“…Umutsuzluk içinde umutlarımızı birleştirdik, bütün zorlukların arasında. Yaşama küsmüş sevdaları uzaktan bakıyorlar bize ve çevremizi, saran sevda ağıtları içimizi ürpertiyor. Birbirimizle konuşmadan ama ellerimizi çok sıkı tutarak ilerliyoruz. Tutuşmak istediğimizde ellerimiz buluştu sımsıkı sarmaladılar birbirini. Yaşamın en zorlu anında yüreklerimizdeki sesi dinledik ve bize seslendiler; hayır biz sevda ağıtlarını söylemeyeceğiz, sarmalayacağız sevda umutlarımızı, kenetleneceğiz..İkimizde korkuyoruz titriyor kenetlenen ellerimiz, bizi sarmalayan umutlarımızın korkusunu hissediyor çevremizi sarmalayan canılar. Sevda patikamızda ilerlerken korkumuzu birbirimize belli etmeden ilerliyoruz. Yan yana yolculuğa devam eden sevda umutlarımız düşündükçe, kaygılandıkça ve birbirimizi kaybetme iç güdüsü artıkça ellerimiz birbirine kenetleniliyor.... Patika bitmek bilmiyor. Çok uzaktan hissettik birbirimizi, gözlerimiz kenetlendiğinde uzakta, yılların sevdası gibi aktı yüreklerimiz. Zorlu sevda yaşamının kolay olmadığını yaşayarak öğrendik ikimizde. Bunun için sessizce başarmaya kararlı olduğumuzu hissettirdik birbirimize... Biliyoruz ki, bu sevda birleşmezse her ikimizde çok üzüleceğiz... her ikimizde yalnızlıklara oynayacağız, ondandır bütünleşmek istiyoruz, engellerimizi aşmak, çok daha yakın olmak istiyoruz birbirimize, uzaktan değil yakında sevmeyi yaşamak istiyoruz, Bunun için dilimiz sustu, gözlerimiz konuştu ve yüreklerimiz sözleşti.…”
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta