleleri,
yıkım ve yeniden doğuş döngüleri, şiirdeki motiflerle
örtüşüyor. Dolayısıyla, şiirin “gerçekleşme ihtimali”
sembolik olarak yüksek.
• Şiir, epik ve alegorik bir kıyamet vizyonu.
• İnsanlığın kibri, zalimlerin yükselişi ve adaletin
kaçınılmaz dönüşü temaları işlenmiş.
• Felaket ve yeniden doğuş, hem görsel hem sembolik
olarak güçlü bir biçimde sunulmuş.
TARİHE ATILAN İMZA
Bir şiir, bazen kelimelerin ötesine geçer; bir çağrı, bir uyarı ya da
bir vizyon halini alır. Erdal Balcı’nın “Zamana Atılan İmza” adlı
şiiri, işte böyle bir iddiayı taşıyor. Şiir, yalnızca estetik bir ürün
değil, aynı zamanda tarih, felsefe, psikoloji ve sembolizm
katmanlarıyla örülmüş bir alegorik felaket tasviri sunuyor.
Balcı, dizelerinde insanlığın kibri ve zalimliği ile evrensel
adaletin kaçınılmaz dönüşü üzerine odaklanıyor. Başta “Sakın,
Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma!” cümlesi ile
başlayan uyarı, yalnızca bireysel bir öğüt değil; insanlığın
kolektif tarihine yönelik bir sarsıcı bakış sunuyor. Şiir, günümüz
dünyasında hâlâ geçerli olan çatışmaları, iktidar hırslarını ve
adalet eksikliklerini sembolik bir biçimde yansıtıyor.
Şiirin dili, hem klasik Türkçe’nin derinliğini hem de modern
alegorik anlatımın ritmini birleştiriyor. “Mermer sütunlar
ufalanır, toz çöker yerin üstüne” gibi imgeler, okuyucuyu
felaketin tam ortasına çekerken, “Ene” ve “Fena” sütunları gibi
semboller, insanın kendi içsel mücadelesine dair felsefi sorular
ortaya çıkarıyor.
Bu şiir, bir anlamda apokaliptik bir vizyonu, tarihsel motifler ve
güncel olaylarla harmanlayarak sunuyor. Felaket sahneleri,
yıkım ve kaos betimlemeleri, insanın doğaya ve kendi tarihine
verdiği zararları anlatırken; külden doğan tohum, yeniden doğuş
ve umut imgesi ise şiirin kapanışında bir arınma ve yeniden
başlangıç vaadi sunuyor.
Balcı’nın yaklaşımı, klasik epik anlatım ile modern tematik
bilinci bir araya getiriyor: felaket kadar, felaket sonrası
olasılıkları ve insan ruhunun potansiyelini de gösteriyor. Bu
yönüyle şiir, yalnızca bir felaket tasviri değil, aynı zamanda
düşündüren, sorgulatan ve uyandıran bir uyarı metni olarak da
okunabilir.
Özetle: “Zamana Atılan İmza”, hem görsel hem sembolik
açıdan güçlü; hem bireysel hem evrensel temaları bir araya
getiren cesur bir şiir. Bu kitabın amacı, okuyucuya şiirin tarihsel,
sembolik, psikolojik ve biçimsel katmanlarını derinlemesine
sunmak ve onun iddiasını ciddiye alan bir okuma deneyimi
sağlamak olacak.
Kayıt Tarihi : 22.1.2026 03:53:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Sadece zamanı iyi okumak lazım. Bu şiirin gerçekleşme ihtilali mevcut dünya konjütörüne bakıldığında ürkütecek şekilde fazladır.Dünyada son 15 seneye bakıldığında .dünya 1.ve 2 dünya savaşları öncesi durumdan çok daha kötü durumda.Şu anda bölgesel olarak ( iran dahil orta doğu ve daha dünyanın birçok yeri yangın yerine dönmüştür) öyle görülüyor ki,yangın çıkmıştır ( Avusturya - Macaristan veliahtının vurulmasına gerek yoktur)....Sadece aniden çıkacak kuvvetli bir rüzgar-halihazırda yangın yeri olan-dünyayı yakıp kül etmeye yetecekti.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!