Yaşar KILIÇ
1962 Yılında Ardahan’ın Hanak ilçesine bağlı Çayağzı köyünde dünyaya geldi. Fakir bir köy çocuğu olarak ilköğretim eğitimini köy okulunda tamamladıktan sonra maddi zorluklar nedeniyle eğitimine devam edemedi. İlk gençlik yıllarına girdiğinde ailesinden ayrılıp 1975 yılında İstanbul’un yolunu tuttu. Bir başına geldiği büyükşehirde hem hayata tutundu çalıştı hem de ilk şiirlerini yazmaya başladı. Gençlik yıllarında çalıştığı bir büfede büyük şair Ümit Yaşar Oğuzcan ile tanışması, şair ile olan diyalogları ve sanat üzerine sohbetleri onu meftunu olduğu şiir sanatına daha bir ısındırdı. Evliliğine kadar geçen sürede birçok yerli halk sanatçısı ve halk ozanıyla bir arada bulundu. Bu süreçte bağlama ve ozan’lık sanatıyla da ilgilendi ve çeşitli türküler besteledi. 1987 yılında evlendi. Şair halen evli ve iki çocuk babasıdır.
2000’li yılların başından bu yana sanat anlayışını tecrübe ve birikimleriyle beraber; toplumsal değerler, kardeşlik, fakir halkın sosyal durumu, yurt ve insanlık sevgisi temalı şiirler üzerinde yoğunlaştırmış ve ağırlıklı olarak ölçü değerli şiir’e bırakmıştır. Halen İstanbul’da ikamet eden şair işçi emeklisi ve 33 yıllık aile babasıdır.
Şair uzun yılların verdiği birikim ve deneyimle sanatını ortaya koyduğu şiirleri için ilk kitabının çalışmalarına 2019 yılı baharında başlamıştır.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!