Yazı 047 Küresel Isınma Şiiri - Necdet Erem

Necdet Erem
1570

ŞİİR


16

TAKİPÇİ

Yazı 047 Küresel Isınma

Küresel ısınma Hakkında.
Dünyanın yaşamakta olduğunu anlatan bir Nasrettin Hoca fıkrası.

Çoğumuzun bildiği merhum Hoca Nasrettine atfedilimiş olan anonim bir fıkramızda, olay şöyle cereyan eder.

Nasrettin Hocamız ormanda yürürken, bir vatandaşın ağaca çıkmış, üzerine oturmuş olduğu dalı kesmekte olduğunu görür.

Adama seslenir.
-Hey düşeceksin.
Adam
-Sen karışma der.
Fakat biraz sora adam, kolu bacağı kanlar içinde hocanın arkasından yetişip;
-Sen benim düşeceğimi bildin,
Öyleyse ne zaman öleceğimi de bilirsin,
iddiası ile ölüm tarihini de söylemesi için ısrarda bulunur.

Fıkra bu tabi yaşanıp yaşanmadığı meçhul olmakla beraber.
Zannediyorum tüm insanlık tam manası ile bir Nasrettin Hoca fıkrasını yaşamaktadır.

Önemli olan insanoğlunun üzerinde yaşamakta olduğu (maalesef yedeği ve benzeri bulunmayan) dünyayı, üzerine oturup ta bindiği dalı kesen adamdan daha şuursuz bir şekilde tahrip ederek yaşam şartlarını her gün biraz daha zorlaştırması veya imkânsızlaştırmasıdır.

Tabiiki haddimizi aşarak saygıdeğer bilim adamlarımızı, saygın mucitlerimizi eleştirmeyeceğiz.

Amma hırsı doymak bilmeyen, teknoloji ve bu teknolojiyi sınırsız üretenlerle, ölçüsüz tüketenlerden de hesap sormayacağımız manası çıkarılamaz.

Hayatımızı hiçe sayanlardan, hakkımızı almaya gücümüz yetmese de, sesimizi yükselterek hesap sormaya hakkımız vardır, heralde.

Şimdi bindiğimiz dalın kesilmesi konusuna gelince,
basit te olsa göz ardı ettiğimiz bazı gerçeklere birlikte bakalım.

Bindiğimiz dalı kesmekte olup olmadığımıza birlikte karar verelim.

Dünya ısınıyor diyor sayın bilim adamlarımız.
Evet, onu söylemek için artık bilim adamı olmaya gerek yok çünkü artık dünya ısınmıyor.

Maalesef dünya yanıyor, yanıyor.

His edilen ise içinde yananların yanık et kokularından başka bir şey değil.

Siz!
Teknoloji geliştirmek tüketimi hızlandırmak ve ne kazandığınız belli olmamakla beraber ticaretinizi artırma adına dünyanın canına okudunuz.

Evet,
Dünyanın oksijen fabrikaları niteliğindeki, akciğerleri olan hayat kaynağı canım ormanları, enerji temini, lüks tüketim dekorasyon malzemeleri ve yerleşim alanları elde etmek üzere tükenme noktasına getirdiniz.

Serin rüzgârlar üretirken ormanları ateşe verip cehenneme dönüştürüp, enerjisini atmosfere sorumsuzca ve korkusuzca attınız.

Siz!
Ürettiklerinizi tüketim alanlarına hızlı bir şekilde ulaştırmak, o masumları da, tüketim aracına dönüştürmek için, teknolojinin hem üretiminde hem de hızlı bir şekilde dolaşımını sağlamak için yeraltındaki petrol denizlerini enerji üretimi adı altında ateşe çevirip, yine sorumsuzca ve yine korkusuzca atmosfere attınız dünyayı cehenneme çevirmekle kalmayıp yeraltında meydana getirmiş olduğunuz boşlukları, gelecek nesillerin kemikleri ile doldurma riski ile yüz yüze bıraktınız.

Siz!
Yerin derinliklerinde küremizin denge unsurlarından olan kömür dağlarını, yine doymak bilmeyen kazanma hırsınızı tatmin adına, fabrikalarda yakıp ateş halinde sorumsuzca, korkusuzca atmosfere attınız ısınmayla beraber deprem risklerini de tetiklediniz.

Siz!
Yer küreyi serinleten dünyadaki hayatın ve devamının, en önemli unsuru olan, can damarları niteliği taşıyan akarsuların önünü keserek baraj adı altında, yine doymak bilmeyen ihtiraslarınıza kurban edip, suyu, serinletici ve söndürücü iken, yanıcı ve yakıcı ateşe çevirdiniz, iklimlerin tabi-i seyrini değiştirip meteorolojik alanlarda geniş sulak alanlar oluşturarak jeolojik değişikliklere sebebiyet verdiniz.

Siz!
Bütün bunlar yetmiyormuşçasına azmanlaşan ihtiraslarınızın doymak bilmeyen arzularınızın tatmini adına,

Yüce yaratıcının maddenin en küçük parçası olduğunu iddia etmiş olduğunuz, atomun içine yerleştirdiği sonsuz kudretinin bir pırıltısı olan nükleer enerjiyi keşfettiniz, insanlık adına uğursuz elinizi oraya da uzattınız, bomba yapıp beşerin başında patlattınız. Atmosfere absorbe edemeyeceği kadar artık ve atık enerji yüklediniz.

Siz!
Hepsinden garibi bir iğne ustasız yapılmaz, bir harf kâtipsiz yazılmaz, bir köy muhtarsız bırakılmaz, mantıki kuralını yok sayarak, şu müzeyyen, muntazam ve mükemmel kâinat sarayının sanatsız, ilimsiz, sahipsiz olduğunu zan ettiniz.

Zan etmekle de kalmayıp bu akıllara durgunluk veren muhteşem eserin sahibini inkâr ettiniz.

İnkarınızı da ispatlama adına olmadık ve inanılmayacak yalan ve entrikalara başvurdunuz.

İspatlasaydınız ne kazanacak ve insanlığa ne kazandıracaktınız?

Kendiniz kurmadığınız şu nizamı, bozduğunuzdan dolayı şimdi samimiyetsizce koruma hikâyeleri uydurmaya çalışıyorsunuz.

Meğer insanlığı ne kadarda çok seviyormuşsunuz.
Timsahın gözyaşları bile sizin yaptıklarınızın ve iddialarınızın yanında çok masum kalır.

Eğer endişelerinizde ve uyarılarınızda samimi iseniz!
Önce şu kâinatı emrinize verip istifadenize sunan mülkün sahibine karşı işlemiş olduğunuz hata, kusur ve isyanlarınızdan dolayı bir özür dileyiniz.

Hata ve kusurlarınızdan dolayı pişmanlığınızı ortaya koyunuz.

İnanıyorum ki O sizin kadar müsamahasız ve merhametsiz değildir.

Sizi yine şefkati ile rahmetinin bağrına basacaktır.

Rabbim deyip merhamet kapısına tövbe tokmağı ile dokunsanız kulum diye o kapıyı ardına kadar size açacaktır.

Daha ne bekliyorsunuz.

İmtihanın bitmesinimi?
Kıyametin kopmasınımı?
Gazab-i İlahinin hakkınızda son hükümü vermesinimi?

Herkesi, ama herkesi bir daha aklı selim ile düşünmeye davet ediyorum.

Küresel ısınma küresel hatalarımızdan dönmemiz için bir uyarı değilmi?

Necdet Erem
Kayıt Tarihi : 6.5.2010 11:58:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Necdet Erem