Satın alınamayan şeyleri severim ben. Deniz gibi, Gökyüzü gibi, Ay ve güneş gibi, Ve sevgi gibi.../Sabahattin Ali
Milan Kundera’ya göre aşk, bedensel hazdan çok, insanın en savunmasız halini bir başkasıyla paylaşabilmesidir. Gerçek bağ, kişinin tüm savunmalarını bırakıp kırılganlığını teslim ettiği anda kurulur. Gerçek aşk, yalnızca biyolojik bir dürtünün tatmini değildir. Asıl mesele, insanın en savunmasız anını bir başkasıyla paylaşma ve onunla bütünleşme arzusudur. Varoluşun hafifliği bağlamında, haz ve bedensel arzuya yönelen ilişki daha yüzeysel ve geçici bir temas yaratır; çünkü bu anda bilinç hâlâ uyanık ve kendini koruma halindedir. Oysa gerçek bağ, insanın tüm savunmalarını bıraktığı, kendini tamamen açık ve korunmasız hissettiği anlarda kurulur. Kişi, kırılganlığını ve varlığının ağırlığını bir başkasına teslim edebildiğinde derin bir yakınlık ortaya çıkar.
Satın alınamayan şeyleri severim ben.
Deniz gibi,
Gökyüzü gibi,
Ay ve güneş gibi,
Ve sevgi gibi.../Sabahattin Ali
Milan Kundera’ya göre aşk, bedensel hazdan çok, insanın en savunmasız halini bir başkasıyla paylaşabilmesidir. Gerçek bağ, kişinin tüm savunmalarını bırakıp kırılganlığını teslim ettiği anda kurulur. Gerçek aşk, yalnızca biyolojik bir dürtünün tatmini değildir. Asıl mesele, insanın en savunmasız anını bir başkasıyla paylaşma ve onunla bütünleşme arzusudur. Varoluşun hafifliği bağlamında, haz ve bedensel arzuya yönelen ilişki daha yüzeysel ve geçici bir temas yaratır; çünkü bu anda bilinç hâlâ uyanık ve kendini koruma halindedir.
Oysa gerçek bağ, insanın tüm savunmalarını bıraktığı, kendini tamamen açık ve korunmasız hissettiği anlarda kurulur. Kişi, kırılganlığını ve varlığının ağırlığını bir başkasına teslim edebildiğinde derin bir yakınlık ortaya çıkar.