'Bütün aşkların toplamı, en yüce ve tek aşk' dedi..
'Önce ona varsan olmaz mı? ' diye sordum..
'Keşke olsa' dedi, 'Ama önce yoğrulmak gerek'
'Acı çekmek mi? ' diye sordum..
'Evet, aşk acısında yok olmak' dedi..
'Yok olunca! ' dedim..
'İşte gerçek aşkta o zaman yaşamaya başlarsın' dedi..
'Gerçek aşk! ' dedim..
'Büyük o! ' dedi..
Durdum. Durdum. Ve sustum!
'Neden sustun? ' diye sordu.
'Yüreğim titredi sanki' dedim..
'Neden? ' diye sordu..
'Bilmiyorum' dedim.. 'Büyük O! '
'Evet' dedi, 'Büyük O! '
'Nerede? ' diye sordum..
'Her yerde' dedi..
'Nasıl? ' diye sordum..
'Yüreğini aç' dedi..
'Yüreğimi açmak! ' dedim..
'Bir tebessümle bak her şeye' dedi..
'Tebessüm' dedim..
'Her kapının anahtarı' dedi..
'Kapı' dedim..
'Girmeden bilemezsin' dedi..
'Ya korku! ' dedim..
'Bilinmeyenden korkar insan' dedi..
'Ben bilmiyorum' dedim..
'Neyi? ' diye sordu..
'Ben'i' dedim..
'Sen kimsin? ' diye sordu..
'Ben kimim? ' diye sordum..
'Sevgiyle beslenensin' dedi..
'Kimin sevgisiyle? ' diye sordum..
'Büyük O'nun' dedi..
Durdum.. Durdum.. Yine sustum..
'Kimsin? ' diye sordum..
'SEN'im' dedi..
talha bora öğe
Gecer Dediklerimi Gecirdim
Duyduğum, dokunduğum, gördüğüm, tattığım, kokladığım için var bu dünya..Farkında olduğum için.. Kendim yazdım, kendim oynadım en başından beri.. O yüzden ki bir dünya yarattım, roller verdim sahnedekilere.. Sevdim; sevgilim, paylaştım; dostum dedim.. En derinimde hissettim; annem, kızdım da kıyamadım; babam dedim.. Geçer dediklerimi geçirdim.. Biter dediklerimi bitirdim.. Nefret ettiklerimi sildim, geçtim.. Gün oldu; silkindim, yeter dedim.. Geride bıraktıklarım hesap sormaya kalkmasın o yüzden bana.. Farkında olduğum için var oldunuz, vazgeçtiğim için bugün yoksunuz.. Bu nasıl bir cüret ki; bir başka hayata müdahil olma, umarsızca sorgulama, pervasızca yargılama hakkını bulur insan kendinde.. Haddinizi aşmayın ey faniler.. Ben yok olmayı kabullenirken, kar taneleri mütemadiyen ayak izlerimi kapatmaktayken, güneş bile her gün batarken, sizdeki ne arsızlıktır; silinmeyi dahi kabul edemiyorsunuz bir başka faninin zihninden.. Mezarlıklar, kendini vazgeçilmez sananlarla doluyken, yerin üstündeki bu şatafat da neyin nesi oluyor acep? Uğraştırmayın da dağılın hadi.. Dağılın ve gidin, ama bilin.. Kör cehalet çirkefleştirir insanları! Suskunluğum asaletimdendir... Her lafa verecek bir cevabım var... Lakin bir lafa bakarım lafmı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye...
Mevlana Celaleddin Rumi
Sevgiye dair...
Mumun yanına oturmuş, kıpırdanan alevlere içini dökerken yanaklarından yaşlar süzülüyor ve mırıldanıyordu:
-Ey sevgili! Hayalin gözümde, ismin dilimde, sarayın kalbimde... Peki ama nereye kayboldun? ! . Gözlerim her yerde seni arıyor, hâlbuki işte gözbebeğimdesin; kalbim durmadan seni özlüyor, hâlbuki işte bağrımın içindesin. Kaybolup gittin desem kalbim beni doğrulamıyor. Çünkü sen onun içinde bir sır gibi kaldın, hiçbir yere ayrılmadın. Yok, gitmedin, hep yanımdasın desem, gözüm beni yalanlayacak, hani nerede sevgili, diyecek. Ne yapacağımı bilemiyorum. Kaybolan ile bulunan, doğru ile yalan arasında şaşkın kalakaldım. Gönlümdeki yangına şahitlik ederek şu alevlerin içinde gülümseyen, şu gözyaşıma yansıyan hayalin ne vakit hakikat olacak? Ateş ile su arasında kalan hasretim ne vakit dinecek? Neredesin, kiminlesin, neylersin bilsem! ..
Baştan sona hasreti anlatan bu sözleri işitince içimin burkulduğunu, derin bir keder hissettiğimi itiraf etmeliyim. '- Galiba kurt ile kuzu, aslan ile ceylan rollerini değiştiler' dedim içimden. Çünkü bir sevgili, ancak böyle bir durumda içini dökerken yukarıdaki cümleleri söylerdi. Seven ile sevilen arasında olup bitenler değiştikçe kimlikler de değişir, seven ile sevilen rol dönüşümüne uğrarlardı. Bu durumda seven işin başlangıcında sevgiliyle ilişkilendirilen, ona benzeyen her şeye ilgi duyuyor, benzemeyenleri bile ona benzetiyor, bundan haz alıyordur. Mecnun dağda tuzağa ayağını kaptırmış bir ceylan görünce onun gözlerini Leyla'nın gözlerine benzetmiş, sırf bu yüzden avcıyı bekleyip diyetini ödeyerek onu serbest bırakmıştı. 'Niçin böyle yaptın? ' dediklerinde ise 'Leyla'ya benzeyen birine zulüm yaraşık değildir! ' cevabını vermişti. Mecnun o vakit Leyla'nın aşkının henüz başlangıcında olduğu için böyle davranmıştı. Çünkü sevgi kemale erince seven, mükemmelliğin yalnızca sevgilide olduğunu fark eder ve artık ona benzer bir şey bulamaz. Tıpkı bunun gibi sevginin başlangıcında seven feryat figan eder, ağlayıp inler, yanar yakılır, kalbindeki ateşin dumanı ağzından ah olarak çıkar. Ama sevgi kemale erip de sevenin varlığını ele geçirince artık inlemeler ve ağlamalar son bulur, seven latif bir cisme dönüşür; kusurluluk biter, paklık başlar. Yani ateşin alevi büyüdüğü vakit dumanı azalır, hatta kaybolur gider. Bu durumda sevilen seven için kesif bir dumana dönüşür. Hem de bütün alevi örten bir duman.
Hayal ile gerçek arasındaki sevgilinin hikâyesine dalınca birden şehrimi özlediğimi hissettim. Sevgi bana şehri hatırlatmıştı. Belki de sevgi şehri özlemekti. Çünkü şehirler sevgililer gibi sevgileri de saklar, perverde eder. Birden fark ettim ki düşündüklerim yüzünden gönlüm hassaslaşmış, yüreğimin titremesi iki katına çıkmıştı. Sevgi hatıraları yenilemek, eski dostları yeniden görmeyi arzulamaktı herhalde. Çünkü bunu hayal ederken bile sevgi insanın içini ısıtıyor, huzur veriyordu. Hayat sevgiyle yaşanmalıydı.
Bir ara '-Acaba aslan da ceylanın yurduna varırken seviniyor mudur? ' diye içimden geçirdim. Acaba onun dışında sevgisini yitirdiğini, ona varınca da sevgiyi bulmayı umduğunu söyleyebilir miydim? ! .. Hani herkes için matem olan yurt, seven için bayram, herkese Muharrem olan günler sevene Zilhicce olur gibi... Zeliha'nın, bütün adların içine Yusuf'un adını gizlemesi gibi... Sevgili adını diğer adları söylediğinden daha sıcak bir içtenlikle söylemek, sevgi kelimesini başka kelimelerden farklı telaffuz etmek, sevgi derken sanki yüreğinin bir parçası da ağzından birlikte dökülmek, sevgilinin kalbiyle sevenin kalbi arasında bir ilmeğe bağlanmak gibi...
O zaman düşündüm. Sevenin özünde taşıdığı cevher neydi de sevgili o cevhere yansıyordu? Seven, sevgiliyle olmaktan menfaat uman değil, menfaatini sevgiliyle olmaktan umandı çünkü. Sevdiğini söyleyenlerin çoğu ancak sevgilinin bezirgânları, hakiki seven ise onun satışa çıkarılmış metaıydı. Sevgili ona '- Gel kendini ben eyle.! ' dese derhal feda olur; çünkü ona muhtaçtır. Eğer seven kendini hakikaten o eylerse belki o da kendini seven eylemeye yönelir. Eğer sevilen kendini seven eylerse, bilinsin ki sevgide ihtiyaç içinde kalmış demektir. Eğer seven kendini sevgili eylerse tamamlanma sevilende gerçekleşmiş; böylece her şey sevilen olmuş sayılır. O vakit niyaz aradan kalkar her şey naz olur. İhtiyaç aradan gider sevgide kendine yeterlilik başlar. Fakirlik kaybolur, zenginlik gelir. Velhasıl her şey bir çare olur, çaresizliğin adı yeryüzünden silinir! ..
Bütün bunları düşündükten sonra bir karara vardım. Seven sevdiğini bir sevgili, bir canan sanırsa yanılır; oysa bilmelidir ki sevilen sevenin cananı değil bizzat canıdır.
Ey büyük üstad, ey Fuzulî! .. Sen Leyla ile Mecnun'u yazmasan, cihanda sevgi adı eksik kalırdı! .. Değil mi ki söyledin:
Cânı kim cânânı için sevse cânânın sever
Canı için kim ki cânânın sever cânın sever.
İskender Pala
Hiç Tanımadığım Sana...
Bilmediğim coğrafyanın Yağmurunu beklemek gibi Tanımadan sevdim seni…
Gerçi kendimi ne kadar tanıyorum Ama biliyorum ki Seni tanıdıkça kendimi bileceğim…
Ey bilinmezim Ey senin için ağlamaktan korkmadığım Ve ey sende var olduğum Yaralı gülüşümün sevinci Yağmur yağıyor yaşadığım kente şimdi Kaç damla indi göklerden Yada…! ?
Sana dair onca sızı biriktirdim yüreğimde Adı ve coğrafyası ne olursa olsun Gün gelince Bulut yüceliğinde Damla damla bereketinde Saçacağım sana…
Ey bilinmezim Kim bilir Senin yüreğinin coğrafyasında Hangi mevsimin izleri var Ama sen biliyorsun değil mi “Sen varsan bana Her mevsim bahar…”
'Yoluna ölmek' dedi..
'Yol' dedim..
'Alıp başını gitmek' dedi..
'Gitmek' dedim..
Bir 'Ahh' çekip, 'Dostlardan ayrılmak' dedi..
'Dost' dedim..
Durdu.. Bana baktı.. 'Dost' diye mırıldandı..
'Yüreğime nasıl koysam bilemediğim' dedi..
'Yürek' dedim..
'Dünyaları içine sığdıramadığım' dedi..
'Dünya' dedim..
'Hayatın bir yüzü' dedi..
'Yüz' dedim..
'Ardında ne gizli bilemediğim' dedi..
'Giz' dedim..
'Hep çözmeye çalıştığım' dedi..
'Çalışmak' dedim..
'Bitmeyecek öykü' dedi..
'Öykü' dedim..
'Binlercesini içimde gizliyorum' dedi..
'Gizlemek' dedim..
'İşte, her şeyin bitimi' dedi..
'Şey' dedim.. 'SEVDA' dedi..
'SEVDA' dedim..
'Peşinden koştuğum' dedi..
'Koşmak' dedim..
'Hayat, bir maraton' dedi..
'Hayat' dedim..
'Öyle kısa ki! ' dedi..
'Niçin kısa? ' diye sordum..
'Yaşanacak çok şey var, zaman yok' dedi..
'Yaşanması gereken ne var? ' diye sordum..
'Aşk' dedi. 'Kaç kere? ' diye sordum..
'Bin kere' dedi, 'Milyon kere'
'Neden bir kere değil? ' diye sordum..
'Bütün aşkların toplamı, en yüce ve tek aşk' dedi..
'Önce ona varsan olmaz mı? ' diye sordum..
'Keşke olsa' dedi, 'Ama önce yoğrulmak gerek'
'Acı çekmek mi? ' diye sordum..
'Evet, aşk acısında yok olmak' dedi..
'Yok olunca! ' dedim..
'İşte gerçek aşkta o zaman yaşamaya başlarsın' dedi..
'Gerçek aşk! ' dedim..
'Büyük o! ' dedi..
Durdum. Durdum. Ve sustum!
'Neden sustun? ' diye sordu.
'Yüreğim titredi sanki' dedim..
'Neden? ' diye sordu..
'Bilmiyorum' dedim.. 'Büyük O! '
'Evet' dedi, 'Büyük O! '
'Nerede? ' diye sordum..
'Her yerde' dedi..
'Nasıl? ' diye sordum..
'Yüreğini aç' dedi..
'Yüreğimi açmak! ' dedim..
'Bir tebessümle bak her şeye' dedi..
'Tebessüm' dedim..
'Her kapının anahtarı' dedi..
'Kapı' dedim..
'Girmeden bilemezsin' dedi..
'Ya korku! ' dedim..
'Bilinmeyenden korkar insan' dedi..
'Ben bilmiyorum' dedim..
'Neyi? ' diye sordu..
'Ben'i' dedim..
'Sen kimsin? ' diye sordu..
'Ben kimim? ' diye sordum..
'Sevgiyle beslenensin' dedi..
'Kimin sevgisiyle? ' diye sordum..
'Büyük O'nun' dedi..
Durdum.. Durdum.. Yine sustum..
'Kimsin? ' diye sordum..
'SEN'im' dedi..
talha bora öğe
Gecer Dediklerimi Gecirdim
Duyduğum, dokunduğum, gördüğüm, tattığım, kokladığım için var bu dünya..Farkında olduğum için.. Kendim yazdım, kendim oynadım en başından beri..
O yüzden ki bir dünya yarattım, roller verdim sahnedekilere..
Sevdim; sevgilim, paylaştım; dostum dedim..
En derinimde hissettim; annem, kızdım da kıyamadım; babam dedim..
Geçer dediklerimi geçirdim..
Biter dediklerimi bitirdim..
Nefret ettiklerimi sildim, geçtim..
Gün oldu; silkindim, yeter dedim..
Geride bıraktıklarım hesap sormaya kalkmasın o yüzden bana..
Farkında olduğum için var oldunuz, vazgeçtiğim için bugün yoksunuz..
Bu nasıl bir cüret ki; bir başka hayata müdahil olma, umarsızca sorgulama, pervasızca yargılama hakkını bulur insan kendinde..
Haddinizi aşmayın ey faniler..
Ben yok olmayı kabullenirken, kar taneleri mütemadiyen ayak izlerimi kapatmaktayken, güneş bile her gün batarken, sizdeki ne arsızlıktır; silinmeyi dahi kabul edemiyorsunuz bir başka faninin zihninden.. Mezarlıklar, kendini vazgeçilmez sananlarla doluyken, yerin üstündeki bu şatafat da neyin nesi oluyor acep?
Uğraştırmayın da dağılın hadi..
Dağılın ve gidin, ama bilin..
Kör cehalet çirkefleştirir insanları!
Suskunluğum asaletimdendir...
Her lafa verecek bir cevabım var...
Lakin bir lafa bakarım lafmı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye...
Mevlana Celaleddin Rumi
Sevgiye dair...
Mumun yanına oturmuş, kıpırdanan alevlere içini dökerken yanaklarından yaşlar süzülüyor ve mırıldanıyordu:
-Ey sevgili! Hayalin gözümde, ismin dilimde, sarayın kalbimde... Peki ama nereye kayboldun? ! . Gözlerim her yerde seni arıyor, hâlbuki işte gözbebeğimdesin; kalbim durmadan seni özlüyor, hâlbuki işte bağrımın içindesin. Kaybolup gittin desem kalbim beni doğrulamıyor. Çünkü sen onun içinde bir sır gibi kaldın, hiçbir yere ayrılmadın. Yok, gitmedin, hep yanımdasın desem, gözüm beni yalanlayacak, hani nerede sevgili, diyecek. Ne yapacağımı bilemiyorum. Kaybolan ile bulunan, doğru ile yalan arasında şaşkın kalakaldım. Gönlümdeki yangına şahitlik ederek şu alevlerin içinde gülümseyen, şu gözyaşıma yansıyan hayalin ne vakit hakikat olacak? Ateş ile su arasında kalan hasretim ne vakit dinecek? Neredesin, kiminlesin, neylersin bilsem! ..
Baştan sona hasreti anlatan bu sözleri işitince içimin burkulduğunu, derin bir keder hissettiğimi itiraf etmeliyim. '- Galiba kurt ile kuzu, aslan ile ceylan rollerini değiştiler' dedim içimden. Çünkü bir sevgili, ancak böyle bir durumda içini dökerken yukarıdaki cümleleri söylerdi. Seven ile sevilen arasında olup bitenler değiştikçe kimlikler de değişir, seven ile sevilen rol dönüşümüne uğrarlardı. Bu durumda seven işin başlangıcında sevgiliyle ilişkilendirilen, ona benzeyen her şeye ilgi duyuyor, benzemeyenleri bile ona benzetiyor, bundan haz alıyordur. Mecnun dağda tuzağa ayağını kaptırmış bir ceylan görünce onun gözlerini Leyla'nın gözlerine benzetmiş, sırf bu yüzden avcıyı bekleyip diyetini ödeyerek onu serbest bırakmıştı. 'Niçin böyle yaptın? ' dediklerinde ise 'Leyla'ya benzeyen birine zulüm yaraşık değildir! ' cevabını vermişti. Mecnun o vakit Leyla'nın aşkının henüz başlangıcında olduğu için böyle davranmıştı. Çünkü sevgi kemale erince seven, mükemmelliğin yalnızca sevgilide olduğunu fark eder ve artık ona benzer bir şey bulamaz. Tıpkı bunun gibi sevginin başlangıcında seven feryat figan eder, ağlayıp inler, yanar yakılır, kalbindeki ateşin dumanı ağzından ah olarak çıkar. Ama sevgi kemale erip de sevenin varlığını ele geçirince artık inlemeler ve ağlamalar son bulur, seven latif bir cisme dönüşür; kusurluluk biter, paklık başlar. Yani ateşin alevi büyüdüğü vakit dumanı azalır, hatta kaybolur gider. Bu durumda sevilen seven için kesif bir dumana dönüşür. Hem de bütün alevi örten bir duman.
Hayal ile gerçek arasındaki sevgilinin hikâyesine dalınca birden şehrimi özlediğimi hissettim. Sevgi bana şehri hatırlatmıştı. Belki de sevgi şehri özlemekti. Çünkü şehirler sevgililer gibi sevgileri de saklar, perverde eder. Birden fark ettim ki düşündüklerim yüzünden gönlüm hassaslaşmış, yüreğimin titremesi iki katına çıkmıştı. Sevgi hatıraları yenilemek, eski dostları yeniden görmeyi arzulamaktı herhalde. Çünkü bunu hayal ederken bile sevgi insanın içini ısıtıyor, huzur veriyordu. Hayat sevgiyle yaşanmalıydı.
Bir ara '-Acaba aslan da ceylanın yurduna varırken seviniyor mudur? ' diye içimden geçirdim. Acaba onun dışında sevgisini yitirdiğini, ona varınca da sevgiyi bulmayı umduğunu söyleyebilir miydim? ! .. Hani herkes için matem olan yurt, seven için bayram, herkese Muharrem olan günler sevene Zilhicce olur gibi... Zeliha'nın, bütün adların içine Yusuf'un adını gizlemesi gibi... Sevgili adını diğer adları söylediğinden daha sıcak bir içtenlikle söylemek, sevgi kelimesini başka kelimelerden farklı telaffuz etmek, sevgi derken sanki yüreğinin bir parçası da ağzından birlikte dökülmek, sevgilinin kalbiyle sevenin kalbi arasında bir ilmeğe bağlanmak gibi...
O zaman düşündüm. Sevenin özünde taşıdığı cevher neydi de sevgili o cevhere yansıyordu? Seven, sevgiliyle olmaktan menfaat uman değil, menfaatini sevgiliyle olmaktan umandı çünkü. Sevdiğini söyleyenlerin çoğu ancak sevgilinin bezirgânları, hakiki seven ise onun satışa çıkarılmış metaıydı. Sevgili ona '- Gel kendini ben eyle.! ' dese derhal feda olur; çünkü ona muhtaçtır. Eğer seven kendini hakikaten o eylerse belki o da kendini seven eylemeye yönelir. Eğer sevilen kendini seven eylerse, bilinsin ki sevgide ihtiyaç içinde kalmış demektir. Eğer seven kendini sevgili eylerse tamamlanma sevilende gerçekleşmiş; böylece her şey sevilen olmuş sayılır. O vakit niyaz aradan kalkar her şey naz olur. İhtiyaç aradan gider sevgide kendine yeterlilik başlar. Fakirlik kaybolur, zenginlik gelir. Velhasıl her şey bir çare olur, çaresizliğin adı yeryüzünden silinir! ..
Bütün bunları düşündükten sonra bir karara vardım. Seven sevdiğini bir sevgili, bir canan sanırsa yanılır; oysa bilmelidir ki sevilen sevenin cananı değil bizzat canıdır.
Ey büyük üstad, ey Fuzulî! .. Sen Leyla ile Mecnun'u yazmasan, cihanda sevgi adı eksik kalırdı! .. Değil mi ki söyledin:
Cânı kim cânânı için sevse cânânın sever
Canı için kim ki cânânın sever cânın sever.
İskender Pala
Hiç Tanımadığım Sana...
Bilmediğim coğrafyanın
Yağmurunu beklemek gibi
Tanımadan sevdim seni…
Gerçi kendimi ne kadar tanıyorum
Ama biliyorum ki
Seni tanıdıkça kendimi bileceğim…
Ey bilinmezim
Ey senin için ağlamaktan korkmadığım
Ve ey sende var olduğum
Yaralı gülüşümün sevinci
Yağmur yağıyor yaşadığım kente şimdi
Kaç damla indi göklerden
Yada…! ?
Sana dair onca sızı biriktirdim yüreğimde
Adı ve coğrafyası ne olursa olsun
Gün gelince
Bulut yüceliğinde
Damla damla bereketinde
Saçacağım sana…
Ey bilinmezim
Kim bilir
Senin yüreğinin coğrafyasında
Hangi mevsimin izleri var
Ama sen biliyorsun değil mi
“Sen varsan bana
Her mevsim bahar…”
Melek Uçar