GELMESEN OLMAZ MIYDI DEMİŞSİN BANA SATIRLARINDA
Gelmesen Olmazmıydı demişsin bana satırlarında
Hayır olmazdı gelmeliydim sevdam gelmeliydim
Acı çekiyordum, dayanamıyordum, özlem çekiyordum
Hani gelipte gittin ya yanımdannnn
İşte o an kahroldum yalvardım sana gel diye
EY HALKIM UNUTMA BİZİ
gazide,Hertarafta ağıtlar yükseliyor bu sabah
küçük bir kız çocuğunun elinde oyuncak bebeği
gözünden akan göz yaşları,
yerdeki cesetlerin içinde
annesini arıyor ve yüzünde kan var kan
ÇOK ÖZLEDİM KÖYÜMÜ
öyle iki satırla anlatılmaz öyle bir çırpıda tanıyamazsın köyümün güzelliklerini,
başlayacaksın köprü çenesinden bakacaksın doya doya babasımın deresine.gözlerini alamayacaksın bir tarih olmuş hani o eskiden korkarak baktığımız harkında balık tuttuğumuz,hani o şimdi düş gibi gelen yaşanmamış gibi gelen,su değirmenini varya hatırlarmısınız analarımızın babalarımızın,sabahlara kadar sıra beklediği körüğün değirmeni boynuğun değirmeni.hani hatırlarmısınız bilmiyorum ben şimdi gibi hala hatırlıyorum hemde gözlerim yaşararak,
anama derdimki annem acıktım oracıkta kimin olursa olsun farketmiyordu açıyorlardı koca çuvalın ağzını alırlardı unu o pamuk elleriyle yuğurupta hep birlik olur şakalaşarak yerdik yavan çöreği.o zamanlar ne şimdikigibi elektirik vardı nede araba.gazlambasının insanların yüzüne vurduğu loş ışık içlerini karartamamıştı o zamanlarda ne kötülük vardı içlerinde nede birine kin güderlerdi,heleki ahh o kağnılara unu yükleyipte çıkınca yola,öyle bir ses verirdiki kağnılar o zamanlarda biz çocuktuk bilmezdik ninniyi değirmende yeni üğütülmüş un çuvalının sıcaklığında uyur öyle güzel olurduki ana kucağı gibi gelirdi. işte o zamanlar kağnıların mazılarından çıkan ninnilerle büyüdük.
işte yaklaşıyorum yavaş yavaş köyüme kale yolundan geçerken dalıyorum yine asırlık söğüt ağaçlarına yaşlanmışlar hepisi birer birer anlatır olmuş üstündeki çatlaklarla yahyalımı.
şimdi gözlerim yaşlı ağlıyorum babamla yonca biçerken yarıştığımız kim daha çabuk biçiyor diye şakalaştığımız aşağı bahçemizdeyim şöyle bir içimi çekerek geçiyorum ilerliyorum köyümün tozlu yollarında,kurban olam tozunada toprağınada tozu bi başka güzel toprağı ise yağmur yağdığında anne sütü gibi kokardı o zamanlar ne kanal geçerdi köyümden nede lağım kanalları vardı hele bir güzel kokardıkı o hayvanların tezek kokusu onu bile özledim.köyün meydanındayım koskoca bir pınar öyle nakış nakış işlenmiş oyulmuş desenlenmiş taşpınarım.eğiliyorum bir yudum su içmek için ama bozulmuş eskiden bam başka akardı suyu buz gibi bal tadında idi ama köhneleşmiş bozulmuş yıkılmış,eski güzelliğini vermiyor hergün başında bir sürü olan köylülerimiz uğramaz olmuş taş pınara artık gelişiyoruzya almışızya evlerimize sularımızı,unutur olmuşuz yüz yıllarca taşpınarın bizi yaşatmak uğruna taa söbelenlerden getirdiği yaşam kaynağını,heleki hani kızlar sevdiklerini görmek için konuşmak için su götürme bahanesiyle
Sesim titriyor, gözlerim ağlıyor, anlıyormusunuz bugün
Hey sevenler. hey sevgiden anlayanlar, hey aşk acısı çekenler.
Ağlamaklı konuşuyorum sevdamla, sürekli susuyor dinliyorum onu telefonda.
Sevdam, benden uzaklaşacağını, yok olacağını söylüyor.(((
KUL OLDUM
Yaşanmadı böylesi,ne ferhat gibi dağları delebildim,nede,keremle aslı olabildim,ama seni ilah bildim tanrı gibi tapıp kul oldum,
hasretinden geceleri uyumadım,güneşi sabahları göz yaşımla selamladım ben sana kul köle oldacak kadar sedim.
ağlayamadım içime attım tüm derdimi,hasretimi, ben senin hasret kokan güzelliğine kul oldum.
yüreğimi kor gibi yakan sevgini düşündüm,her düşünmemde yüreğimi dağladım ben senin yüreğine kul oldum.
birgün gelirde unuturmuş insan en sevdiği hatıraları bile...
diye yazmış şair...
unutmak unuta bilmek oysa o kadar zorki
unutulduğumu bilmek canımı yakıyor
yada kaderin elinde oyuncak olduğumu anlamak
ve koca bir yalan girdabında çevrilmek o yana,bu yana...
kalbim kırık sana geldim...
kaç zaman oldu gideli...
üzerinden kaç zaman en son dokunuşumun
özlemlerim taştı taşıyor...
ağustos sıcağı gibi yüreğim yanıyor...
ne zaman seni düşünsem canım yanıyor...
ne zaman ismini düşünsem
sana olan nefretim gözlerimin ateşini yakıyor
ciğerlerim dağlanıp,
sana olan kinim kat kat artıyor...
seni bu kadar uzaktan seveceğim
DÖRT MEVSİM
bir şairin dünyasından baktınızmı hiç hayata.
şairlerde mevsimleri yaşar,ama bilinen değil dört mevsimi yaşamak,zamanlı zamansızlığıyla yaşar,
bir şair günde yaşar dört mevsimi,sabah kalktığında başını çeviripte selamlayamaz güneşi,
dalıp ta bir öğlen vakti sonbaharı yaşar,inanamazsınız belki günde başına karın düştüğümü-
ALIN GÖTÜRÜN BENİDE
ben kimim bilmiyorum yaşıyormuyum yaşamıyormuyum belli değil
ey faslı bahar gelme sonzuzluğa kadar gelmee. sonbaharda büyük çınar ağaçları bırakırken yapraklarını, sarartırken, kocaman caddeleri sokakları, benide götür rüzgarınla savur gitsin sonsuzluğa.o yapraklar gibi bırak benide ayaklar altına ezsinler çiğnesinler,parça parça etsinler benide yaksınlar bulunamayımm küllerim uçussun onun gezdiği sokaklarda,belkide onun yüreğindeki ateşe ulaşır yüreğindeki küllerden bende doğarım tekrar.
gidin uçuşun göçmen kuşları, bir yangından kaçargibi,lamekan olan turnalar alın kanatlarınıza benide götürün. bir boşlukta bırakın bedenimi bulutların arasına.belki bir isyan yağmuru olurum yağarım bende, gök yüzünden üstüne damla olur düşerim,gözlerine yüzüne ellerine yağarımmm, belkide içtiğin su olurum seninle yaşarım bendeeee.kim bilir kurumuş toprağına düşer cansız bedenine ulaşırımm mezarında,canın olurumm yeşertirim seni sevgimlee.eğer düşünce seni bulamazsam o çukurda alın götürün benide ey ölüm alın götürün benidee.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!