Hani insan yaşam yolunda yürürken minik dinlenme molaları verir de şöyle bir arkasına bakar.Acaba ne zamana kadar ve ne kadar yol aldım diye....
İşte ben de bu molaların birindeyim.Benim molam her zamankinden farklıydı bu defa...bu gece kendi özümle muhasebe yapmak istedim.
Kosova göçmeni bir ailenin tek ve şımarık kızı olarak izmirde yaşama merhaba dedim herkes gibi elbet. Yaşam okulunda beni nelerin beklediğini hiç bilmiyordum.Ne tahmin, ne tahammül edemeyeceğim olaylar karşısında insan özündeki kriterlerle ne kadarda mükemmel mücadele ettiğini nerden bilebilirdim...
2006 yılının kasım ayında helalinden verdiğimiz ekmek kavgamızın tam cıvcıv zamanında yaşadıklarım bir ömre bedel mücadelenin ta kendisiydi.Minik kadınsal sağlık şikâyetlerim her geçen gün artmaya başlamış ve artık ağrı kesici almadan duramaz olmuştum.Nihayetinde doktora gittim ve bir takım yapılan tetkikler sonucunda tanı konulmuştu.Evet doktorum gayet mütevazı tavrı ve alıştırırcasına sorularıyla o ana kadar hala başıma gelecek kâbus dolu dakikalarımı kestiremiyordum.Ne zaman hastalığımla açıklamalarına başlayıp sıra tanıya geldiğinde herşey bambaşka olmuştu.Konuşmanın akışına göre en fazla kist olayını düşünür olmuş,bir ameliyatlık işlemden sonra herşeyin yoluna gireceğini tahmin ediyordum.Lakin gerçek hiç de o kadar basit olmadığı gibi gittikçe kendini iyiden iyiye hissettirir oldu.Doktorum rahim ve karın zarı kanseri olduğumu söylediği andan itibaren artık etrafımdaki herşey dönmeye başladı,doktorumu anlamakta zorlanıyordum ve vücudum tir tir titriyordu.Buz gibi soğuk terimi bedenimde hisseder olmuştum.Belki yaşadığım bir kaç saniye ya da bir kaç dakika bende artık asır boyutundaydı.Zaten bedenim çok geçmeden bu şoka dayanamamış ve olduğum yere yığılıp kalmıştım.Kendime geldiğimde muayene masasındaydım ve bedenime hâkimiyetimde inanılmaz ve tarif edilmez bir şekilde zorlanıyordum.Doktorum tedavimdeki alternatifleri anlatarak beni rahatlatma çabasındaydı.Ama daha kısa bir süre önce hem eşimin teyzesini hemde kendi teyzemi kanserden kaybetmiştim.Bu yüzden iyi niyetle çabalayan doktorum gözümde tüm inandırıcılığını kaybetmişti.Çünkü her iki teyzemin tüm hastalık evrelerini yakınen yaşamış olduğumdan sonumu çok net tahmin edebiliyordum.Tüm gücümü toplayıp son bir hamleyle doğruldum ve kurtulma olasılıklarımı öğrenmek istedim.Doktorumun açıklamalarından sonra işyerime geçtiğimde artık hiç bir şeyin önemi kalmamıştı.işte o ana kadar hep gözardı ettiğimiz asıl servetin sağlık olduğunu geç olsa da anladım. Kafamda tek bir hüzün yüreğimi kanatıyordu.Ne büyük afacan oğlumun delikanlı olduğunu ne de minik kuzum küçük oğlumun ilkokul mezuniyetini göremeyecektim.İçim acıdıkça boğazım düğüm düğüm oldu.En az 20 dakika kendimi bırakmamam için direndim.Ya sonrasında yaşadığım ikilem beni kontrolden çıkarmıştı ve elime geçen herşeyi odada fırlatır olmuştum.O kadar itinayla kullandığım odamı savaş sonrası yıkımlara çevirmiştim.Yüreğim kabul etmiyor, mantığım başka çaren mi var dercesine beni çıldırtıyordu.En sonunda gözümün önüne iki afacanım geldi ve kaçamadığım gerçekle inatlaşmaktan başka çözüm olmadığını kabullenir oldum.Velhasıl artık tek hedefim sonucunu bilmediğim mücadelemde ulaşabileceğim en güzel sonucu yakalayabilmekti.Elbet çevremdeki insanlarda aynı benim yaşadığım şoku yaşayacaklardı.Zaman, düşünceler ve ikilemlerle bocalamamdan su gibi akmıştı ve afacanlarım nerde kaldın anne telefonuyla mücadelemde ne kadar kararlı olam gerektiğini benliğime bir kez daha yaşattı. Evet bana ihtiyaçları vardı ve pes etmemem gerekiyordu.Eve gittiğimde tıpkı tavuğun etrafında dolanan civcivler gibiydiler.O gece eşime söylediğimde aynı şoku yaşadı ve donup kalmıştı.Kabul etmekte direnir olmuş,hatta doktoru bile suçlamaya başlamıştı.Daha sonra başka doktor,diğeri derken altı yada yedi doktorda gittiğimizde ise,hepsi inatla aynı sonucu harfiyen söylüyordu.Nihayetinde tedaviye karar kıldım ve kemoterapilerim başladı.Yaşadıklarımı ne ifade edebilirim ne de anlatabilirim.Şu an otuzyedinci kürümü yani kemoterapimi aldım.Rahim ve karın zarı kanserini yendim fakat böbrek ve göğsüme de sıçramış.Şimdi kanser denen o memenetsiz hastalıkla mücadelem hala devam ediyor.Çünkü benim iki afacan oğlum,eşim,ve çevremdeki tüm sevenlerim yaşam enerjim.Hatta kanserle mücadele eden bir vakıf diğer hastalara örnek teşkil eden mücadelemi kaleme almamı istediler.Bu aralar çok heyecanlıyım.En azından bir hastaya emsal teşkil edebilsem ve pes eden yada kabullenmeyen,direnmeyen hastayı atağa geçirebilsem dünyanın en büyük ödülü benim olacak.Ben yılmadım hala… Kosova damarımı sonuna kadar kansere karşı kalkan yaptım ve bana yenik düştü şu ana kadar.Daha tedavim bitmedi ama en azından rahim ve karın zarında ben galibiyeti yaşadım.Tüm kemoterapilerim boyunca yaşadığım her anımı kitap olarak çok yakın zamanda herkesle paylaşıp,o illetle tekrar yüzleşicem.İnsan beyninin ne kadar mükemmel bir işleyişi olduğunu inanın bu mücadelemde çok iyi anladım.Bu hastalıkta yaşadığım onca yaşam tecrübelerin yanısıra en ağır bedeli ise babamı kaybetmem olmuştu.Canım çok acıdı,yüreğim çok kanadı,kendimi babamın ölümünden çok sorumlu tuttum.Lakin mukadderat gerçeğini çevrem kabul ettirmeye çalıştıkça artık kendimi tanıyamaz olmuştum..
Sakın ama sakın ümidinizi kaybettiğiniz en hat safhada dahi mücadelenizi kaybetmeyin.Daima size sunacağı mükafatlar olacaktır....Dünya telaşında asla ne kendinizin ne de ailenizin en büyük serveti sağlık olduğunu unutmayın.Şu anda bedenimde şah damarımda,göğsümde,iki elimin üzerinde,nabız saydığımız bilek yerinde,karnımda tam dört yerde açılmış bir çok ilaç yükleme yerleri var.Ama ben bu halimde dahi ne umudumu,ne mücadelemi kansere yenik düşürmedim.Hala duygularımın yumağını sizlere mısralarımla sundum.Ben mücadele ettikçe kansere karşı devleştiğimi biliyorum.Eminim ki bu illet benim bir zayıf anımı yakalamak istiyor ve hamlesini sergilemek için sabırsızlanıyor.Ama inşallah ben yeneceğim.Herkes gibi yaşamak için sebeblerim var.Her nerde ve her ne şekilde sorun yaşarsanız yaşayın asla pes etmeyin,direnin,mücadele edin... Ve, günlerin güzelliği mücadelenin azmi daima sizinle olsun temennim sizlere, benim gibi yaşam sloganınız olsun….
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta