Sanırım Arşimet’ti o Vecedtu Vecedtu diyen. Şimdi size aklıma gelen güzel bir öykücük paylaşayım. Okul sıralarındayken öğretmenimiz anlatmıştı. Bir Türk Arap misafirini ağırlıyordur... Öykü bu ya. Gayet güzel anlaşamasalar da birbirlerini anlıyorlardır. Bizim Türk iyi misafirperverdir... Akşam olur yemeğe otururlar. Sucuklu bir tarhana çorbası vardır sofrada ilkin. Arap misafir kaşığı her daldırdığında sucuğu yakalar. Vecedtu Vecedtu der. Bizimki pek çorbada bişey yakalayamaz. Arap yakalar vecedtu vecedtu... Nihayet bizimki de kaşığında sucuk yakalar. Ortaya şu ilginç sözü fısıldar. Bir Vecedtu da ben BULDUM... Aslında Vecedtu sucuk demek değildir, buldum demektir...
Ve Arşimet' e dönelim. O vecedtu vecedtu dediğinde bulunulan aslında zaten var olandı. Ama o zaman diliminde büyük bir keşif olmalıydı. Newton' un kafasına elma trak diye gelmese yine çok önemli keşiflerden mahrum olabilirdik. Ve elektriği keşfetmeseler Fatmagül'ü kim bilirdi. Şu Graham Bell adlı arkadaşım da iyi ki telefonu bulmuş. Ama her güzel keşif daha da gün geçtikçe güzelliğinden yitiriyor. Herkesin elinde cep telefonu bugün. O zamanlar hayat daha mı güzelmiş demekten kendimi alamıyorum. Bir kahvenin kırk yıl hatrı olsun olmasına da kahve içecek dost bulamıyorsun ki! Sanal kahve olsun içsek…
Teknoloji çöplüğüne dönmüşüz bugün!
10 nisan 2012
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta