Nedir bu cefa şu akşam vakti çektiğim?
Her şeyi kaybetmeyi baştan kabullendiğim
Ah, dertli bir akşamın esiri olmuşuz anlaşılan
Yalnızlık denizim hareketlenmiş, vuruyor kayalıklarıma
Gecenin perdesi inmiş, ışıklarımı söndürüyor
Bu duvarlar üstüme yıkılmadan
Bu şehir beni yutmadan
Terk ediyorum kalabalığı, yolları
Sahte gülüşleri, dar sokakları
Bir lokma ekmek, bir yudum su
Gereksiz ne varsa bırakıyorum
Vicdanım vardı, ölmez sanardım
Şimdi insanlara söylüyorum
Artık benden bir şey beklemeyin
Etrafımdaki duvarları yıkmaya çalışırdım
Onlar beni koruyormuş
Kar kristallerinin parıldadığı bir sabah
Ben yine hatırlarım çocukluğumu
Karlara dokunduğumda buz tutan ellerim
Nefesimle buğulanmış pencerem
Ve ben bu kez beyaz bir yalnızlık içindeyim
Ağaçların yapraklarının üstündeki karlar
Mezaristan'ı ziyaret ettim
Dar, incecik bir uzanan yol
Yola komşu taştan evler
Çatılarında güller, laleler
Hepsinin bilgileri kapılarında
Dolmuş yolun onlarca yolcusu
Bir otobüsün tevakkusunda
Bu duraktır, bekleyişlerin mekanıdır
Hareket etmez, vermez yerini kimseye
Binbir surettedir buranın yolcuları
Aşk yolcuları burada kavuşur
Sabaha küsmüş bir akşam üstüydü
Güneş, arkasını dönüp gitmişti yine
Vedasız terk eden bir sevgili gibi
Ufukta turuncuya bulanan mahzun perdede
Sabahın unutuşuna sözsüz bir sitem vardı
Her gece derin derin bakıyorum o taraflara
Işıklar yanıyor, biri senin olabilir
Bilmiyorum, olmayabilir de
Ama bu ihtimal yetiyor, tutunuyorum ona
Söylemek istediğim çok şey var
Odanın penceresinden tek başına
İzlemektir geçen arabaları
Boğulmaktır beyninde yankılanan
Düşüncelerin akıntısında
Elini ayağını çekip de hayattan
Beşeri vasfını kaybettirendir insana
Cennetim yoktu benim
İki cehennemim vardı
Birinde fazla yanınca
Öbürüne geçerdim




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!