Terk edilmiş bir yurttayız...
Sadece taş değil bu sessizlik,
üstümüze düşen —
bir milletin suskunluğu.
Yanıyoruz.
Deliler gibi değil artık,
içimizden içimize,
sinsi, sessiz, derinden.
El uzatan yok.
Pelikanlar etrafımızda:
açgözlü, tok sesli, tok gözlü —
yedikçe genişliyor karınları,
biz küçülüyoruz.
Ormanın ortasında
bir ördek,
yumurtasına kapanmış —
korunmasız,
ama en çok o cesur.
Annelik,
bazen küle razı olmak demek.
Alev almış orman değil sadece,
biziz yanan,
biziz kuruyan,
yavaşça lime lime dökülen.
Ağaçlar, dallar, otlar...
bizim gibi —
birer ölü tanık artık.
Alevler hızlı.
Durmuyor.
Sardıkça sarıyor bedenimizi,
hem tenimizi hem inancımızı.
Kaplumbağa gibi koşuyorum,
kabuk yanık.
Tavşan gibi zıplıyorum,
kaçamıyorum.
Alevler adım kadar hızlı.
Ne desem boş.
Bir sigaranın son demi kadar
kısa sürdü bu ülkenin yanışı.
Bir cam kırığı gibi
güneşin ışığı —
değdiğinde ördeğe,
yaktı tüm geçmişini.
Bir annenin en kutsal hali,
kendi bedenini sunmaktı,
yumurtaya kalkan olmak…
ölüme razı,
sükûta mahkûm.
Ve orada,
aşıklar bile öpüşmekten utanır olmuş,
mutluluklar perdelenmiş,
sevgiler gölgede kalmış.
Yönetenler…
zevki sefa içinde,
seyrediyorlar yangını —
yüksekten,
camları silinmiş balkonlardan.
Helikopterler —
kanadı kırık umutlar gibi,
yardım suskun,
kalp kör.
İnsanlar…
elleriyle kazıyor toprağı,
alevlere karşı.
Kazanılamayacak bir savaşın
ön cepheleri onlar.
Yer, gök…
karadumanlar içinde.
Güneş yok.
Yağmurlar küskün.
Ve hiçbir ses,
hiçbir güç
yüzünü çevirmiyor bu yangına.
Kayıt Tarihi : 6.2.2026 13:06:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!