Handan,hamamdan geçtik
Gün ışığındaki hissemize razıydık
Saadetinden geçtik
Ümidine razıydık
Hiçbirini bulamadık
Kendimize hüzünler icadettik
Devamını Oku
Gün ışığındaki hissemize razıydık
Saadetinden geçtik
Ümidine razıydık
Hiçbirini bulamadık
Kendimize hüzünler icadettik
Sağlık, esenlik ve 2024'ü aratmayan bir yıl dilerim,
Sevgi, saygı, muhabbetle...
Gündemi ve "insanı" meşgul eden tüm kirliliğe, nefret ve ayrıştırma diline rağmen, "ağız tadıyla" iyi bayramlar dilerim...
Saygı, sevgi ve muhabbetle...
Mustafa Bay
Daha sağlıklı, huzurlu... Daha güvenli ve insancıl günler dileğimle..
Anneler Gününüz kutlu olsun Nimet Hanım..
ben Yüksel Nimet Apel şiirimin altında neden adım yok..
yer gök top tüfek sesleriyle inlerken
buluttan kanlı gözyaşların iner
yağarsın çamur çamur
bu neyin belâsıdır
neşv-ü neva ister hayat
sen yağmursun
yağmur her derdin devasıdır
her bir damlan zer'den makbul
şükrünü niyazını etmez mi kul
usul usul
çisil çisil
yağ yağmur
Elinize yüreğinize sağlık. Kaleminiz hiç susmasın
güzel kinaye kaleminize sağlık. hayırlı bayramlar
güzel kinaye kaleminize sağlık. hayırlı bayramlar
İbret alınacak bir şiiriniz daha insanlar hak ve hukuku çapında düşünmeli önemsemeli-ihlas ve samimiyete bağlanarak kurnazlıkla elde edilen hiç bir şey kimseye kar değil-manevi zararı mutlaka ortaya çıkıyor..egoizm son 20 yılda doruk noktasına çıktı...bu kapitalizmin acı zehri ülkemizin her evinin kapısını çaldı kendine yer buldu...güven-saygı zayıfladı üç gün misafir olmak bile çok zor....meseleler ardı ardına açılan kapılar gibi! ! ! emeğinize her zaman ki saygılarımla
İbret alınacak bir şiiriniz daha insanlar hak ve hukuku çapında düşünmeli önemsemeli-ihlas ve samimiyete bağlanarak kurnazlıkla elde edilen hiç bir şey kimseye kar değil-manevi zararı mutlaka ortaya çıkıyor..egoizm son 20 yılda doruk noktasına çıktı...bu kapitalizmin acı zehri ülkemizin her evinin kapısını çaldı kendine yer buldu...güven-saygı zayıfladı üç gün misafir olmak bile çok zor....meseleler ardı ardına açılan kapılar gibi! ! ! emeğinize her zaman ki saygılarımla
Merhabalar yeni yılınızı kutlar sağlık ve mutluluklar dilerim Ahmet Canbaba
BOYNU BÜKÜK YALNIZLIK 7-5-2008
Dişleri çürümüş bir ağız gibi
ahşap evler birbirine yaslanmış.
Sararmış rengini atmış duvarlar
hayat yokmuş gibi yaşama durmuş.
Tarih bugün isyan eder belki de
böyle yasak savar konuşmaların
tavan arası yalnızlığında.
Dar ve küçük pencerenin perdesinde
ve loş odada titriyordu mum ışığı.
Tavan arası, günahlarında susan
ve kasveti dağıtan sığınağıydı aşkının.
Bir enkazı gezer gibiydi geçmişi
sessiz eşyalar içine yığılıp
küfünü dağıtıyorken kapalı odanın.
Rum aksanı ile
Türkçe konuşuyordu.
Kaçırıyorken bakışlarını
alay eden bir insanın yüzüydü yüzü.
Sevdasıyla birlikte
mahsur kalmış
sıkışıp cendereye,
alevden bir dil gibi
kapıdan sızan ışık.
Tavan arasının ışıklı gözünden
perde hafifçe kımıldar rüzgar girip.
Müphem hayaline
yalnızlık hükmü verir
büyük pişmanlıklarla dolu yaşam.
Gözleri kapalı gider iç güdüyle.
Kimi zaman deli bir keşiş gibi
şeytanla dost olur,
kim zaman hapseder
kendini bir manastıra.
Keyfinin sisli bulvarlarında
öfke ve kuşku kırıntılarının
bulutları içinde yüzüyorken,
içinde tuttuğu bir soluk gibi
boşaltıverir bir nefes verip aşkını.
Havasız kuytu köşelerine evin
kadınca bir parfüm yayılır
kadınca bir tutukluk yapar elleri.
Yamalı bir sevginin üstüne
biraz tuzu eksik olsa da
fark etmez
yerine koymak birisini.
Aşkın tadına hasretlik kattı mı
tadına hele sırılsıklam eylül....
Hoyrat ellere vermeye kıyılmazsın.
Kuru bir ses, kuru bir nefes olsan da
süzüp eleştiren bakışların
itaatkar bir öğrenci gibi
battal bir masanın
battal bir iskemlesinde
pencere önünde oturup
kucaklaşmış gibi çiçeklerle
yüzleşir suskunluğunda tenin.
Yüzündeki sert hatlar derinleşir sessice
meşakkatli günlere kalır artan ömrün
ve ustalıkla sıyrılır aşkların suçundan.
Kuvvetli bir esans ve pudra kokusu
çekmeden yaşamı iki nefes
bunaltır doldururken genzini
sevişmeden önce zil zurna.
Aşkta mekan tasvirlerine dalar gözlerin.
Ve sonra
Frapanca giyinip
çıkarken dışarıya
yasak öpüşlerde
gizemli neler döllerdin aşkına.
Telaşlı elbisen
ve kır çiçekleri telaşlı üzerinde
ve kıvrımlarında desenler
ve adım atışlar telaşlı.
Bir bıçkın delikanlıyla aşkının
etrafına saçıp düşlerini
düz ökçeli rüküş ayakkabınla
tezat bir yürüyüşün
bozuk kaldırımlarında sokağın.
Gözü bozuk bakışlardı çevrende
içinde bir heyecan yaratan
parça bölük yarım yamalak
çarpa çarpa geliyorken
gece karanlığında birkaç çift ayak sesi
her şey susmuş yüreğindeki pansiyonda
hayat durmuş gibi
şehrin sokakları da.
Bir kat daha yabancı şimdi
tozlu aşk sayfalarında
yalnız bırakılmış cesaretler.
Bir bakış bir ürperti
kenar mahallelerinde şehrin
ve yalnız bırakılmış
yüreğinin istasyonlarında.
bir enkazı terk edip
eski bir elbise gibi üstünden
çıkarınca aşkını
koskoca bir hiç kaldı
koskoca boynu bükük
bir yalnızlık.
Ahmet Canbaba