Bütün düşlerimin, bütün sessizliklerimin hayalsizliklerinde
Sana en çok yüreğimdeki yorgun adamı, sevdayı sundum
Her sevda dağınık kalkar yatağından, toplamaz yer yatağını
Yarınsızlığımın kilometrelerinde yalnızım, yokum artık…
Gönlümdeki bütün alemlerin satır aralarına sıkıştırdım seni kadeh kadeh. Raksınla yuvarlandım, sevdanla havalandım, tefinle şenlendim. Öyle bir alemdeydim ki sensiz, ne yenilendim, ne efelendim. Alkoller bile yetmedi seni anlatmaya gülüm, ben tanrıdan hiç bilinmemiş, hiç söylenmemiş kainat ötesi, yıldız öfkesi sözler dilendim. Bu gece beni son kez düşün ve son kez yargıla sevdam, yarınım yok, yarınım kayıp artık.
Bütün pençelerimi yüreğime vuruyorum şimdi. Bakışlarımızın sönük kaldığı aynaları yapayalnızlığımıza bohçalıyorum. Yüzümün kızarmışlıklarında kendimizi inkar etmelerimiz olurdu kimi, içimizdeki “sebepsiz ölümler” de, kendimizin içinde binlerce dünyaya dalıp, binbir rüya görmüşüz. Keşke, ‘bitmese’ dediğimiz her aşkta biz en çok birbirimize yakıştığımızı bilmemişiz.
Günün yorgan altında kalan bütün düşünüşlerimizde şehirlerine gelemedim asla. Kendimle uzlaşmalara, yüzleşmelere durduğum korku gecelerinde sensiz de yıkılmadım ben bu meydanlarda. Sensiz dokunduğum hiçbir bakış olmadı, mertliğimi ayrılıklara yükledim de, hep aşka inanarak yaşadım. Bilmelisin ki, yakında nur topu gibi bir çocuk doğacak gözlerinden, hicran bakışlı bir sevda soluyacağım yeniden.
Üstünü ayrılıkların kapladığı, içini yalnızlıkların doldurduğu hiçbir sevdadan geçmem artık. Yaşamın zarafet duruşlarında yüz karalarımı volkanlara sıvayıp seni de dağıtacağım içimden. Defterlerime karaladığım isminle, yüreğime ışınladığım sevdanla yaşamamayı da öğrenirim artık. Birbirimizin bütün farkına varılamamışlıklarında, yapayalnızlığımızın kalabalıklarında, ruhumuzun sarmaşık ağımlarında, yalnızlığı da öğreniriz çabuk.
Unuturuz sonra yeminlerimizi de. Yeni aşklar, sevdalar da buluruz. Kahrımızın ilmek başlarından her tutuşumuzda kendimizden nefretleri doğurur, gidişlerimizin mendillerini hiç bulunamayacak yerlerde saklarız. Çoktan unuttuğumuz erdemlerin nikahsız birlikteliklerinde, tepemizdeki renklerle donatılı güneşte, yüreğimizdeki her dengede, kaybettiğimiz bütün şehirlerde, hayallerimizin şerefine kadehler kaldırırız.
Bendim oysa içindeki. Bir amelenin yüreğinden daha sağlamdı benimkisi. Karıştırdıkça sevgi harcını, sıvadıkça yapına yüreğimdeki kumları yıkıldı şehirlerin, kaldı geride harabe kentlerin. Burnum kızardıkça, ellerim üşüdükçe ve yüreğim kendime döndükçe ‘ne oldu bize? ’ diye soruyorum kimi. Hiç bilmediğim, hiç görmediğim İstanbul kadar uzaksın, bütün kalabalıklarda bir başınasın şimdi.
Ekmeğime azık, sazıma tını, künyeme sızıydın sen. Kurdukça soframı seni kaşıklar, çaldıkça gönül sazımı seni dinler, yürüdüğüm bütün şehirlerde seni bulurdum. Kimlik sorgularındayım şimdi, bu yürekte ağrılara döndün, yorgun ayaklarım taşımıyor bana seni. Kucakla artık kentini, sevdalara sal eşsiz yüreğini, dirhem dirhem yok oluşlarımızı çam ağaçlarına as. Gönlümün iflaslarında, yüreğimin bağ bozumlarında buradan da bir yalnızlık gönderiyorum sana.
Kayıt Tarihi : 24.9.2005 14:10:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

İnsanı düşündürüyor.
Etkileyici.
Büyük bir tutku, ışıksız dönen bir güneş gibi en iyi yorum, en iyi temenni belki de Yorgun Şövalye'nin, yaralı şövalyenin bu satırlarda kendini ve sevdasını görmesi.
TÜM YORUMLAR (3)