Yol azığına vefa dolunca,
Menzile varılmaz nefse uyunca.
Eski bir dostu yolda bulunca,
Değişmek, insanın kendi kaybıdır.
Gözün kamaşmasın sahte ışıktan,
Cevher mi süzülür kirli atıktan?
Vazgeçip geçtiğin o yar-ı sadıktan,
Kopmak, bir ömrün ağır vebalidir.
Seçilen, gidenin yerini tutmaz,
Gönül terazisi yanlışı yutmaz.
Yolunu şaşıran huzurla yatmaz,
Kalanın sızısı, yolun halidir.
Bulduğun, sunduğun cana denk değil,
Sonradan gelenler imtihan, bil.
"Eski bir sevgiyi yürekten sil,"
Dersen, o yolların sonu celalidir.
Yol arkadaşını yolda satanlar,
Huzuru bir pula feda edenler,
Meçhul bir hevese koşup gidenler,
Vardığı kapının yabancısıdır.
Zamanın eliyle elenir kumlar,
Gözden düşenleri kimler hatırlar?
Yolda rastlanan o sığ arzular,
Yola çıkılanın öz sancısıdır.
Emekle örülen o eski hırka,
Değişilir mi hiç yepyeni kürk’e?
Sadakat borçtur bu ulu mülke,
Vefa, yiğitliğin has nişanıdır.
Aldanma yolun o süslü yanına,
Leke sürdürme hiç temiz kanına.
Kim girerse girsin sonra canına,
İlk yol arkadaşın ruhun canıdır.
Sattığın gerçektir, aldığın yalan,
Boştur vefasızdan geriye kalan.
Bir ömür boyu içini talan,
Maziye duyduğun hasret anıdır.
Garip Murat der ki; sözüm özüme,
Toz konmasın sakın yolda izime.
Bakamazsın sonra kendi yüzüne,
Vefasız yolcunun sonu zevaldir.
Kayıt Tarihi : 1.3.2026 14:28:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!