Yalnız Çeşme Şiiri - Esma Özdemir

Esma Özdemir
230

ŞİİR


9

TAKİPÇİ

Yalnız Çeşme

Dün akşamüstü yalnız
Dolaşırken ıssız bu şehrin sokaklarında
Aheste aheste gezinirken hesapsız
Ayaklarımın beni götürdüğü yere
Kendi evimin kapısına ulaşınca
Ancak kendime geldiğimi farkettim!
Bir soda açtım dolaptan
Bir dilim limon eşliğinde
İçiversem bir bardakta
Şöyle iyi gider derken
Otururken bu sıcakta...
Vakit geçsin diye işte
Kütüphanede öylesine
Rehavet içinde
Bakınırken sayfalara
Yıllar sonra
Ansızın, rastladım sana
Albümdeki o fotoğrafta..!
Eski bir sevgiliye bakar gibi
Hüzünle sanki uzaktan...
Yine öyle mağrur ve yine öyle güzel!
Seni görünce karşımda birdenbire
Bakarken sana aniden gözlerim doldu!
Neden?

Hatırlıyor musun canım?
Hani bir zamanlar el ele
Neşe içinde okula giderken
Üzerine eğilip de sevgiyle
Oluğundan kana kana
Güle oynaya su içtiğimiz
Evimizin çeşmesi
O pınar nerede?
Şimdi öyle sakin, öyle yalnız!
Bir garip!
Bağrı ezik ama hep başı dik...
Ailemizin şerefi!
Issız Akan Yalnız Çeşme!
Söyle o gördüğüm sen misin güzelim?

Nerede o hani eski günlerdeki neşen?
Cıvıltın, keyfin nerede?
Nerede o gümbür gümbür
Akan derelerin?
Bahçen, bağların nerede?
Hani Selvinaz Gelin!
Mezar toprağın nerede?
Hani Ustan Çam Salih!
Yaptığı evleri nerede?

Ne gülün kalmış etrafında
Ne bülbül yine!
Hani serçelerin kıpır kıpır...
Güvercinin, kekliğin nerede?
Neler geldi-geçti başından
Biz yokken kimbilir!
Daha ne serenceler atlattın, söyle!

Ne kadar ağladın, ne kadar güldün?
Neleri haykırdın, isyan edercesine!
Neleri hader edip içine attın?
Söyle çeşmem, ne gördün, ne işittin?
De ki sahip;
-Hak gördüm, Hak işittim!
-Allah Allah! Eyvallah!...
Söyle canım şimdi
Bana bir daha söyle!
Ne anlatsan dinlerim ;
Sırrını açmam ellere!

Nerede o bir zamanlar önünde susuz
Nizamî asker gibi dizilen hayvanlar?
Nerede at, eşek, tosunlar!
Teknende sulanan iri mandalar?
Kabaran asabi çullukların
Horozun, tavuğun nerede?
Nerede, o eski çobanlar gülüm!
Ucu bucağı görünmeyen
Koyun, keçi sürülerin vardı, hani?
Nerede o akıllı kurt köpekleri şimdi?
Dağı taşı inleten o aslan parçası!
Ah canım! Bizim Karabaş nerede?

Nerede kaldı öküzlerin, ineklerin canım!
Hani yavru taylar, sıpalar?
Ala danalar, ak kuzular, oğlaklar!
Sevimli o masum, yavru balaklar!
Ördeğin, kazların gülüm...
Nerede o suladığın hayvanların?
Kurdun, kuşun, çiçeğin hani?
Mor kayada peş peşe uçak gibi
Bir konup bir kalkan
O yaşlı, baba kartallar!
Börtü böceğin nerede?

Nereye gitti şimdi, canım...
Söyle, bu vefasız insanlar?
Kenarında, suya düşmemek için
Çırpınan o yaramazlar hani?
Tek tek adımlarla ilerleyen
Koşan, bağıran o haylazlar!
Hergün cambazlık eden
Üzerinde atlayan, sıçrayan
Su savaşı yaparken üstü başı ıslanan
Yerinde duramayan o afacanlar..!
Ah o günler canım, şimdi nerede?

Nerede o ilk kez suya girerken seninle
Buz gibi havuzunda çeneleri titreyen
Üzerine yapışan incecik entarisiyle
Etrafına bakınırken öyle utangaç, sessiz!
Nerede unutamadığın o mahcup, temiz
Yüzü kızaran, efendi hanımlar nerede?
Nerede gül goncası gibi tazecik kızlar?

Peki ya nerede kaldı şimdi
Bizim o çatal sesli budala oğlanlar?
Yarı çıplak, kaba saba, şımarık
Umursamaz o ergen haylazlar hani?
Aman Yarabbi! Kurbağa gibi zıpır zıpır
Saatlerce havuzda bir o yana bir bu yana!
Nereye gitti şimdi o gürültücü haytalar?

Sanırsın ki çeşmem şimdi
Öyle sana bakınca sanki bir zamanlar
Ne içmişim senin suyundan
Musluğuna ağzımı vere vere!
Ne de yorulup sırtımda darı calazıyla
Anneme özenerek birgün
Oturup teknenin kaşına da
Eke kadınlar gibi şöyle yiğitçe
Bir solukluk dinlenmişim, serince!
Ne elimi-yüzümü yıkamışım, sanki!
Ne aile hamamına, ne eve, ne bahçeye
Ne su taşımışım kolumda helkilerle!

Sanırsın hiç, bahçede çalışırken yine
Annemle babama hürmeten
İçimden gelerek şöyle hani
İki elimin arasına alıp da özenle
Bir içim su vermemişim testiyle
Öyle mi?
Kimsenin eline dökmeye..!
Su gibi aziz ol kızım! Ya da belki
Atana rahmet olsun, desinler diye!

Ya da o dağlarda günlerce sanki aç susuz
Türkü söyleyerek; bir don-bir göynek!..
Ayağımda, kara lastik; elimde, ince değnek...
Hiç koyun gütmemişim bir başına, demek?
Issız yamaçlardan bakınıp da sesinle avunarak
Kurda-kuşa yem olur mu bu çocuk diye
Ne ana, ne baba Allah için hiç kimse de
Başımıza geleceklere aldırış etmeyerek
Kıpkırmızı burnumu çeke çeke yelyepelek...
Çantamda iki bazlama ve bir avuç çökelek!
Onca koyunu kuzuyu canım, senelerce güderek
Sizin babanız büyüttü o derelerde demek?

Efendime söyleyim, sonra... günün birinde
Ağaçlardan, getirirken, aman yavrum yine
Toz-toprak, sakın birşey düşmesin, dikkat et!
Aman ha tutarken bir kenarından kazara
Parmağın batmasın içine hep diyerek
Saygıdan, korkudan belki de görenekten
İşte o zamanın anlayışı aklı her ne ise artık!
Öle titreye, büyük ağabeyime... öyle ya!
Sanırsın hiç, su taşımamışım, kardeşim..!
O kara kulplu meşhur bakır tas ile..!

Söyle canım, kardeşim; sırdaşım, söyle!
Issız arkadaşım, garibim, yoldaşım, söyle!
Söyle kim, bizi büyütüp besledi, senelerce?..
Söyle kim, bizi adam etti de akılsız sonra...
Gurbet ile kim yolladı kendi elleriyle?

Söyle, seni kim ıssız, böyle yalnız bıraktı?
Söylesene canım, seni kim bizden kopardı?
Biz miydik kaderine terk eden seni yıllarca?
Yoksa, kader mi bizi senden ırağa attı?
Söyle kim ayırdı canım bizi birbirimizden?

Oysa ki o gün, alışkanlıkla sanki
Yarın gelecekmiş gibi hemen
Nasıl da sarılmıştık oluğuna öyle?
İki ellerimizle tutarak adeta
Sevgiliyle öpüşür gibi son kez dudaktan!
Farkında olmadan, kana kana
Nasıl da içmiştik canım, değil mi?
O berrak, cıvıl cıvıl kuşlar gibi tatlı
Ah o şifalı, ferah çeşmenden!

Allahaısmarladık, deyip sana
Bir veda bile etmeden, son kez vefasız
Yâd ellere üstelik yalnız çekip giderken
Dönüp arkımıza bakmadan ufukta yiterken
Bir el sallamadan muhannet şimdi nereye?
Desene öyle nereye hemen selam vermeden?

Bir dahaki gelişime çeşmem, sana söz!..
Çıkıp, Çağlan Başı'ndaki Tepe'ye hemen
Göğsümü gere gere şöyle yüksekten...
Kuşluk vaktine doğru, salakta erkenden
Keçiye tuz verirken, bizim çobanlar...
Düz taşların üstünde sererken elleriyle...
Düürrrüüpp! Ahhaa! Ahhaa! Gel ahaa!
Buraya yavrularım!
Gıcı gıcı! Gıdı gıdı! Gel anam, geel hadii!
Diyerek, ünleye ünleye, gönülden seslenerek...
Bir nazlayıp, bir tuzlayıp; sevgiyle besleyerek
Davarından, malından ancak
Öyle dürüstlükle emek vererek
Verim alınacağını bilerek..!

İşte o olgunlukta, gülüm...
Kaval eşliğinde, uzun uzun sana o gün...
Eski günlerdeki gibi iki gözüm
Sana güvenerek
Senden ilham alarak
Birbirimize yine can şenliği ederek
Sesimi sesine, dağlara taşlara vererek
Dosta düşmana karşı
Birlikte düet yaparak...
Sabahtan akşama kadar sana yine
Yanık türküler söylerim!

Ailemizin gururu; evimizin bekçisi!
Çocukluk günlerimin neşeli habercisi!
Hayatımın tanığı, varlığımın müjdecisi!
En güzel anılarımın nostaljik simgesi!
Dostum! En samimi arkadaşım!
Sırdaşım, kardeşim, can yoldaşım..!
Canım! İki gözümün çeşmesi!
Benim küçük ırmağım, variyetim!
İçinde büyüdüğüm göletim, çayım!
Dinle lütfen şimdi can kulağıyla!
Ben gelene kadar oralarda..
Yüzümü kara çıkarma, e mi?
Kovukkayalar'a iyi bak!
Tamam mı aslanım?

Seni, kokunu, o sesini, herşeyinizi...
O Derelerimizi çok özledim canım!
Hayirlısıyla inşallah, yakında geleceğim!
Seninle uzun uzun hasbihal edeceğiz.
Kovukkayalar'ı o gün, baştan sona
Adım adım yeniden gezeceğim.
Arka bahçeden daha sonra
Bir karpuz koparıp yine, büsbütün
Teknemize atacağım, cup diye!
Sen onu nasılsa şekerim birgüzel
Yeme kıvamına getirirsin
Bilirim! Kütür kütür!
Taş olsa çatlar ortadan ikiye zaten!
Buz gibi havuzda kaldı ki bir başına
Neynesin döne döne biçare karpuz?
Öyle hemen birkaç saatte de
Başımı alıp biryere gitmeyeceğim!
Anlaştık mı güzelim?

Ben gelene değin lütfen!
İki gözümün neşesi!
Hatrım için, ne olur!
O kayalar, kurtlar kuşlar...
Ey Yüce Allahım!
Dağlar-taşlar, kuru ağaçlar!
Usanmadan açan, o her bahar
Çiğdemler, nevruzlar, nergisler...
Kardelenler, sümbüller, papatyalar
Düşün ki bizim dikenlikte açan çiçekler!
Bazı zaman pembe bir düş gibi sere serpe
Bazen de kıpkırmızı bir aşk gibi sıklamenler!
Hele o baygın kokan, hele o menekşeler!
O narin laleler, yaban gülleri, anberiyeler..!
Her yer sırma, yayla çiçeği, bahtul...
Ve hatta pıtır pıtır mantar biten yamaçlar...
Sizi nasıl özlediğimi tarif edemem!
Lütfen ama hepsini, diyorum sana!
Hepsi birden sana emanet güzelim!

Sesim senin kadar güzel olmasa da
Ne yapalım tatlım ama
Şimdilik böyle idare et!
Çünkü gelince, bir düşün!..
Bilsen o gün sana daha ne yanık havalar...
Sana ben daha ne türküler söylerim!

İki gözümün çiçeği çeşmem!
Biraz daha sabret, diyorum!
Bekle beni, az kaldı, bak!
Sana söz veriyorum!
Bu kez hayırlısıyla geleceğim!
Ah bir bilsen iki gözüm..!
Nasıl da burnumda tütüyorsun!
Ben de seni çok özledim, kardeşim!

O dağlara benden...off!..
Tamam mı canım?
Turnaların kanadında, katar katar
Yüklerilen çok selam söyle!
Ah benim yufka yürekli
Çocukluk arkadaşım!
Issız Akan Yalnız Çeşme!
Dur biraz; ne olur!
Biraz da beni dinle!
Bu kadar ağlama lütfen!
Ele güne karşı ama
Olmaz ki şimdi böyle!
Aşkolsun Yapma canım!
Dur ne olur akma!
Bak beni de ağlatacaksın!

Esma Özdemir
Kayıt Tarihi : 15.2.2026 00:08:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Esma Özdemir İstanbul; 15.01.2026

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!