Avuçlarımdan sızan zaman gibi,
Tutmaya çalıştıkça daha çok kanayan.
Her takvim yaprağı bir vedaydı,
Her doğan gün, biraz daha eksilen ben.
Yıllarım…
Sırtımda taş gibi biriken “keşke”ler,
Dilime düğümlenen söyleyemediklerim.
Güldüğüm anlar bile yarım kaldı,
Çünkü içimde hep bir şeyler ağladı gizlice.
Yıllarım…
Kimine omuz oldum, kimine yol,
Ama kendime sıra gelmedi hiç.
Değer verdiklerim beni unuturken,
Ben unutmayı bile beceremedim.
Yıllarım…
Geceyle dost, sabahla küskün,
Yorgun bir kalbin mesaisiydi hayat.
Her darbe “bitti” dedirtti belki
Ama bak, hâlâ ayaktayım inadına.
Yıllarım…
Benden aldıklarını geri getirmezsin biliyorum,
Ama şunu da yaz bir kenara zaman:
Bu kalp çok yoruldu, çok kanadı
Ve yine de insan kalmaktan vazgeçmedi.
avucumdan kayan paslı saatler gibi,
her biri ayrı bir yara,
hiçbiri tam kapanmadı.
Gençliğim omuzlarımda erken çöktü,
gülmeyi borç bildim hayata,
hayat tahsilatçı çıktı,
faiziyle aldı benden her şeyi.
Dost dediklerim rüzgâr oldu,
en sert fırtınada ilk onlar kaçtı.
Ben yine dimdik durdum,
çünkü düşmek bile lükstü bana.
Yıllarım…
Ne geri geldi,
ne de özür diledi.
Sadece iz bıraktı,
suskun, ağır, kalıcı.
Bir yanım hâlâ umut diye direniyor,
diğer yanım “yoruldum” diye fısıldıyor.
İkisinin arasında
ben duruyorum,
yarım kalmış bir adam gibi.
Ve sorarsan bugün nasılım diye;
yaşıyorum derim,
ama içimde
bir ömür
çoktan gömüldü.
Tarih:03/10/2024
Agâh tövbekâr
Kayıt:04/02/2026 17:08:00
Kayıt Tarihi : 4.2.2026 17:08:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!