Dünyanın hırgürünü kapıda bıraktım dedin;
üzerinden geçen kalabalık
bir kedinin tüylerini silkmesi kadar uzak.
İçinin takviminde asılı duran sukûtu,
talanın uğultusu bile kıpırdatmıyor.
Kibrinin döküntüleri bile sarılıyor yalnızlığa.
I
Boğaz'ın suları çekilirdi benden, Yeniköy Sahili’nin şafağı.
Mavnalar boğuşurken akıntının isyanıyla;
Karanlık, ağlarını örerdi odamda.
Gözlerin şehrin iki ucu;
suskun bir akşamın ince telaşıyla
düşer omuzlarıma.
Münzevi kamerin altında
ben orada yaşarım:
Vahşi çiçeklerin diyarında, kederli rüzgârla sarmaş dolaş,
Ebedi semânın altında, renklerin sürüklendiği hayat;
Devr-i evvelin fısıltısı, kainâtın azametiyle süzülen an,
Dipsiz dolambaçlarda , aynaların yansımaları arasında.
Kumların hüzünlü kucaklarında, ihtişamın izleri yatar,
Ne yutkunulmuş sözlerin
paslı gürültüsü
kalacak ardımda;
ne de yıldızsız gecenin elemi,
giyinse de buruk bir tebessüm -telaşsız ve endişesiz.
Şiir defterime yazdım seni,
Bekle biraz; neşelenme henüz;
Sert, olgunlaşmamış tomurcuklar gibi
Şiirlerim, dağınık ve huzursuz,
Ezberimdin sen;
gecenin kırılmış zincirlerine özenen
yalnızlık harfi ruhumun payandasında.
Tenimde sertleşen duanın pası
bozkırın gece yarısı gölgesine düşerken
Ay, yorgun yıldızlarla oynaşırken tepemde,
ben gecenin en uzun yerine yaslanıyorum;
tenini ilk duyduğum o küflü çekyat
hâlâ omzuma çöken bir ağırlık.
Sen ruhunu bedenime doladığında




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!