Yedi Güzel Adam Şiiri - Bilal Yavuz Şiir ...

Bilal Yavuz Şiirleri
145

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Yedi Güzel Adam

YEDİ GÜZEL ADAM ŞİİRLERİ

KALBİN KABESİNDE

Körfezlerde gittikçe uzaklaşan gemiler,
Bir başka seyredilir düşer gibi boşluğa,

Göçe susarcasına uçuşurdu yelkenler,
Dağılırdı saçların rüzgarın mezarında.

Semahın kıblegahı ruhunun fezasında;
Bir başkaydı her zaman, düşlerken bir başkaydın,

Çehrenin bahçesine gülüşler yayılır da,
Bağrının kabesinde, sayhanı sayıklardın.

SESSİZ SAYHA

Altın sonbahar, sokak fenerleri,
Duygun çardaklarda su perileri…
Ürkek parkelerde cesur kediler,
Kuşların sadrını deler de geçer.
Adın, hançeremde hüznün hançeri,
Gönlümün yaşına bakmadan deşer.

Gülüşün, ruhuma neden kasd eyler,
Niçindir ciğeri söndüren düğüm?
Nazarında yeşeren sır serçeler,
Toprağım, denizim, yelim, göğümdün.
Saflığın, cürmümü ezer de geçer,
Çakılarla çözülmez bu kordüğüm…

Nefesin; ateşten sıcak, yumuşak,
Kuş tüyünden hafif, alımlı sesin.
Ruha körpe sevişmekler katarak,
Sabahlara yüklü bir ceylan leylin.
Nezaketin göğsünden çağlayarak,
Taşıp kavururdu, zarif gözlerin…

Sendin adı şehla, şanı züleyha,
Kanı leyla, gülü leyla, rüveyda…
Bakmaklara hep görmekler ekerdin,
Ansızın çakışırdı şimşek yüreğin.
Can sayha, ten vaha, umular sahra…
Yüreğin, içimde soluk soluğa.

Resimlerin bile ahrazdı şimdi,
Hatırlamaz oldum nazlı sedanı…
Unutmak lime lime ah cemreni,
Ne bitmez kahırdı, ne kadim acı…
Bilmem üşür müsün orda sevgili,
Bekle bizi, çoğu gitti azı kaldı…

KARANLIĞIN MEZARLIĞI

Put denizi şehirlerde,
Lanetli sularıyla arzu,
Şehvet serper siperlere,
Ter içinde ve kuğumsu.

Kıvrımların isyanından,
Baygın düşmüş kıvılcımlar,
Sürtünüşten nasır tutan,
Tenler sarhoş, ölü ruhlar…

Sedirlerde huysuz gözler,
Zihinlerde loş kabuslar,
Dizilmiş arsız imgeler,
Derilmiş kör metaforlar.

Yaymış yine o koyuluk,
Zulmü örten dalgaları.
O renk ki dipsiz korkuluk,
Sarar şemsin her yanını…

Görünmez boğuşmalarla,
Çullanır huzur burcuna,
Pençeler umut dağını,
Uzar her yerden kolları.

Bir ejderha ki karanlık,
Yakar çocuk renklerini.
Kaçar tonlar, solar ışık,
Mahvettiği bahçelerden…

ÇERAĞIN KUNDAĞINDA

Döşlerdeki kandillerin,
Uhrevi balkırıydı aşk…
Bir semavi veçhe mızrak,
Anahtarı merhametin…

Serpilirdin cevherinden,
Metanetler yeşertirken…
Dehşetli geceler dahi,
Bastıramaz cevherini…

Işıkların somyasında,
Karanlıklardı suların,
Hışırtılar yaprakların,
Suskun bakır ufuklarda…

FLAMİNGO SAATİ

Hücrelerde zemheri, kutuplarda yangınlar,
Bakışlar, aynalarda ağlayan bir sonbahar.
Çağlayan deryalarda; sahraların vahası,
Serabın, semalardan haykırır meramını.

Altın bülbüllerdi o şakıyan yalnızlıklar,
Issızlıklar köşkünün çilekeş divanında.
Divanlar ki nümayan, sonsuz okyanuslarda,
Testin kadar ihata, tasın kadar ırmaklar.

İnce sütun bacaklar şimdi ateş dansında,
Şimdi baygın gözlerde çarpar arzunun kalbi.
Nabızlarda cezbeler; nazik haz vakitleri,
Zarifçe okşanışlar sırların surlarında…

İKTİHAM

Sevişmek isterdik hep göklerde uçuşarak,
Manevi fezamızın mefhumdan sularında.

Metaforlar dokuyup nakşederek semaya,
Taze ruhlar düşlerdik, aşka kanatlanarak…

Bakırlar balkırlara karşırdı buğunda,
Efsununda tütsüler, ferdaların fersude.

Sinelerin; dinmeyen şelalesi zamanın,
Pürüzsüz tutuşmaklar bahşeder bahçemize.

Gözlerin gökyüzüydü yaralı kuşlar için;
Masum falyanoslara şefkatli okyanuslar…

Anne gülüşlerinden içli bir sesin vardı,
Sesin, her yüzde sesin, her solukta nefesin.

Sen eskimolara yaz, kutuplara bahardın,
Etrafına yıpranmayan şarkılar saçardın…

VESSELAM

Aydınlık gözlerinde; ışıltılar çarpışır,
Renkler, tonlar, ahenkler, mihenklerle katışır.
Vurulur yüreğinden suya inen bir ceylan,
Tutar yasını kuşlar, kurulur tahtırevan.

Biz, toplu yalnızlığın müritsiz mürşitleri,
Aç ruhlarımız ancak o Sonsuz Sevgili’nin…
Rızası, cemaliyle, muhhabbetiyle doyar,
Yalnız hissedeceğiz; o mümtaz güne kadar.

MUŞTU

Gün gelir, vurduğun kadar vurulursun
Eteklerinde başlar bir dağdağa mevsimi
Güneş saçlar ağarır, çehrene aklar düşer
Kimsesiz aynaların işte tam karşısında
Derin yanlızlıkların türküsünü çağrırsın
Gün gelir, yaşanamayanlar göçer ömründen
Söylenemeyenlerin yasını tutar hazan
İşte o gün, deştiği kadar deşilir Leyla
Çölün ne önemi var Mecnun söndükten sonra
Bağırıyor kandiller, nehrimizde ay hüznü
Kuytulara kuyu olmuş mecruh gecelerimiz
Gün gelir bir vahada sen de tenha, kalırsın
İşte o gün, soğuk sessizlik neymiş, anlarsın
Üşüyüşlerle yanan cehennem cevherlerin
Yalazına bir nefes de belki sen bağlarsın
Sen şimdi hep gül, hep mutlu ol, hep çağla
Kahkahayla hıçkırmak neymiş bir gün ağlarsın
O gün sarmaz olur kat kat ağır yorganlar
Üryan kalır anılar, eyvahlara büşra var

KALBİNİ DİNLE

Esmer tonlarında güneşler saklanır
İnci dişlerinde coşkun aynalar uzar
Serçe kirpiklerinde alımlı nazar kuşları
Kül perçemlerin bahar bucuları kokar
Yürek ormanlarında bir masum ceylan
Katmış birbirine o bütün ortalığı
Şimdi her yer kıyam her yön kıyım her an dram
Her nefes kan oğlu kan oğlu kan oğlu kan
En derin bahçemde koşturur çocuksuluğun
Ve dilsiz cellatlar gibi dikilir aramıza
Acımasız zamanın köhne uçurumları
Sen şimdi seke seke terk ederken sesimizi
Renklerimiz solar, cansız karanlığa boyanır
Soluklar daralır, daralır, daralır, daralır
Saçlarında görünmez çiçeklerimden bir taç
Saklar nazenin sırtın körpe kanatlarını
Hep gülerken gördüler seni hep neşeyle
Bakışında bağıran ağır yaralarını
Kimseler göremedi, kimseler göremezdi
İncecik ellerinde devasa düşler yatar
Kısacık yaşamında upuzun olgunluklar
Gel de otur yanıma, yaşlanınca kalkardık
Gemiler alırdı sonsuzdaki sahilimize
Bülbülün duası kalkan gülün ömrüne
Ötüşür sessizlikler; gitme, gitme, gitme

MEDED

Ne yaslı bir dünya bu
Herkes herkese ölüm
Herkes herkese hüzün
Herkes herkese kahır
Herkes herkese dram
Kimse kimseye ışık değil
Herkes herkese yalnızlık

Meded ey Mahbub meded
Meded sevgin aşkına
Masuma susuz kaldık
Her yer her yüz karanlık
Kalbimizi boğar sadrımız
Zulmün depremlerinde
Darmadağın ervahımız

Ahir zaman baltaları
Parçalar vicdanımızı
Daralır nefeslerimiz
Soludukça solmaktayız
Merde hasret namerd bile
Meded ey Mahbub meded
Meded Ahmed aşkına

OYUN

Dürüstlük varken hile niye, fenalık niye
Neden düşürür insan kendini böylesine
Ona en masum en içten kıymet verenlere
Geçirdikçe geçirir yaban pençelerini
Burası dünyadır, burası bu kadar işte
Kaybetmek ne kolaydır, yakıp yıkmak ne konfor
Canları acıtmaktan zevk alır zalim kalpler
Mutlak adaletine inancımız tam ey Rab
Er ya da geç pek pişman hep üzmek isteyenler
Kötülere harcanan zamanlarımız için
Bizi de affet, bizi de affet, bizi de af
Yazık ki aldanırız, saf sanarız biz gibi
Çehremize gülüşen her gaddar kelebeği
Kederler bahşedersin keskinleşelim diye
Kavileşelim diye aciz düzmecelere
Elbet bu da geçecek, yaraları açansa
Hançerindeki kanı asla unutmayacak
Hafıza cehennemdir ah alan serçelere
Saplanmak bumerangtır bek döner sahibine
İyilik varken pusu niye, hainlik niye
Doğruluk varken kendini kandırmak ne diye
Vefasız bir kürede nankörler defilesi
Yiğitçe diyenleri hançerleyen desise

ASUMAN

Bu kümeler bu yığınlar bu sürülere,
Bu gösterilen yöne koşturan aynılara,

Sığamıyorum çünkü kuğu gözlerin…
Çünkü sensizlik çakılarla kazınmıştır,
Uzadıkça sarılan yürek ağaçlarına…

Sessizler ıssızlara yeniden yazılmıştır,
Yaklaştıkça uzaklaşan yıldızlardık…

EVÇ

Çölde bir kum tanesi tutmuş da,
Bakılmaya kıyılmayan nazlı süreyyanıza,
Cehennemler doğurma cüreti göstermiş…

Gibi bir mevsim şimdi ağlayan aynalarda.
Gelseydin; o elvan etekleri sürüyüp ırmaklara,
Varsın ezilseydi hücremizde cümle yapraklar.

Makberimiz, yangın mı yangın gökküreniz…

YAĞIZ

Ağıyor suların
Hançerde, kuşakta ve pusatta
Ağıyor nazenin
İncecik dallarında
Körpecik, camgöbeği
Kanıyor sessizliğin
Kanıyor mavi
Bağrında kızgın örgüler
Esmer ruhunda akkor

Azığımız tarumar
Yüküm tonlarca sevdan
İçim ağır mı ağır
Size hep mutluluklar
Bize kahır kalmıştır
Aşım özüm üstüne
Şimdi mevsim sahradır
Şehla endamında can
Çarpar durur divane
Kalbin feza denizi
Ve kükrer perçemlerin

Gel arıt ömrümü ey
Yıkılmaya alışmış
Yerlerimden tut kaldır
Yeşersin yangın
Tutuşsun yara
Yaşarsın filiz
Karışsın köklerimiz

TUTUŞAN

Birbirine sarılmış
Yapraklar gül dediğin
Nereye baksan rahmet
Nereyi görsen hikmet

Sır içinde sırrı çöz
Yok içinde yoka var
Herkeslerin kaçtığı
O yangın düğünündür

O ateş, kabuğuyla
Girene cehennemdir
Aşktan üst baş yırtana
Zakkum içre kevserdir

Ey can yüzlü nedime
Şelale canlı yaren
Aşk; binbir düğümünde
Binbir hasat derendir

İKRAR

Milyarlarca renk
Milyarlarca ahenk
Milyarlarca ses
Milyarlarca nefes

Milyarlarca his
Milyarlarca şifa
Milyarlarca çehre
Milyarlarca fikir

Milyarlarca sevda
Milyarlarca varlık
Milyarlarca yokluk
Ve tek bir Sahip

Rızası hep rızası
Cennetlerin cenneti
Dolduracak, dindirecek
Derin yalnızlığını

CANLAR CANI

Dilsiz, sağır senfoni
Renksiz, nursuz gösteri
Tatsız, tutsuz ziyafet
Hissiz, duyarsız ilgi

Sır içre sır içre sır
Kır artık testini kır
Ne dış kalsın ne iç ey
Özü közünden sıyır

Sularında ötenin
Zirvesinde derinin
Kavuş kavuşulmaza
Dinsin dinginliklerin

Sırların sırrına er
Gizlerin gizine pus
Ne dam kalsın ne duvar
Canların canına var

HAZİRAN

Narin ellerinde serin sular çağıldar
Cevherinde varaklar, nadide, çocuksu
Çokça gökyüzleri, çokça soluyuş
Dallarında kırgın ıssızlıklar mevsimi
Şimdi yürek bir saatli bombadır
Pençleriyle sadrımı boğazlayan
Dağ gibi kurulmuştur zamanlar aramıza
Ürkekliğinde aşkın gözyaşları parıldar
Şimdi ne derse desinler, mecalsiz
Cürmüne vurgun bir mücrim karşında
Yargılayan gözlerin zindanında mahkum
Ama asla pişman olmayacak olan
Ruhum ruhunu nasıl da görüyor
Bakışlar kaçıran masum maralın
İnanmazdım, inanmazdım yaşamasam
Gözleri yananları gözleri yananlar anlar
Gözlerin yangın, gözlerin dargın umutlar
İçim ki urganını bekleyen argın şehzade
Alımlı, nazenin, ölümcül otağında
Şimdi ahdim ömürlük bir duadır bahtına
Söylenemeyenlerin altında kalan
Bir makberdir ağarmış hayaller
Günler asır, güzler ayaz, güller veda
Yeter ki mutlu ol diyeceğim o gün
Biz ki alışığız düşte hüzne, yazda hazana
Öleceğini bile bile yaşamak gibi
İnanmazdım, inanmazdım yaşamasam
İnandım, yaşadım, gerçeğimdin

EHVEN

Daha iyi bir hayat mümkündür
Daha mutlu bir cevher harabende
Güzel düşün, güzel dile, güzel sev
Önce içinde başlar, içinde biter
Umutsuzluğun gazabından kurtuluş
Baharın fırtınasında savruluş
Aşkın cennetinde azab mümkündür
Güzel yaşa, güzel hisset, güzel göç

DÖNÜŞ

Kendine kıymet verdiğin kadardır
Değerin bu gönüller mahşerinde
İnanmayı bil, inancı say, inanca güven
İnanç yalnız bırakmaz yoldaşlarını
Güzel zanlar ırmağında yıka kalbini
Her zaman bir ışık vardır karanlık için
Müspetliğin kadar huzurlusundur
Mutluluk, özüne dönebildiğincedir

SONSUZ NEZAKET

Rahman’ın süt nehirleri
Çağıldar her gün her saniye
Görkemli anne dağlarından
Masum evlat vadilerine

Alemleri havada tutan
Cansızdan canlılar çıkaran
Varlığı yoklukla yeşerten
Hepsi nihayetsiz sergin

Sevgin nasıl da haşmetli
Aydınlatır kusursuz cemresi
Karanlıkta dönen dünyaları
Nereye dönsek zarafetin

ZİLAN

Bakışlarında masum günbatımı,
Teninde alımlı yıldızlar parıldar.

Bağrın, yaralı kumrular mevsimi;
Gülüşünde yarım kalmış şarkılar.
Büyür, büyür, büyür göz bebeklerin…

Cennetime dönüşür içli cehennemin!
Çığlığın bahçemdir, yeniden doğuş.

KEMENT

Yaşadın asırlarca
Ama
Alışamadın hayata
Yüreğin hala
İlk günkü hayret

Baktığın her yüzde
Her ton her yön
Her renkte
Her ahenkte
Her his her seste
Soru işaretlerin

Bir yanın çılgıncası
Ölüm merakında
Bir yanın delicesi
Yaşamak coşkusunda

İnsan nasıl çelişki
İnsan zarif komedi
İnsan hazin estetik
Acı bilmece

AV MEVSİMİ

gözlerin gece gözlerin karadelik
güneş saçlarında derin sessizlik
boynunda kuğular, gülüşün gazal
birazdan bastırır tuzdan fırtına

yaprakların kuşlar misali dallarında
dökülemez uçar, körpe nazenin
keşke yalnız bunun için sussaydım bizi
herşey bambaşka olabilirdi oysa

hangi yerden kapanır bu kesik şimdi
kırılır içten içe geçirdiğin aynalar
uzar, uzar, uzar nurdan narin dişlerin
bulanır yetim, yüreğimin kanına

HURUÇ

Göz göze gelemeyen mahcupları,
Köz köze yanamayan sessizler anlar.

Gidersin, göçer ne kadar kuş varsa…
Nefessiz yaşamaklar öğrenir yürek…

Gidersin, gelememişken bile daha,
Şimdi bir merhume yerine kalan…

MENFEZ

Karanlığa gece; bir tutam ışık…
Anlam sofranı ser ruhumuza ey.

Ki ısınsın iliklere kadar her yanımız.
Ki rahmetin kadim tığlarıyla,
Dokunsun beraberlik kumaşımız…

Geçir içimizi o dar menfezden ey.

Bilal Yavuz
Hira Yayınları

Bilal Yavuz Şiirleri
Kayıt Tarihi : 11.1.2021 15:55:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Bilal Yavuz Şiirleri