Ayarsiz Enerji - Hakkında Yazdığı Tanıtım Yazısı


Ayarsiz Enerji Bir yasaktan ibaretsin kaç zamandır çiğneyemediğim ve adına suç demişim seni düşünmenin, işlemişim şehrin en derinlerine bir çığlık gibi... Zaten sen yasaklamışın kendini bana da benim yasaklarım senin bana yasaklayamadıklarına. Bir yasak özlemine, bir yasak hayaline, bir yasak da düşlerime düşen gözlerine...

İşte böyle sarmaş dolaş yasaklarla ulaşabilmek isterken sensizliğe mızmız bir oyunbozan olan yanım kabarır arasıra, engelleyemediğim kuralsızlığımdan sızar, köreltemediğim merhametimle çakışır, duygusal zaaflarımdan yararlanırsın. Sen de bilirsin özlemlerin yasakları delik deşik ettiğini, bilirsin o oyunbozan yanımın en ayyuka çıktığı zamanları ve uygulayabildiğim en katı yasağın yasaklara koyduğum yasaklar olduğunu.

Mesela önünden geçerken senin adını taşıyan bir mağazanın tabelasını gördüğümde seni hatırlamak yerine evden çıkarken kilitleyip kilitlemediğimi unuttuğum sokak kapısını düşünmek ya da göz göze oturduğumuz bir yol üstü çay bahçesinde sensizliğe değil de tuttuğum takımımın hafta sonu oynadığı maçta yediği gole sitem etmek.

Akşamları tok karnına aldığım iki tablet 'sen' yerine yeni bir aşkı antibiyotik niyetine yutmak gelirken içimden yasaklarımı anımsıyorum birden, öyle ya en öncelikli yasağımı sevdalara koymuştum ben.

Bir yasaktan ibaretsin kaç zamandır delemediğim ve adına suç demişim en kuytu köşelerde hayalinle sevişmelerin. Zaten sen bütünüyle yasaksın bana da, benim yasaklarım senin sınırını aşanlara. Bir yasak sen kokan nefesime, bir yasak seni anan dudaklarıma, bir yasak da tüm tonlarında yansıdığın gözlerime.

Zor oluyor biliyorum, bir kibrit kutusu büyüklüğünde ki beyaz peynir ve iki adet iri zeytinle uygulanan diyet gibi bir şey bu ve sen yetmişinde ki bir ihtiyarın düşmanı olan kolesterol ile bir alkoliğe men edilen şarap gibisin artık.

Yasak seni sevmek, yasak düşünmek, yasak ismini anmak ve düşlerime düşmemen için uykuya dalmak. Bu şehir de tek başına yürümek sensizliğe, kaldırımlarına yasak, sokaklarına yasak, denizine yasak... Kararlıyım hiç olmadığı kadar, ya sen yasaksın bu şehir ile bana, ya bu şehir ile bu can bana yasak!

Seni barda gormustum yanina oturdum
Vucuduna bakarken birden yok oldun
Dun gece severken bu sabah cok korktum
Aman anlat tatlim bana bu gece ne oldu

Cok yorulmustum uyuya kaldim
Ruya gibi geldin ama birden yok oldun
Gozumu actim gordugume inanmadim
Sanki bir kotu ruya korkarim aman Allah

Seni barda gormustum yanina oturdum
Vucuduna bakarken birden yok oldun
Pesine dustum manyak gibi
Ruya gibi geldin ama birden yok oldun

Gozumu actim gordugume inanmadim
Sanki bir kotu ruya korkarim aman Allah...

Deniz sana ılık görünebilir ve gök yüzü masmavi modern yasamın ince buzunda patene gidecek olursan
peşinden suruklersin göşyasıyla kirlenmiş milyonlarca gözün sessiz sitemini ardından ayaklarının altında o çatlak bir anda oluştugunda sakın şaşırma arkandan uğuldayarak gelen korkunla buzu tırmalarken aklını kacırırsın derinliklerinden uyanıp çıglık çıglığa


“Kırmızı Başlıklı Kız” masalını bir de kurdun ağzından dinleyelim: “Her gün yaptığım gibi ormanı temizlemeye çıkmıştım. Orman benim evim, temiz tutmak da benim görevim. Derken bir kız beliriverdi. Kırmızı başlık ve peleriniyle çok kuşkulu bir görünümü vardı. Kimin aklına gelir bu tuhaf kıyafeti giymek. Bir süre dikkatle izledim bu tuhaf kızı. Elindeki üzeri örtülü sepette kim bilir ne taşıyordu!.. Yanına yaklaşıp ne yaptığını sorunca bana büyükannesinin evine gittiğini söyledi ama gel de inan. Yine de bıraktım peşini kendi işime döndüm. Ama aklım o kıza takıldı bir kez... ‘Bir gidip bakayım doğru mu söyledikleri?’ dedim kendi kendime; gerçekten böyle bir büyükanne var mı? Siz olsaydınız gerçekliğini denetlemek istemez miydiniz? Orman benim evim. Ben hem ev sahibiyim, hem de öteki orman sakinlerine karşı sorumluyum. Neyse uzatmayayım... Gittim, baktım ve gerçekten bir büyükanne buldum. Sorduğumda ‘Evet o küçük kız benim torunum’ dedi büyükanne. Ben de sorumlu bir kişi olarak, ‘Bu küçük kız yabancılarla konuşulmayacağını öğrenmemiş daha!..’ dedim ve anlattım küçük kızla karşılaşmamı... Büyükanne de ürperdi ve birlikte küçük kıza bir ders vermeye karar verdik. O yatağın altına saklandı, ben onun geceliğini giydim, başlığını taktım ve yatağına yattım. Küçük kız birazdan içeri girdi. Seslendi yanıt verdim. Ne şaşkın bir çocuk!.. Beni büyükannesi sanıvermişti. Neyse bunlar bir şey sayılmaz, daha neler yaptı bilseniz. Kulaklarımın niçin büyük olduğunu sordu. Ne ayıp şey hiç sorulur mu!.. Yine de çocukluğuna verip yumuşak bir sesle ‘Seni iyi dinlemek için...’ dedim.

Ama bu kez kalkıp da burnumun niçin büyük olduğunu sormaz mı!.. Yine aldırmamaya çalışırken bu kez de ağzımın kocaman olduğunu yüzüme vurmaz mı! O sinirle ayağa fırlayıp peşinde koşturmaya başladım. Birden ne olsa beğenirsiniz! Bir avcı elinde tüfek kapıdan dalıverdi. Beni ‘Seni hain kurt, büyükanneyi yedin değil mi?..’ diye suçlamaz mı!.. Oysa büyükannenin kılına bile dokunmadım, o da saklandığı yerden çıkıp beni korumaya çalışmadı. Yaşlılık işte, kulakları iyi duymuyor. Ben de canımı yitireceğimi anlayıp pencereden zor attım kendimi. Geçirdiğim büyük korkunun sarsıntısı yetmiyormuş gibi o gün bu gün ormanda bile yüzümü rahat gösteremez oldum. Adım haine çıktı. Yeter artık, ben suçsuzum...