Buraya, rumuzunuza tıklayan bir kişinin sizi tanıması için yeterli olacak bilgiler yazın. Kısa özgeçmişiniz, hobileriniz, nelerden hoşlandığınız gibi.. (Metin uzunluğu için sınırlama yoktur, dilediğiniz kadar uzun yazabilirsiniz.) BU BÜYÜK BİR HATA BENCE ;)
Karanlığa Düşler
Kayıt Tarihi: 25.03.2004; Ekleyen: ~Sou| Calibur~
1
Senı tanımayan yok bu şehırde.Şehir ve sen geceler boyunca yanan geçmiş bir fırtınanın savurgan ve ağlayan enkazı. Bu gece sen öldür, yoksa bu sancı bitmeyecek. Hayatım düş, düşlerim ölümcül ve net. Gece lambasının karanlığa isyan etmesi gibi ayrılığa dur diyerek. Üşürken bir çöpçünün elini tutmak, ite sarılmaktır, gecenın soğuğundan kurtuluş. Bir bakıma kurtarmaktır titreyen iti ölümden. Oysaki ben korkmuyordum hep çakışırım ölümle. Hepte son kurşunumda vururdum hiç şaşmaz, beşini kesin ıskalardım. Yalanmış herşey, ölümde bır kurşuna teslim oldu. Gece olur farklı düşüncelere kapılırım, ölüm ise ensemde.. Ayrılmadı ki, aylar boyunca yanan bedenimde kor olmuş gece. Hep geceleri kaçışırım hayattan. O ise ilmek olur, boynuma dolanır, ben gittikçe oda gelir. En karanlık köşelerde adımı görürüm -yanlızlığın adı- ve yine bir bank yine yaşlı gözler, titrek ama tek vücut. Her adımımda bir siren sesi dur demekte ayak seslerime. Düşlerde yitik bakar gözler. Aşk birikir, düşlerim alır götürür beni sevişmelere, fırtına gelir dağıtır geceleri alır savurur beni, öpüşür..Aşklar acıtır mı hiç, yaşanmadıkça.. Yaşam ölümlenir kalpler ağlamadıkça. Ben ucamam sen gelmedikçe, açamam içimi. Gün kararır ben uyandıkça, atamam kendimi yeşil gözlerine. Ölüm büyütür içimde sarhoşlukları. Yaşam bütünlenir, güneşler çekilince ve aşklar vurmaya başlar.Gün boyanır gözler ağladıkça. Akamam rengini uzaklara.. Aşkım içinde çıplak ışıklar görür, geceler boyunça yanan ışıklar. Geçmiş bir fırtına sürükler gözleri. Bir yol çıkar önüme ama belli ki çıkmaz sokağa girmişim. Bilemezdim ıskaladığım mermilerin bana isabet edeceğini. Çöpçüde ellerini yavaşça ceker cebine koyar arkasına bakmadan gider...ve itte dalga gecer gibi ayağının tekini havaya kaldırır. Yorgun artık yaşam.... Her zamanki gibi susuyorsun yine ve susmakla hep kazanmış gibi yapıyorsun. Önemi yok şimdi. Artık boşlukta asılı kalmış bir ceketin yorgunluğunu duyuyorum. Üzerimde hiç eskimeyen giderek ağırlaşan bir yorgunluğu. Hatta sen konuşmadığın zamanlarda, tek başına öksüz bırakmıyorum seni artık. Artık giderken kendimi de götürüyorum. Sanada sonsuz kere vazgeçemediğin kutsal suskunluğunu bırakıyorum. Hızla yürüyorum suskunluğun yerini hüzün kaplıyıp dolduruyor. Herşey siyah beyaz bir filme dönüşüyor. Bir bahar dalı kırılıp yere düşüyor. Çiçekler değilse bile onlar ölüyor. Yanlış zamanlarda yanlış yerlerdeydin. Olmazdı istediğin sende biliyorsun. Hem zemin geçitlerde iki aracın ateş dansıydık ve denize fırlatılan bir taş ve yüzeye dağılan giderek genişleyen dalgalar ve sonra dibe çöken taşın ağırlaşan hüznü.. Seninle gelen yalancı bahar ve bütün renklerıyle gökkuşağı siyaha akıyor bügün. Birazdan buluşma noktasında siyah ve beyazın ince narin tangosunda olacağız. Sen renklerini alacaksın bense sana anlatmaktan yorulduğum gerceklerimi, hayatın gerceklerini. Ben böyleyım işte, siyaz beyaz bir sokak köpeğinin bakışlarında buluyorum yaşamı. Bakışlarım siyah zeminler üzerindeki siyah yazılar artık hayata yada ayrılığa. Değerler anlamsız gelmeye başlıyor kuyumcuya, yirmi dört veya on sekiz farketmiyor. Zamanla herşey anlamsız gelmeye başlıyor. Herkes, nerde ve ne iş yaptığını unutuyor. Eziklikler başlıyor barışık olamıyor yaşama. Kekelemeler, suskunluklar.. Otobüs durağının yanındaki simitçi gibi bekleyiş başlıyor. Yanında yüzlerce küskün geçen insanlar ayrılığa mahküm olmuş insanlar, muhebbete cezalandırılmış insanlar, suskun, caresiz, mecbur cezasını ceken -kanun bu ya- ama yinede mutlu olmaya calışıyorlar. Aslında tek yaptıkları fotosentez. Bitki gibiler, sıradan, ezilen, kopartılan.. Tek aldırılan soğuk, sıcak, güneş, kar, yağmur, rüzgara aldırılış edilmiyor çogu zaman. Aslında önemlı olan o ya. Nereye savrulduklarını bilmiyorlar. Belkıde ağladıklarında farkediyorlar yağmuru ıslanmakla. Bir sokak köpeğinin gözünden aclığı, aldatmalardakı yangında güneşi. Rüzgarın savurganlığıyla böyle başlıyor sevmek ve sevilmek ve birikiyor içinde insanın esintiyle gelen ılıklık. Bir çocuk çıkıyor karşıma rüzgardan saçları dağılmış. Üstüdeki, güneşten rengi solmuş ceketinin düğmeleri gibi oda kopmuş hayattan. Beklentilerin sonu gelıyor belki o an. Çocukla aynı camı paylaşıyor gibi, aynı gözle izliyoruz insanları. Arabaların içindeki insanları, birazda ulaşılmazı görüyoruz mutlu bir yaşama olan. Sonra da selpak satmanın verdiği mecburuyetle hemen her insandan hasiktir yiyen, sokakların, nerden, nasıl oldugu umursanmayan demirbaş ikametçilerini. Ürkek kelimelerle 'selpak alsana abi', 'Hasıktır lan uzaklaş'.. Yağmur yağmış, vakit kaybetmeden kanı temizlemeye başlamış denizde. Rüzgarın eşliğindeki gelen yağmurun bulutları karamsarlık işliyor benliğimin kararsız uçlarına. Hayat umudunu istiyor hep, tatmadıkca. Gün kararmaya başlıyor ve uyanmaya başlıyor şehir. Yaşam cekılıp yerini satın almaya bırakıyor. Beş para vermeden, düşüyor umudun gözleri, dönüşü beklemeden. Birikiyor içinde geçmişini beklemeyen sen. Sonra acının verdiği yorgunluk ve karın soğuğunun verdiği uyuşma. Kederlı bir gün dogup beklemekler alıyor başlangıçı. Biten ben biraz, birazda beşyüz bin liralık dolmuş düşü. On dakikalık serüvenler, yanlızlığın yanımsatımı. Uzak dokunuşlarda biraz kendimin, biraz katlanmış günlerin yasaklanmışlığı ve siren seslerinden bir erkek tanınmışlığı. Dokunuldukça uzaklaşılan kendimden.
Koca bir dünyaya sığmayan bedenim karanlığa sığar. Kaldırımları yok sayın, bu yolları yokuşları yok, kapılarda hiçbir sokağa acılmıyor, mum sönmüştür, sonradır artık, ama bu sonrayı kimse anlamaz. Kurtuluyoruz, uyuşuyor su, donuyor buz, donuyoruz. Bundandır gönüllerinizdeki ferahlık, arınmışlık. Bir gece yarısına, bir boşluk nakışı olarak baş ucumda duran sürekli gece. Sen usul usul gözlerini bırak bu boşluğa, daha şimdiden bırak! ve ben yıkık duvarların altında bir gece yarısı sana bir masalı anlatayım.. Ölüler vaktinde çökmüşüz gecenin uzun sahanlığına. Ölüler vakti, anılar derin bir nefesin buharı gibi. Anılar zorunludur, zorunluyuz buna. Seni düşünüyorum, yüzümü korkusuzca yıkadığım aynada, kendime yeniden sahipleniyorum, sana sezgilerimden bir fal açıyorum, ben yine bana dönecegim bu besbelli. Peki sen yanıtı yüklenmemiş yüreğini nereye koyacaksın, kendini ertelemiş güzel? Susarsın bir gece, dudaklarında suskunluk kanar, öpülmez dudakların. Bende susarım.. Artık hiçkimse kendisi değildir çünki. Bütün duygular düşmana teslim edilmiştir, yaşadığımızı sandığımız hayata..
Karanlığa Düşler
Kayıt Tarihi: 25.03.2004; Ekleyen: ~Sou| Calibur~
1
Senı tanımayan yok bu şehırde.Şehir ve sen geceler boyunca yanan geçmiş bir fırtınanın savurgan ve ağlayan enkazı. Bu gece sen öldür, yoksa bu sancı bitmeyecek. Hayatım düş, düşlerim ölümcül ve net. Gece lambasının karanlığa isyan etmesi gibi ayrılığa dur diyerek. Üşürken bir çöpçünün elini tutmak, ite sarılmaktır, gecenın soğuğundan kurtuluş. Bir bakıma kurtarmaktır titreyen iti ölümden. Oysaki ben korkmuyordum hep çakışırım ölümle. Hepte son kurşunumda vururdum hiç şaşmaz, beşini kesin ıskalardım. Yalanmış herşey, ölümde bır kurşuna teslim oldu.
Gece olur farklı düşüncelere kapılırım, ölüm ise ensemde.. Ayrılmadı ki, aylar boyunca yanan bedenimde kor olmuş gece. Hep geceleri kaçışırım hayattan. O ise ilmek olur, boynuma dolanır, ben gittikçe oda gelir. En karanlık köşelerde adımı görürüm -yanlızlığın adı- ve yine bir bank yine yaşlı gözler, titrek ama tek vücut. Her adımımda bir siren sesi dur demekte ayak seslerime. Düşlerde yitik bakar gözler. Aşk birikir, düşlerim alır götürür beni sevişmelere, fırtına gelir dağıtır geceleri alır savurur beni, öpüşür..Aşklar acıtır mı hiç, yaşanmadıkça.. Yaşam ölümlenir kalpler ağlamadıkça. Ben ucamam sen gelmedikçe, açamam içimi. Gün kararır ben uyandıkça, atamam kendimi yeşil gözlerine. Ölüm büyütür içimde sarhoşlukları. Yaşam bütünlenir, güneşler çekilince ve aşklar vurmaya başlar.Gün boyanır gözler ağladıkça. Akamam rengini uzaklara..
Aşkım içinde çıplak ışıklar görür, geceler boyunça yanan ışıklar. Geçmiş bir fırtına sürükler gözleri. Bir yol çıkar önüme ama belli ki çıkmaz sokağa girmişim. Bilemezdim ıskaladığım mermilerin bana isabet edeceğini. Çöpçüde ellerini yavaşça ceker cebine koyar arkasına bakmadan gider...ve itte dalga gecer gibi ayağının tekini havaya kaldırır. Yorgun artık yaşam....
Her zamanki gibi susuyorsun yine ve susmakla hep kazanmış gibi yapıyorsun. Önemi yok şimdi. Artık boşlukta asılı kalmış bir ceketin yorgunluğunu duyuyorum. Üzerimde hiç eskimeyen giderek ağırlaşan bir yorgunluğu. Hatta sen konuşmadığın zamanlarda, tek başına öksüz bırakmıyorum seni artık. Artık giderken kendimi de götürüyorum. Sanada sonsuz kere vazgeçemediğin kutsal suskunluğunu bırakıyorum. Hızla yürüyorum suskunluğun yerini hüzün kaplıyıp dolduruyor. Herşey siyah beyaz bir filme dönüşüyor. Bir bahar dalı kırılıp yere düşüyor. Çiçekler değilse bile onlar ölüyor.
Yanlış zamanlarda yanlış yerlerdeydin. Olmazdı istediğin sende biliyorsun. Hem zemin geçitlerde iki aracın ateş dansıydık ve denize fırlatılan bir taş ve yüzeye dağılan giderek genişleyen dalgalar ve sonra dibe çöken taşın ağırlaşan hüznü.. Seninle gelen yalancı bahar ve bütün renklerıyle gökkuşağı siyaha akıyor bügün. Birazdan buluşma noktasında siyah ve beyazın ince narin tangosunda olacağız. Sen renklerini alacaksın bense sana anlatmaktan yorulduğum gerceklerimi, hayatın gerceklerini. Ben böyleyım işte, siyaz beyaz bir sokak köpeğinin bakışlarında buluyorum yaşamı. Bakışlarım siyah zeminler üzerindeki siyah yazılar artık hayata yada ayrılığa. Değerler anlamsız gelmeye başlıyor kuyumcuya, yirmi dört veya on sekiz farketmiyor. Zamanla herşey anlamsız gelmeye başlıyor. Herkes, nerde ve ne iş yaptığını unutuyor. Eziklikler başlıyor barışık olamıyor yaşama. Kekelemeler, suskunluklar..
Otobüs durağının yanındaki simitçi gibi bekleyiş başlıyor. Yanında yüzlerce küskün geçen insanlar ayrılığa mahküm olmuş insanlar, muhebbete cezalandırılmış insanlar, suskun, caresiz, mecbur cezasını ceken -kanun bu ya- ama yinede mutlu olmaya calışıyorlar. Aslında tek yaptıkları fotosentez. Bitki gibiler, sıradan, ezilen, kopartılan.. Tek aldırılan soğuk, sıcak, güneş, kar, yağmur, rüzgara aldırılış edilmiyor çogu zaman. Aslında önemlı olan o ya. Nereye savrulduklarını bilmiyorlar. Belkıde ağladıklarında farkediyorlar yağmuru ıslanmakla. Bir sokak köpeğinin gözünden aclığı, aldatmalardakı yangında güneşi. Rüzgarın savurganlığıyla böyle başlıyor sevmek ve sevilmek ve birikiyor içinde insanın esintiyle gelen ılıklık.
Bir çocuk çıkıyor karşıma rüzgardan saçları dağılmış. Üstüdeki, güneşten rengi solmuş ceketinin düğmeleri gibi oda kopmuş hayattan. Beklentilerin sonu gelıyor belki o an. Çocukla aynı camı paylaşıyor gibi, aynı gözle izliyoruz insanları. Arabaların içindeki insanları, birazda ulaşılmazı görüyoruz mutlu bir yaşama olan. Sonra da selpak satmanın verdiği mecburuyetle hemen her insandan hasiktir yiyen, sokakların, nerden, nasıl oldugu umursanmayan demirbaş ikametçilerini. Ürkek kelimelerle 'selpak alsana abi', 'Hasıktır lan uzaklaş'..
Yağmur yağmış, vakit kaybetmeden kanı temizlemeye başlamış denizde. Rüzgarın eşliğindeki gelen yağmurun bulutları karamsarlık işliyor benliğimin kararsız uçlarına. Hayat umudunu istiyor hep, tatmadıkca. Gün kararmaya başlıyor ve uyanmaya başlıyor şehir. Yaşam cekılıp yerini satın almaya bırakıyor. Beş para vermeden, düşüyor umudun gözleri, dönüşü beklemeden. Birikiyor içinde geçmişini beklemeyen sen. Sonra acının verdiği yorgunluk ve karın soğuğunun verdiği uyuşma. Kederlı bir gün dogup beklemekler alıyor başlangıçı. Biten ben biraz, birazda beşyüz bin liralık dolmuş düşü. On dakikalık serüvenler, yanlızlığın yanımsatımı. Uzak dokunuşlarda biraz kendimin, biraz katlanmış günlerin yasaklanmışlığı ve siren seslerinden bir erkek tanınmışlığı. Dokunuldukça uzaklaşılan kendimden.
Koca bir dünyaya sığmayan bedenim karanlığa sığar. Kaldırımları yok sayın, bu yolları yokuşları yok, kapılarda hiçbir sokağa acılmıyor, mum sönmüştür, sonradır artık, ama bu sonrayı kimse anlamaz. Kurtuluyoruz, uyuşuyor su, donuyor buz, donuyoruz. Bundandır gönüllerinizdeki ferahlık, arınmışlık.
Bir gece yarısına, bir boşluk nakışı olarak baş ucumda duran sürekli gece. Sen usul usul gözlerini bırak bu boşluğa, daha şimdiden bırak! ve ben yıkık duvarların altında bir gece yarısı sana bir masalı anlatayım..
Ölüler vaktinde çökmüşüz gecenin uzun sahanlığına. Ölüler vakti, anılar derin bir nefesin buharı gibi. Anılar zorunludur, zorunluyuz buna. Seni düşünüyorum, yüzümü korkusuzca yıkadığım aynada, kendime yeniden sahipleniyorum, sana sezgilerimden bir fal açıyorum, ben yine bana dönecegim bu besbelli. Peki sen yanıtı yüklenmemiş yüreğini nereye koyacaksın, kendini ertelemiş güzel? Susarsın bir gece, dudaklarında suskunluk kanar, öpülmez dudakların. Bende susarım..
Artık hiçkimse kendisi değildir çünki.
Bütün duygular düşmana teslim edilmiştir, yaşadığımızı sandığımız hayata..
YETER Mİ ;)