yalnızlık hiç bu kadar sıkıcı olmamıştı belki
belki bu yalnızlık değildi zihnimdeki bir boşluktu
aslında yalnız olan ben değildim onlardı belki
yalnızlık korkutmuyor sadece acı veriyor
zihnimdeki kara deliği büyütüyor
ve sonunda herşeyi içine çekiyor mutluluğu, çocukluğu, umudu
..
Zifiri karanlık çökmüş üzerime
Gözlerim bürünmüş hüzne
Sözlerim sitemkar olmuş cümlelere
Yalnızlık işte
Bulutlar beyaz değil
Ay parlak
Güneş sıcak
..
yalnızlık paylaşılırmıydı?
yoksa yalnızlık denılen şey
sadece ne olduğumuzu unutduğumuz zaman
kapımızı çalan bir uğultumuydu
ateşler içinde uyandığımızda bir gece
derin karanlığın ender ışığında buluruz
yalnızlığımızın büyülü renklerini
..
Yalnızlık düşünür
Senin içindeyken seni
gönül camlarının sisten körelmesi
yalnızlık sonsuza yığar her şeyi
yaşarken omuz omuza
kimi dostluklar gibi
..
Ben de yalnızım kalabalıklar içinde
Yalnızlık sevmez, sevilmez, sadece hayal aşkı bilir
Korkunç yaşam şartları beşinde
Koşar yalnızlık, yorar sahibini, gizliden gizliye bitirir.
Yalnızlık soğuktur sahiblenmeye kalkanı üşütür
Gerçek sevgiyi, doğru aşkı bulamaz hasret kalır
..
Beceri değil ki, mutlu yaşamak
Bir sevgi tebessüm, yeter di bana
Sıcak iklimlerde, sonsuz yaşamak
Yalnızlık sessizlik, zor gelir bana
Umudu ihtimal, olsa överim
Sevda çıkmazlarda, kalsa severim
..
Pususunu kurmuş bekler beni yalnızlık
Ah gözlerinde yanan denizim ılık
Geçerken hayalin penceremden
Adi bir his olmuştur bekler beni yalnızlık
Serseridir karanlık her yerdedir düşüncelerimde sokağımda
Meçhuldur yaşam hiçbir yerdedir ne bende ne O'nda
..
Yorgun düşmüş yüreğim zamanın elinde
Kırılmışlıkların incinmişliklerin taa en derininde
Yalnızlık yarenim olmuş
bir yalnızlık türküsü bu söylediğim dilimde
..
Kimse bilmez kimsenin kimsesizliğini,
Kimse sormaz kimseye kimsesiz misin diye çünkü...
Yalnızlık kimsesiz olmak değidir,
Yalnızlık evet sahipsiz olmaktır aslında...
..
Yalnızlık.. sevmiyorum bu kelimeyi
Çünkü bir bıçak bir urgan sanki
Yalnızlık.. sevmiyorum bu kelimeyi
Yalnız kaldıkça sigaram bana zarar veriyor bilki
..
Beyhûde figân etme, Mekân-ı İnzivâ'dan,
Otur dost sofrasına, derdin ise yalnızlık.
Yok, eğer ki dertliysen tilkiler sofrasından;
Mekân-ı İnzivâ'da dertdaşındır yalnızlık.
..
Karanlık bir odada tek başına nefes alıp televizyon izliyorsan yalnızsındır.Bunu yaparken aldığın hazzı,tanımadığın bir kalabalık içinde duyduğun ve normalde sana sinir bozucu gelecek kahkahaların hazzıyla kıyasladığında bu sahipsiz kalabalık daha çekici geliyorsa sana bu yalnız öleceğinin garantisidir bilmiş ol.Sorma boşuna kendine kendine bir zamanlar aynı oksijenden faydalandığın,cenneti ayaklarının altında getirecek melek nerde diye.Uzaksa uzaktır işte.Mesafelerin uzunluğu değil ki burada seni yalnız koyan; onların varlığıdır.Sorma arkadaşlarım nerde diye.Sen istemedin mi zaten bu şehri,bu denizi.Şimdi niye şikayetleniyorsun? Düşünmedin mi böyle olacağını? Hep kurduğun o şahane hayallerinde biraz yalnızlık eksik kalmış.
Anladım şimdi suçlunun kim olduğunu,içimde durmadan konuşan bu ses biraz hırpalayıp beni kendime getirdi.Bundan sonra hayal mayal kurmak yok! hadi bakalım,şimdi gelecekte yapılandıracağım büstlerim yarım kalsın,eksik kalsın,onları yüzlerinde yalnız bir gülümsemeyle bırakacağım şehirler yarım kalsın.Yok,yok dayanamıyorum! Bunlar bile az onlara,onlar da yapayalnız olsunlar.Hem böyle yarım yamalak yalnızlık mı olurmuş….
..
İki farklı dünya yaşadım ben. Birincisi hesapsızca, pervasızca, bencil bir ‘gitme dünyası’. Öğretmenim çok güçlüydü, öyle ki benim ‘gitme dünya’mın kurucusu oydu. Kurdu ve gitti. Yalnızlık ağır geldi bana, kalamadım bu dünyada. Sonradan öğrendim, gitme dünyası birisinin hep gittiği bir dünyaymış ve kurucusu da benim zannettiğim gibi o değilmiş, ‘gitme dünyası’nın kuranı, içinde kalanıymış, gün gelip çıkmadıkça bunun bir kapan olduğunu göremezmiş.
Sonra bir başka dünyayı yaşıyormuş insan, ‘unutamayanların dünyası’. İlk bu dünyayı ben kurdum sanmıştım, onda da yanılmışım. Bu dünya zaten hep varmış ve ‘gitme dünyası’nın mülteci kampıymış. Paramparça hayallerin toplanıp yakıldığı bir meydan varmış. Tüm düş kırıntılarını alabiliyorlarmış, ufak bir operasyonla. Tüm düş kırıntıları ise duygularına karışırmış meğer, alınan duygularınmış. Onların yerine uyanlar ise yalnızca sitem, yalnızlık ve kırgınlıkmış, sana uyacak yeni bir his topluluğu bulunana kadar. Çoğu zaman da uygun bir donör bulunamazmış. Öğrendim, yaşayarak.
Kırgınlık ekletmedim, düş kırıntılarımın yerine. Sitem de yok, bünyem kabul etmedi. Yeni dünyada bana yalnızca ‘yalnızlık’ yetti. İçimdeki umutsuzluk yan etkisiymiş, kanayan yaralarıma sürdüğüm ilaçların. En garibi de kimseye rastlamıyorsun bu yeni dünyada, içine girince ise hiç garipsemiyorsun bunu. Saklambaç oynarken bir köşeye saklanıp, kurt olmadan çıkmak istemeyen bir çocuk gibi saklanıyorsun, yeni hislerden, hayallerden. Ben bir aynanın içine sakladım kendimi. Sonra da kırdım aynayı içerden, bakmak kimsenin aklına gelmesin diye.
Soğukmuş saklambaç oyununun köşeleri, evet köşeliymiş saklambaç, her köşede biraz daha soğuyormuş insan hayattan. Küçük, kapaksız bir soba buldum bir duvar dibinde. Isınırım diye yaklaştım, soba kıvılcımlar saçarken çevresine. Gördüm ki ateşi ısıtmaz, yalnızca yakarmış. Her köşeden acaba sobelenir miyim diye gizli gizli bakarken, kırdığım aynaya geri döndüm ve ebe ortalıklarda yoktu. Gittim sobe dedim, cam kırıkları elime batarken. Canım acıdı, kızdım, çıkmak istedim aynanın içinden, daha çok kanadım, daha çok kızdım. Kendime kızdım, aynaya kızdım, ‘unutamayanların dünyası’na kızdım. Çıkmak istedim bu yeni sandığım, eski dünyadan. Verdiklerimizi alırız dedi, boşluktaki o ses. Al dedim istemiyorum, bir çocuk gibi ağlarken yaralarımın acısından.
..
İçimde bir boşluktur yalnızlık; insanlarla dolmayan
Bardağımda çaydır
Tasımda çorba
Ve akşam yemeklerinde karşımda bekleyen boş tabaktaki anlam
İçinde yemek olmayan tencerede bana sunulandır yalnızlık
Çatal ve kaşığın sesinin içimde yankılanmasıdır.
Duvarların sırdaş
..
Gitmek gibi diyorum,
Gitmek, hangi birimize gitsin?
Gittim işte bak kalıyorum bile.
Yalnızlık gibi diyorum,
Yalnızlık hangimizde sadeleşsin?
Sadeleştim işte bak azalıyorum bile.
..
Herdem doguyorsun ufkuma,
Güneş ufkuma batıyor ufkuma,
Batıyor yalnızlık,
Yalnızlık sarı bir hastalık.
..
"YALNIZLIK" Adlı Romandan:
Ertesi sabah / erkenden kalktı ve tam saatinde bürosunda olmak / Onun yanaklarında heyecandan mütevellit bir pembelik sezer gibi olmuştu / Günü hiç olmazsa dışarıda, o güzel bahçede, bir yere uzanarak geçirmeyi tasarlamış / ne olursa olsun uslu ve söz dinleyen / O yalnızlık haline / bir şekilde alışmıştı, ondan adeta hoşlanıyordu. / Dostça bir edayla onun idasına kahvaltı getirdi. / İşini görebilecek kadar / gayet seri ve aynı zamanda değişik bir lehçeyle konuşuyordu! . / Düşündü! . / Onun bakışlarında samimi bir köylü tecessüsü sezdi! . / Kahvaltı her zamankinin aynısıydı ve pek hoştu; rafadan bir yumurta, gevrek ve taze çörekler, petek balı, bir fincan keçi sütü! . / Daha evvel mutfağa inerek / etraflı talimat vermiş olduğu belliydi. / Uzun, yalnız / saatlerinin kolayca geçmesine yardım eden köpeğiyle yaptığı o uzun muhaverelerelerden birini tekrarlayabilecek bir haleti ruhiye içinde! . { Kitap Yazarı: A.J. CRONIN } (29.11.2012 04:10)
..
hiçbir şey mutlu etmez beni
yalnızlık kadar
yalnızlık kadar
hiçbir şey koymaz bana
Aralık 1999
..
Yalnızlık şarkıları dinledim,
Yıllar boyu.
Odam yalnız ben yalnız.
Yalnızlık şarkıları dinledim,
Kör gecelerde.
Lambam yalnız masam yalnız.
Yalnızlık şarkısı dinledim,
..
Çöldeki yalnızlık
Çöldeki sessizlik, yalnızlık kokuyor
Çölün yüreğinde bir akrep dolaşıyor
Hangi yazgı, hangi kalem sürdü seni çöle
Suçsuzdun, açılacaktı sürgün gözlerin göklere
..



