Zaman her şeyi gösterir,
Sevgiyi, aşkı, üzüntüyü ve sevinci,
Gelecek ile ince bir çizgi gibidir,
İdeal görüşü bile yanını yaklaştırmaz,
Zaman işte ne olacağı bilinmez,
Yüreğim seni istese bile zaman izin vermez,
Sevgiyle resmini çizsem bile zaman aşka izin vermez,
Aslında ne kolay ne de zor zamana aşık olmak,
Biliyor musun seni anlattım zamana,
Anlattım ferdaneli zamanı, çizdim, karaladım,
Şaşırdı bende anlatabildim mi acaba? ,
Heyecan, üzüntü yan yana gelmişti anlatırken,
Ne yapabilirim ki seni anlatmaktan başka,
Zaman içinde doğan edalı, yarim,
Seni, seni…
İsmini yazıyorum annem bağırıyor duvarı batırma diye,
Anne bir kızı seviyorum diyemiyorum, senden bahsedemiyorum,
Tatlı ve hoş bir kişiliği seviyorum diyemiyorum, senden bahsedemiyorum,
Yani zaman zaman gösterecek her şeyi,
Kâğıtlara yazıyorum ve karalıyorum,
Avaz avaz bağırıyorum seni anlatırken dağlara,
Sesim kısılıyor yazıyorum yollara,
Zamana karşı savaş veriyorum ama…
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta