Merhaba İçinden geçtiğimiz şu zaman diliminde her şeye rağmen yaşama tutuna bilmenin zorluluğunu yaşadığımı inkar edemem, yaşayan her şeyin kendi yüzünü yitirdiği bir dönemden geçiyoruz.. Medya kanalları insanın kendi yüzünü yitirmesindeki oynadığı o büyük rolde gayet başarılı olması, her geçen gün insanlığın, kendi bedeninde bir başka insanın yaşama olanağını tanımıştır. Örneğin çocuklar duymasın dizisinden etkilenen bayanların bir çoğu çalıştığı işyerinde sekreter/ yada ayak işlerini yaptığı halde/ kendini tanıtırken(personel müdürüyüm) diye kendini tanıtmaktadır, bu duyguların seyrine kapılanlarda işyerinde kendi olamayanların ortak hatalarını getiriyor günümüze yani insanın kendine yabancılaşmasını ve işverenin malının sahiplenişiyle de kendi köleliğini yaratıyor işte size masum bir dizinin getirisi. Tüm tv dizileri insanın nasıl kendi öz kimliğinden koparır da azim ile ederek soysuzlaştırırız ın hesabı tutularak güne uyarlanmakta. Ve gayette başarılılar birde tanrıyı kadercilik bazında kendilerine figüran seçtiklerinde ise amaçlarına ulaşmak çok kolay oluyor. Kurtlar vadisini anlatmama gerek kaldı mı bilmem bugün hakları işveren tarafından her gün gasp edilen işçiler in, her biri ayrı bir/ Polat alemdar/ patrona karşı, boynu kıldan ince, kendi gibi ezilene karşı, kılıçtan keskin, ve sadece kendi gibi ezileni düşman belliyor. Ben kimim derseniz, ben hakkını arayan ve hak ettiği değerlerden taviz vermeyen Emekçi bir şair şairim, yaklaşık 33 yılını sanayinin sömürü çarklarında geçirmiş, asla hiçbir şeye sahip olamamış ama onurundan zerre kadar taviz vermeyen ve hala ürettiği değerlerin getirisiyle yaşamaya çalışan torna işçisi bir Proleterim. Benim dünyam işyeriyle evimin arasına sıkıştırılmış olmasına rağmen, Somali de aç çocuğun, ırakta anne karnında vurulan bebelerin, sancılarını yoğun olarak yaşamaktayım, ve dünyanın yoksul yanlarında katledilen emek alın terimdir benim. ve ben hala Hiroşima da sakat doğmaktayım, ve Vietnam da hala süngüsündeyim düşmanın, Afganistan da başına bombalar yağdırılan çocuk benim Irakta kendi yurdunda mülteci yüreğim. Ne kadar zor olsa da emekçinin kendi kimlik bilinciyle yaşaması ve yaşatması Umudu, yinede Küba da ki sevincim beni yaşama bağlayan.ve bir gün kendi gerçeğine mutlaka ulaşacak insan belik insanlığın aydınlanması için yağmacı sistemler türlü engeller koyacaklardır aydınlanmanın önüne ana inanıyorum ki bu engeller sadece bir süre aydınlamayı yavaşlatsa da sonsuza kadar engelleyemeyecektir insanlığın aydınlanmasını. Unutmayalım ki son sözü daima direnenler söyler. Varsın tv denilen aptal kutusundakiler maymunluklarını hat safhaya kadar taşısınlar bilsinler ki mutlaka sürü kervanına katılmayan birileri olacaktır o birileri ki özgürlük ateşini yakmaya yetecektir.
Merhaba İçinden geçtiğimiz şu zaman diliminde her şeye rağmen yaşama tutuna bilmenin zorluluğunu yaşadığımı inkar edemem, yaşayan her şeyin kendi yüzünü yitirdiği bir dönemden geçiyoruz..
Medya kanalları insanın kendi yüzünü yitirmesindeki oynadığı o büyük rolde gayet başarılı olması, her geçen gün insanlığın, kendi bedeninde bir başka insanın yaşama olanağını tanımıştır.
Örneğin çocuklar duymasın dizisinden etkilenen bayanların bir çoğu çalıştığı işyerinde sekreter/ yada ayak işlerini yaptığı halde/ kendini tanıtırken(personel müdürüyüm) diye kendini tanıtmaktadır, bu duyguların seyrine kapılanlarda işyerinde kendi olamayanların ortak hatalarını getiriyor günümüze yani insanın kendine yabancılaşmasını ve işverenin malının sahiplenişiyle de kendi köleliğini yaratıyor işte size masum bir dizinin getirisi.
Tüm tv dizileri insanın nasıl kendi öz kimliğinden koparır da azim ile ederek soysuzlaştırırız ın hesabı tutularak güne uyarlanmakta.
Ve gayette başarılılar birde tanrıyı kadercilik bazında kendilerine figüran seçtiklerinde ise amaçlarına ulaşmak çok kolay oluyor.
Kurtlar vadisini anlatmama gerek kaldı mı bilmem bugün hakları işveren tarafından her gün gasp edilen işçiler in, her biri ayrı bir/ Polat alemdar/ patrona karşı, boynu kıldan ince, kendi gibi ezilene karşı, kılıçtan keskin, ve sadece kendi gibi ezileni düşman belliyor.
Ben kimim derseniz, ben hakkını arayan ve hak ettiği değerlerden taviz vermeyen Emekçi bir şair şairim, yaklaşık 33 yılını sanayinin sömürü çarklarında geçirmiş, asla hiçbir şeye sahip olamamış ama onurundan zerre kadar taviz vermeyen ve hala ürettiği değerlerin getirisiyle yaşamaya çalışan torna işçisi bir Proleterim.
Benim dünyam işyeriyle evimin arasına sıkıştırılmış olmasına rağmen, Somali de aç çocuğun, ırakta anne karnında vurulan bebelerin, sancılarını yoğun olarak yaşamaktayım, ve dünyanın yoksul yanlarında katledilen emek alın terimdir benim. ve ben hala Hiroşima da sakat doğmaktayım, ve Vietnam da hala süngüsündeyim düşmanın, Afganistan da başına bombalar yağdırılan çocuk benim Irakta kendi yurdunda mülteci yüreğim.
Ne kadar zor olsa da emekçinin kendi kimlik bilinciyle yaşaması ve yaşatması Umudu, yinede Küba da ki sevincim beni yaşama bağlayan.ve bir gün kendi gerçeğine mutlaka ulaşacak insan belik insanlığın aydınlanması için yağmacı sistemler türlü engeller koyacaklardır aydınlanmanın önüne ana inanıyorum ki bu engeller sadece bir süre aydınlamayı yavaşlatsa da sonsuza kadar engelleyemeyecektir insanlığın aydınlanmasını.
Unutmayalım ki son sözü daima direnenler söyler.
Varsın tv denilen aptal kutusundakiler maymunluklarını hat safhaya kadar taşısınlar bilsinler ki mutlaka sürü kervanına katılmayan birileri olacaktır o birileri ki özgürlük ateşini yakmaya yetecektir.