Deniyorum.
Hımm!
Merhaba, ne haber?
Merhaba, haberler sende, senden n'aber?
İyi vallahi. Bir sesini duyayım dedim de,
e-nasılsın?
Eh işte, sesim nasıl geliyor?
İyi, güzel geliyor.
O halde iyiyim diyelim, iyi olalım, sende ne var
ne yok? Senin de sesin pek güzel geliyor.
Ne olsun, aynı.
Eh, iyi iyi. Bende de aynı.
İşte bu kadar olup olacağı
tüüüm sohbetimiz yokpare.
Allah Allah. Bak sen.
Başka nolması, nasıl olması
gerek ki yani?
Ne bileyim? Derinlemesine bir sohbetimiz
yok sanki.
Derinlemesine bir sohbet mi?! Puah!
Nasıl bir şey ki o acaba? Derinlemesine
Enlemesine boylamasına... Hah ha ha!
***
Birde aşka bir cümle kurmaya çalışalım
bakalım kanlı canlı, capcanlı
Zorlama, içinden gelmiyorsa
Bittiğini kabullenemiyor musun?
Bir türlü kabullenemiyor insan bittiğini...
Ayrılığı, başarısızlığı, ölümü...
***
Hangisi daha ayrıcalıklı,
görünür olmak mı,
görünmezlik mi, mesela?
Yapacağın eyleme göre değişir,
gizli kapaklı işler yapacaksan
görünmezlik o işi verimli kılar;
görüntünden kazanç sağlayacaksan
cazip bir görünürlük yeterli,
garantili, gelir sağlar.
***
İnsanları yaşatmak için en azından
otuz yıl süren disiplinli bir eğitim gerekli,
ancak birinin yaşamına son vermek istenirse
gaddarlık, zalimlik, vicdansızlık eliyle
herkes o işi dakkasında çözer, hallediverir.
Tarihte, bu üç beş, onbeşlinin, eğitime
gereksinim duyduğu pek görülmez,
geleneksel kurban tören tecrübesi
bu pratiğimize pek güzel sabitlik sağlar;
çalışma metodları etkilenmeyle
hızlı mutasyondur.
***
Bana faydası olacak,
doğru iyi ve güzel bir gelişim,
ne olabilir?
***
Sistem, insanları, etik, ahlak, estetik gibi
sözde faydalı değerleri, bilimselleştirme
ve sanatsallaştırma unsurlarıyla pekiştirip
uslulaştırmaya yatırım yaptıktan sonra,
sisteme uyum sağlayanlardan sistemin
değişimine gereksinim doğurmayacak
seviyede durmasını sağlayıcı, kendi, 'yaramaz',
'haşarı', 'sapkın' ve 'çılgın' bireylerini yaratır.
Ve bu bireylerden bazı olaylarda bazı isimler
-bu yüzden- bizzat zikredilmektedir. Bakınız
o bazı isimlere, mesela, aslında hepsinin
ensesi nasıl da pofuduk, uyumlu bireyidirler
bu sistemin.
Sistem, onları kendi sistemsel çıkarları için
birer piyon olarak yaratmaya, tüm riskleriyle
oldukça gözükara büyük yatırımlar yapmakta.
Tüüü! Sistem karşıtı mısın sen?! Çok iyi.
Tam da sistemin aradığı bir tür bu.
Şimdi şu karşı durduğun sistem sana
mükemmel bir yatırım yapacak ve sen de
dilediğin kadar çılgın bir hayatla, ense yaparak
yaşamaya başlayacaksın. Varmısın?
Ebediyyen!! Ebeni ye!
Kahrolsun beni yaratan!
İşte bu! İşte bu!
Mükemmel bir karşı duruş!
Bu pozu bozma ve fırsatları sakın kaçırma!
***
Biliyor musunuz, insan aklımın,
aklıma düşürdüklerini kaleme alıp
hiiç kale almamak lazım.
***
En ideal ilişki, insana her yönüyle ve
her iki taraf için de özgürlük alanı tanıyan
ve aynı zamanda yanyana kalmayı
becerebilen insanlarla kurulan ilişkilerdir.
Bir de birazcık, aşırıya kaçmadan tabii
dozunda, birlikte eğlenebilmek
işin püf noktası olsa gerek.
Hayatı zorlayan birlikteliklerle
taha fazla çekilmez hale hohlatmamak
lazımdır hayatı, çünkü hayat, yine görece,
kısa; öyleyse tüm bu birliktelikten, delice
ama cinnetsiz, birlikte keyif almak da işin
en püfpüf noktası olsun diyelim entipüften.
Oldukça diye de eklemeye gerek var mı,
bilmiyorum pekiştirmek, ne kadar ve
ne işe yarayacaksa... hep yazdım,
hep de yazacağım belli ki pekiştire
çekiştire, aşk kapıyı, tıktık tık, kim o!
dedirterek çaldırmaz ölüme; hiç davet
beklemeyen bir misafirdir o, bakarsın,
hep beklenmeden, takadanak gelmiştir.
***
Velhasıl, istediğin kadar aşık ol,
başladığı gibi de bitiyor
bitimsiz tüm aşklar, birdenbire.
Herşey birdenbire... velhasıl
Filiz birdenbire, tomurcuk birdenbire...
Benim nakaratımda, çiçekler miçekler yok.
Varsın okunmasınlar, ve bir çelengim
bir buketim dahi yokmuş diye, derdim mi?
Değil. Bugün de kalacağım, dediğimi
duyar gibi işte İbiğim...
Yahu, uzun zaman oldu,
epeyce oldu, yabancılaşmışım,
şimdi bir tuhaf geliyor bu kanatlar
biraz da sahteleşmişler mi, gibi mi ne,
bu yumurtlamalar?! Gıdak! Gıdak!
Gideek!
***
Yılan bir sahtelikle başlamış oldum
aşağı yukarı bu yıla; yıllanmış neyi
gizliyor bu yokpare atışlar, bir bakalım:
Mesela:
Evi, kökünden, temelinden söküp
taşımak meselesi... rüya güya
***
Biz maddiyatçılar, çıkarımız doğrultusunda
hareket alır, o da bir yere kadar ya,
işte nefesimiz kesilene...,
koşar dururuz yayan yapıldak, misal..
Bir yerlerde de tabii kesilir nefesimiz
gerçekten ve iş biter, sonrasında
ne konuşsak boştur artık, bu gerçek!
Siktiri çekeriz gerçi o gerçeğe bile.
Maddiyatçıyız ya, kendimi kandıra-
madığım bir zamanıma denk gelmiş,
konmuş, zamklanmışım timburlenk!
O kadar içim boş, bomboş ki
onca defteri ne yapıcamı düşünüyorum
şu an yazmanın masa sandalyesinde
manası da yokpare iç boşalınca.
Ne olacak efendim peki onca def-ter-ler
Terler terler...
Konu komşuya mı dağıtsam!?
Bari bir okula gidip def-ter dağıtayım...
Onu yapmak bile gelmiyor gerçi içimden...
Ne kadar saçma sapan bir durum oldu
öyle değil mi?
Olsun, yine de hiç önemli değil,
ne kadar saçma sapan da olsa,
olursa olsun, durumumu, umurumu
hiç değiştirmiyor bu hoş\boş pare pare
oluş hali ve artık hayatın pratik yanı\yönüyle
ve ara sıcağı, kapkacıyla daha çok ilgiliyim
hayatın pratiğindeyse pek hacet yok öyle
süslü püslü cümlelere, hatta konuşmaya
konuşmaya, ihtiyaç duyulmuyor ki zaten,
pratik zaman fazla söze hacet bırakmıyor,
bakıyorsun yapıyorsun ve iş bitiyor, haydi
yallah! Yapabiliyorsan tabii.
Belli ki boş konuşmalar kaynağındayız
bu yapamamakla; yapamayışımız
telafiye çalışılır, yıllarca sürer,
dırdır dır, konuşmalarla!
Ama yetişmiyor kaktüs bile işte yemiyor
dırdırı mırdırı çekemiyor çöl,
ne bu nato mermer oldu artık
ne bu nato kafa göl.
Kayıt Tarihi : 5.2.2026 11:55:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!