Binlerce insan gördüm; yüzlercesini tanıdım.
Kimini dostum bildim; kimini arkadaş sandım.
Aranmadım, aradım; unutuldum, hatırladım.
Dönüp ardıma baktım; çok yalnızmışım, anladım.
Yalnızların sahibi yüce Mevla’m duy sesimi.
Kabul eyle duamı, Sana açtım ellerimi:
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...
Devamını Oku
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




değerli dost,
sizi ve değerli çalışmanızı yürekten kutlarım....emeğine, yüreğine sağlık....
başarınızın devamını......kaleminizin tükenmez olmasını diliyorum....nice başarılara....
selam saygı sizedir...
Binlerce insan gördüm; yüzlercesini tanıdım.
Kimini dostum bildim; kimini arkadaş sandım.
Aranmadım, aradım; unutuldum, hatırladım.
Dönüp ardıma baktım; çok yalnızmışım, anladım.
----- Çok güzel bir şiir okudum gerçekten Yunus gibi içtenlikle kutlarım saygılar sunarım .
Sayın Akkaya,
Siz zaten bulmuşsunuz hakikati... O'na sığındığımız-da; hiçbir şeye ihtiyacımız kalmaz, sıkıntılar önemini yitirir.
Belki şiirinize cevap olmayabilir fakat sözlerinizi teyit' anlamında;
'Kimyamız Mı Bozulmuş' isimli şiirimden bir bölüm bırakıyorum, sayfanıza:
...
'Ne çekilmez azaptır,
Çöllerde pusulasız…
Sarar hicran lâvları,
Ruhun yağmura mecnun…
Dinmez gözünde hasret;
Kavurur muhtaçlığı,
Düşürür yollara, deli/divane...
Koşarsın! Koşarsın erişemezsin!
Öylesine sahici ki, gördüğün;
Nereden bilirsin? Uzayıp giden nehirler, serap!
Haykırır-sın dehşetle: 'Ben de mi? SERAP? !
Öyle bir sarsar ki seni, hakikat;
Ufalanır-sın...
Erir zerrelerin; sınırsız boşluğun cenderesinde…
Bir kavislik şahap; ömür denen tek nefeslik rüya…
Kalmaz “sen”den eser, silinir iz’in!
Çözülür şifresi bilinmezin!
Hiçliğinde erişirsin manâya...
Derin karanlıklarda patlayan ışık...
Çiy taneciğinde, kâinat…
Hiçlikte varlık
En Hakikat!
Tek Hakikat.../ Metanet Yazıcı
*
harika bir çalışma olmuş kutlarm sizi ustad selam ve saygılarımla
Bu şiir ile ilgili 4 tane yorum bulunmakta