Buğulu penceremden algılayabildiğim kadar kendime bakıyorum..
Ne zaman yalnızlık, şehvetini kaybedip ruhumu köreltmeye başlasa, insanların arasına kaçırıyorum bedenimi.
Beden iradesinin eliyken ruh, tek başına paslanırdı kalbin eklemleri… sevmek esastı, sevmeyi vermek en esas…
Bir hakikatten bahsetmeden önce zeytine ve incire yemin ediyor yaratıcı.. Biliyor ki kendi yarattıkları somut bir şey olmadan dikkatini inançlayamazlar.
Bir zeytin kadar tazeleyip, bereketlendirir mi dağlar bizi de. Kaçtığımız kadar varız değil mi. Sonra tekrar dönmek istediğimiz kadar var… hangi yeşil bize somut bir dal bahşedecek. Ve tutunmak bizi daha inançlı kılacak…
yalnızlık tanrısından kurtulup, tanrısızlığın özgürlüğünde insanlara döndüğümüzde, güzelliklere gülebiliyoruz.. ta ki ruhlarının elini tutmayan bedenleri görmekten bıkana kadar. tekrar kendimize kaçış noktası bizi ne kadar yenileyebilir...
Göğü güz temizlemişken bir ikindi vaktinin muhteşemliğiyle olgunlaşma dem vurulası bir şeydir.
Dolgunluğa ve olgunluğa demlenmenin insanüstülüğü… iradenin, yaratıcılığa giden inanç sistemi, tüm sığındığımız tanrıları deviriyor.
Kötü eylemlerin hastalığına hep tutuşuruz, çobanı olmamız gereken nefsimiz çıbanımız bizim. Acınmanın ve acımanın yolu bize kurtuluş değildir.
Güçlü olmak kuru bir merhametten geçmiyor. Ve ben fark ettim ki benim en büyük kibrim merhametli ve samimi olmaktır.
Empatinin dehşetinden öleceğim zamanlar olmuştur. Hakkımı ararken dönüp dolaşıp kendime gelmişimdir ortada ne düşman ne adalet kalmıştır.
Benim en büyük kibrim samimiyetim... Bunu aşmak isterim.. Gerçek sevgiye ulaşmak için kalbimin vicdan kılığından kurtulması lazım…
Bir gün bir gökdelenin en üst katında, cama karşı kahvemizi yudumlarken korkunç bir gülümsemeye tutulabiliriz.
en gizli gaddar şehvetlerimizin nasıl erdem sözcüklerine büründüğünü duyar üzerimize kahkahalanırız.
İnsan ne zaman değişir , tüm evreni kuşatan insan… Yüzeysel ve ılık… içimize inemediğimizden soğuk bir ırmak gibi değiliz… o mis gibi o berrak ve ferah…
Tüm hakikate ve karışmış aklımıza geçmişin sebep olmadığını kim iddia edebilir. Aklımızın başına buyruk fazla derinliği, gözlerimizi kalbimize doğru açmış ve ruhumuzu sığınmacı tanrılardan kurtarmış olsak da, bir insan gibi tekrardan arayışlara sürüklenmemiz sözün hiç bitmeyeceğini gösteriyor.
Sahi ne zamana kadar sevişiriz böyle
Bir mumun cılız alevinde…
Kayıt Tarihi : 22.2.2015 15:15:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!