buğulu bir camdan bakar gibisin
gözlerinde bu dalgın, bu yorgun bulut
yüreğimde güz kıyamet fırtınalar koparan
bu dargın bulut
yaban bir yağmur sonrası sesin
dallarına çekilmiş durgun bir çınar
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Iradikca parlayan yıldız gibi
Belki de ansızın doğacak gecede ay gibi
O sabah gercek sabah olacak
Güneşten alacak yakınlığını
Kalemine yüreğine sağlık..etkili anlatıldı.
Saygilar
*
O vakit, sesi sese değdirip çığırmalı, şimdi gel diyen havası uzun şarkılar; ödünç bir dengbej ağzıyla...
Gel de gör!..
Kocaları kahvede maça kızına sarkarken, dillerinde tilililerle yüzlerinde kara lastik isi; hiç bir zaman aşkla öpülmemiş dudaklarında newroz ateşi sıcaklığı hissetmek isteyen kadınların omuzlarında kırık fincan ardı kocasının morarttığı kuluncuna komşu jop morluklarını gel de gör demeli şimdi…
Bacak ara sızan kanlarını kanatlı pedlerine damlatan, kan denen sıvının aybaşından aybaşına cinsel organlarından aktığını sanan, “kadın” deyince
tumturaklı cümleleri ağızlarından düşürmeyen sözüm ona adı “kadın haklarını” ve sonra “insan hakları”nı savunmakla müsemma sözde kadınlara gel de gör demeli...
Demeli şair!..
Sözü közde demleyip içimizden konuşmayı bırakmalı...
Hani ferman padişahın dağlar bizimdi şair; desene! hani öyleydi?..
Ve şairler; şimdi yedi uyurlara methiyeler dizenler, tanrının işbirlikçileri yani “ya sev ya terket”çiler...
Kaçıp gitmeyi onur diye çocuklarımızın kulaklarına salanlar...
Onları utandırmalı şair...
Tanrıdan alınan ödünç imgelerle şiir yazanları diyorum, yani bize yükünmeyi ve dahi sadece dilimizin pantolon kabarığına dönmesini isteyen ahkâm kesicileri yalnız bırakmamalı evrende veyahut başka bir yerde demeli şimdi!..
-mimşairi-
mükmmel bir şiir yüreğine sağlık ilk yorumum için çok özür dilerim müthiş tebrik ederim...
'Iraklaştıkça daha yakınsın
Sarılmadıkca daha sıcaksın
Ölümün bile geçerli değil
Ben yaşadıkca yaşayacaksın...'
Ne güzel bir ayrılık anlatımı. Her dize dolu, yerinde. Günün şiiri olmaya ne kadar da yakışıyor.
Ellerinize, yüreğinize sağlık Ayten Mutlu.
İyi olduğunuzu duyurun bize.
Bir şiir ancak;
sevdayı,
paylaşmayı,
ayrılığı hissetmeyi
bu kadar Öztürkçe ve samimi anlatabilir.
Yüreğinize ve kaleminize sağlık...
inanilmaz guzel.. tebrıkler....
Ayrılığın da şiirin de hakkını vermişsiniz. Elinize yüreğinize sağlık. ' Irayan ' biraz kelime türetir gibi olmuş ama o kadar kusur kadı kızında da olur. Yusuf Türkakın
inanilmaz guzel.. tebrıkler....
benim şiirim daha güzel
Bu şiir ile ilgili 20 tane yorum bulunmakta