Bir ateş çemberinden geçer aşk olgunlaşırken,
Göz göze gelir gerçekler, sükût en derin sözcük.
Ne fırtınalar kaldı şimdi yelkovanda, ne telâş,
Yalnız zamanın ırmağında duru bir yüzleşme.
Bu evdedir sükûnetin en keskin sesi Nihal,
Bilinmez kuşları uçmaz artık gurbet semâlarında.
“Seni seviyor muyum?” değil, “Seninle yaşanır mı bu âlem?”
Öyle bir soru ki, kök salar ta can evinin toprağına.
Bu ölüm değil, belki düşlerin saf randevusunun bitişi;
Yanılsama toprağa düşer, gerçek sevgi doğar güneşten.
Nihal’in bakışıyla yanar, köz olur, sabaha erir,
Aşkın rahlesinde eğilir öz, döner kendine.
Meyve verir artık dallar sâkit bir bilgelikle,
Tutku nehir olup akar özün koynunda.
Yedi kat gök bir yüzükte saklı Nihal’in avucunda,
Ateşle su barışır, yanıp pişer her ân.
Bu yüzleşmedir işte: yalın, metafizik, derûnî,
Aşkın kubbesinde yankılanır sâdeliğin ezgisi.
Yanmakta olan şey ölüm değil, yanılsamanın son nefesi,
Sevgi doğar Nihal’le, hakîkatin sonsuz evinde.
Gerçekle yüzleşmek: düşlerin şafak önü secdesi,
Aşkı yeniden isimlendirmek hakîkat dilinde.
Nihal’le tamamlanır bu aşkın ateşten tâcı,
Öz’e varmaktır belki de aşkın en kutlu yüzleşmesi.
Dünya Yükünün Hamalı
Kayıt Tarihi : 5.2.2026 18:56:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!