Önce aç bırakırlar seni,
Sonra sorarlar: “Çaldın mı?”
İş yok, aş yok, gelecek yok…
Ama cebindeki bozuklukları sayar
Adliyede bir memur:
“Lüks yaşıyorsun!” diye.
Kirayı ödeyemeyen,
Markete borçla bakan,
Dershaneye değil, çöpe giden çocuklar —
Kopyayla suçlanır önce,
Çünkü öğrenmek değil,
Ezberlemektir marifet.
Sınavın adı: Çağdaş Zulüm.
Yanı başında “torpil” yazılı bir seçenekle başlar,
Ve sen her defasında
Yanlış şıkkı işaretlemiş sayılırsın.
Çünkü doğrusu,
Onlara göre suçtur.
Devlet der ki:
“Emekli maaşına haciz konulamaz.”
Sonra Yargıtay eliyle
Bir karar gönderir:
“Taahhüt olmasa da olur.”
Sözle kandırır, kararla vurur seni.
Bir avuç pirinç için
Boğazına çöker sistem.
Sonra haberlerde şöyle geçer:
“İntihar vakası...”
Oysa bu, bir toplumsal infazdır.
İşçiler, memurlar, emekliler —
İç içe geçmiş yalnızlıklar…
Yan yana duramadan,
Ayrı ayrı yıkılırlar.
Çünkü korku,
Gaz fişekleriyle örülmüştür.
Muhalefet mi?
Meydanlarda bağırır:
“Adalet yok!”
Ama kendi belediyesinde
Yolsuzluğu ihbar eden memuru
Sessizce tasfiye etmiştir.
O yüzden bir eski memur,
Mitingle televizyon arasında
Bir iç çekiş içinde şöyle mırıldanır:
“Bunlar da aynısını yapıyordu…”
Ve devlet…
Artık “Beni neden eleştiriyorsun?” demez.
Çünkü savunmaz kendini,
Sadece cezalandırır:
Susmayanı,
Sorgulayanı,
Aç kalıp harama el uzatmayanı!
Yol ikiye ayrılır:
Ya çalarsın — “akıllı adam” derler,
Ya susarsın — “deli” sanılır.
Ya isyan edersin — “marjinal” ilan edilirsin,
Ya da ölürsün —
Bir şose boyunda,
Boğazında yarım lokma ekmekle…
Ve arkandan gelenler
O lokmayı suç sanır artık!
Kayıt Tarihi : 31.7.2025 03:02:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!