YÜCE YATANIM
Yüce yaratanım ulu sultanım,
Gözümün yaşını sele çevirdin.
Çığlığımı duyan biliyor halım,
Seher bülbülünde dile çevirdin.
M.M.M.
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




kutlarım şaiirim tam puan saygılar sevgiyle
Ömer Bey!
Can-ı gönülden kutlar paylaşım için şükranlarımı sunarım muhabbetle tam puan kabul buyurun
Arzularsın! ..
Dersini almayıp hậ ceden,
Elif, lậ m, mim gibi heceden,
Yola koyulmayıp geceden,
Rabb-ül Rahman’ı arzularsın.
Yönün döndürmeden kıbleye,
Tebarüz etmeden Kâbe’ye,
Kürekleri çekip haybeye,
Rabb-ül Rahman’ı arzularsın.
Nefsi kurtarmayıp mekirden,
Hakkı uzak durup zikirden,
Ders almadan Ebu Bekir’den,
Rabb-ül Rahmanı arzularsın.
Nefsinle Çıkmadan sefere,
Taşıdığın koca semere,
Bakmadan Hattab-ı Ömer’e,
Rabb-ül Rahmanı arzularsın.
Sen hilmi almadan Zinnûreyn’den,
Arınmadan gönül reynden,
Kurtulmadan hırs-ı hacereynden
Rabb-ül Rahmanı arzularsın.
Sen örnek almadan Ali’yi
Şu, Hasan, Hüseyin, Veli’yi,
Tutmadan nefis denen deliyi,
Rabb-ül Rahmanı arzularsın.
Can yoluna canın vermeden,
Hak’ın gülerini dermeden,
Agâh olup sıra ermeden,
Rabb-ül Rahmanı arzularsın.
Cehle cihat açan dedenden,
Ayrılıp hak yola gidenden,
İstemeyip can-ı bedenden,
Rabb-ül Rahmanı arzularsın.
Nefsine çakmadan zikkeyi,
Görmeden Medine, Mekke’yi,
Sen tavaf etmeden Kâbe’yi
Rabb-ül Rahmanı arzularsın.
Mevlana, Yunusa bakmadan,
Sevda olup gönle akmadan
Sen, şu bataklıktan çıkmadan
Rabb-ül Rahmanı arzularsın.
Sen neylersin Şam’ı Bağdat’ı,
Bağdat’ı sulayan Fırat’ı,
Eline almadan beratı,
Rabb-ül Rahmanı arzularsın.
Gezip dursan Şam’ı, Tiflis’i,
Antep, Maraş, Konya, Bitlisi,
İplemeden Lâin İblis’i
Rabb-ül Rahmanı arzularsın.
Divanı huzura durmadan,
Rukiye, secdeye varmadan,
Halim nasıl diye sormadan,
Rabb-ül Rahmanı arzularsın.
Mahbubun kapısın çalmadan,
Köşkün tapusunu almadan,
Ummanı deryaya dalmadan,
Rabb-ül Rahmanı arzularsın.
Sen çağıl çağıl çağlamadan,
Ol gece gündüz ağlamadan,
Hasretle sinen dağlamadan
Rabb-ül Rahman’ı arzularsın.
Yar yoluna turậ b olmadan,
Bir hayali serap olmadan,
Öz can, yanıp harap olmadan,
Rabb-ül Rahmanı arzularsın.
Bilal ÖZCAN
Benim nazım sana ele ne deyim?
Ellerimi açıp kimden isteyim?
Başka kapım'mı var kime gideyim?
Gönlüm kervan geçmez yola çevirdin.
Hak´kin sevsiyle dolu yüreginizi, bunu ustaca isleyen kaleminizi kutluyorum. Yüreginiz daim olsun...tebrikler+10puan
selam ve saygilarimla
Ağlayı ağlayı sevgim anlatsam,
Gözümün seline sevgimi katsam,
Çiçek açıp çağla yolunu tutsam,
Meyvelerin çırpmış dala çevirdin
harika sözler yüreğine sağlık selamlar
Bu şiir ile ilgili 4 tane yorum bulunmakta