Aslında sen yoksun. Biliyorum, çok olamadın da toprak üstünde. Yeni yeni fark ediyor akılsız başım; kör bıçağın keskinliğini, hiç bitmek tükenmeyen kuru üzümlerin tadını, sabah akşam uyuşuk sol kolunu. Ağlamak deniyor ve adını sıkça anmak anılarda, şeytanlar toplumunda seni özlemeye. Sustuk...
Asma yaprakları misali sarıp sarmalamış içimi şu yaşımda; bir entel, bir yobaz… Ne acı verici. Öldürdük senle beraber iyilik meleklerini. Şimdi ne haddimize konuşmak. Yokluğunu yaşıyorum! Ve bedelini! Dilencisiyim; yeni kelimeler üretmek ve tüketmek mutluluk üzerine... Anısı olmayanların fotoğrafları dolaşıyor göz altı, burun ucu, ayak önü ve ekran üstünde. Sustuk...
Şimdi Tanrı Firavun’u torunları ile yaşatıyor; zorla bizi. Ne yazık, kuyudan çıkaracak peygamber kalmadı... Sensizliğin romatizmaları, şu duygularımdan bihaberliğim. Sönmüş bu karaca kor, hâlâ neden yakmakta içimi? Göster çehreni... Alamadığım son nefesimde. Her şey hatırlatıyorsa seni, ayrılık olmamıştır vakitlice... Sustuk.
Aşamam çölleri senin için, atamam kendimi uçurumdan aşağı; yalandan mutluluklar satamam sana. Evin yanmış, fırtınalar koparmış, atmış gitmiş kolonlarını. Tam da yağmurdan korunacak hâldesin artık. Tanrı almış canını. Sen kurtardın kendini, biz kaldık. Sustuk.
Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
Önce aşka çağıran, sonra dinlendiren
Bana her zaman dost, her zaman sevgili
Ben senin en çok ellerini sevdim




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta