İnsan bedeni söz konusu olduğunda, virüs yahut mikrop ne ifade ediyorsa;
Gerek toplum hayatını, gerekse evlilik de dâhil olmak üzere tüm ikili ilişkileri adeta felç eden hatta çok güçlü olduğu düşünülen bağları kolaylıkla koparan, nedenlerin belki de en başta gelenidir diyalog eksikliği.
Kim ne derse desin, eli ayağı prangalı, dudakları mühürlü bir milletin, günbegün katlanarak çoğalan ahraz çocukları olduk biz.
Toplum olarak bu felsefeyi öyle can-ı gönülden benimsedik ki, birileri çıkarda susmanın erdemini anlatan atasözlerini bir çırpıda sıralayıverirse şaşırmamak lazım aslında.
Malum, sapla samanı karıştırmakta da üzerimize yoktur aynı zamanda.
Öyle ya, ne demişti atalarımız
“Söz gümüşse sukut altındı, bana dokunmayan yılan, bin yaşasındı, hatta her koyun kendi bacağından asılırdı”nasılsa..
Oysa aynı atalarımız,” insanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşırda demişlerdi ya! Kimin umurunda
Boş konuşmaya geldi mi, her birimiz allame kesiliriz de, iş bir problemi çözmeye geldiğinde, ya daha da çözümsüz kılarız yahut zehir zemberek susarız
Çözüm şıkkı sürekli kısa devre yapar
Çünkü biz sindirilmiş, susturulmuş, hakkını arayamayan üstelikte bunu peşin peşin kabullenen bir millet haline geldik şimdilerde.
Yani ecdadın, postmodern yüzkaraları.
Hakkını aramayı bırakın hakkını arayanları dahi kınayıp azınlık muamelesi yapan bir zihniyeti böylesine benimseyebilmemizin başka nasıl bir açıklaması olabilirdi ki?
Farklılıkların güzelliğini kavrayamayacak kadar ne zaman köreldik biz?
Birileri bir şeylerden rahatsız olduğunda olası kıpırdanmalardan neden bu denli panikler olduk?
Neden sindirme ve yok sayma politikalarını böylesine benimser olduk?
Sivilceleri kaşıyıp, çıban haline getirenler midir yoksa burada bir iltihap var diye ağrıyı dile getirenler midir kabahatli olan?
Sorun çözme yeteneğinden yoksun olan insanların inadına çözümsüzlük yeteneği vardır çünkü
Bir sorunu virüs misali erken teşhis edip tedavi etmek yerine anlamsız polemikler ile kangrene çevirmekte ustalaşmışızdır da bir şeyi unuturuz bu arada
Ne kadar birikirse biriksin o cerahat ya bir gün canınızı çok yakarak akacak yahut canınıza mal olacaktır.
Elbette ufak tefek her şeyi dallanıp budaklandırmak değildir savunduğumuz tez.
Sadece ve sadece küçük sandığımız şeylerin gerek toplumsal yaşamda gerekse özel iletişimlerde göz ardı edilerek zararlı birikintiler oluşturup peyderpey karşılıklı yıpranmaktır söz konusu olan.
Hani şu çocukluğumuzdan itibaren ısrarla empoze edilen ve bizim de inadına savunduğumuz üç maymun meselesi.
Önce küçüklüğümüzden itibaren “sen sus”, “çocuklar her şeye karışmaz”, “kimseye bulaşma”, “kimseye karışma” tembihleriyle büyürüz.
Ardından genç oluruz “erkekler ağlamaz”, “kız kısmı çok konuşmaz”, “sürüden ayrılanı kurt kapar” telkinleriyle boğuluruz. “duymaza gel”, “görmeze gel”, “anlamaza gel”, “kol kırılır yen içinde kalır” şeklinde sürer gider telkinler.
Bu nasihatlerle büyüyen ama gelişemeyen bizler, ne konuşmanın zamanını biliriz ne susmanın.
İster evli olun ister sevgili yahut herhangi bir ilişki “sen zaten o zaman şöyle yapmıştın”, “ bu zamanda böyle demiştin”, “ben hep yuttum” vs. cümleleriyle afallamaya başlarsınız.
Çıban patlamış cerahat akmaya başlamıştır işte.
Oysa eğer “sen zaten…” diye başladığınız o şey her ne idiyse zamanında, uygun bir zamanlama ve doğru bir üslupla dile getirilebilseydi ya da dile getirdiğiniz, küçük zannedilen sorunlar geçiştirilmeden özveriyle çözüme yönelik bir karşılık bulsaydı belki de bugünlerde hatırlanmayacaktı bile.
Birikimlerin çözümlenmesindeki zorluğun altında iki ana neden vardır:
1. Karşınızdaki insana “sen falan zamanda şunu, bunu, onu yapmıştın” dediğiniz anda (eğer düşündüğünüz gibi değilse) karşı tarafta oluşturacağınız ruh hali bırakın o anı ve geleceği geçmişin güzelliklerini dahi gölgeleyecektir. Çünkü beyin direkt olarak var olan sorunun ötesinde şimdiye kadar süregelen aranızdaki tüm iletişimi ön yargılı ve yapmacık bir birliktelik duygusuna kapılarak irdeleyecek. Dolayısıyla zaten verimli bir çözüme ulaşılamayacaktır.
2. (Eğer sorun düşündüğünüz gibiyse) bu defa da siz o zamana kadar göz yumduğunuz tüm hataları yeniden sorgulayacak ve o ilişkiye yahut iletişime yüklediğiniz değeri acımasızca yargılayarak yine çözüme ulaşamayacaksınız.
Oysa bir takım sorunlara zamanında müdahale edildiğinde
Ya doğru ve sağlam adımlarla yürüyecek ya da zararın neresinden dönerseniz kar diyeceksiniz.
“Ya kırılırsa”, “ya darılırsa”, “ya aklında öyle bir şey yoksa ve ben hatırlatmış olursam”
Yani o meşhur deyimle “ya eşeğin kulağına su kaçırırsam” mantığıyla hareket ederseniz, bir gün olur eşeğin okkalı bir çiftesiyle gözleriniz açılıverir fal taşı gibi.
Unutmayın ki eğer bir yerde bir su varsa;
Siz önünü ne kadar kapatırsanız kapatın bir yerden mutlaka sızacaktır. O zaman bırakın bugünden kaçsın.
Ben ne mi yapıyorum?
Çoktandır saldım eşekleri çayıra.
Mevla’m her zaman kayırmaz.
Aklı olan yaklaşmasın bayıra
Kayıt Tarihi : 13.1.2010 13:17:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

şairimizin yerinde tespit ve okkalı yaklaşımlarıyla lezzetli bir paylaşım...
rukiye küçük'ün kalemini işte bu yüzden çok seviyorum.
asla kişisel kaygı taşımamasının yanısıra varsa da 'kaygı' unsurunun kaynağında, aslında bir bakıma toplumsal boyut gerçeğinin farkındalığında olup da bu olguya kendini mütevazi bir biçimde katması, önemli bir ayrımdır bana göre...
kaldı ki yazım'a dair olabilecek ya da olmuş hataları da onun ne kadar biz'den olduğunun sevimli bir göstergesidir.
özgünlük, bazı kalemlerde itici durur ve şiir veya yazımdan çok kolay kopmamızı sağlar. rukiye küçük'ün kaleminde ise 'özgünlük' bende her zaman kalender bir dost izlenimi uyandırır. zaman zaman argo vardır ama küfre bulaşmaz, kişiyi harcama dokunuşu vardır ama öldürdüğü yiğide de hakkını verir, aşk'a ise her zaman gerçekçi bir duruş sergiler ama ondaki aşk'ı okudukça bir bakıma aşk'ın aslını yani kendi gerçeğini görürüz.
vesselam, kalemin seviyorum şairim... :))
ötesi, yürekten tebriklerimi
ve sevgimi sunmaktır...
Söz ola kestire başı,
Söz ola kese savaşı,
Söz ola ağulu aşı,
Bal ile yağ ede bir söz.
.....................
Her sözüne katıldığım yazı...
Sondaki minik dörtlüğe gelince...
Zaten CÜCE'liğimden dolayı bayırlardan uzak dururum.Bence hava hoş.
TÜM YORUMLAR (2)