Yağmur, ulu çınarın tozdan kendini kaybetmiş yapraklarını yıkarken usul usul, bu koca ağacın altından geçmekteydi bir ihtiyar. Cebinde atadan yadigar bir kehribar çocuklar için iki şeker, sokak itleri için birkaç tane de taş. Oldum olası korkmuştur itlerden ihtiyar. O da yağmur gibi akıyordu bu keşmekeş şehrin sokaklarından usul usul.
Geçtiği sokak başlarındaki evlerden bir tanesinin önünde bir kadın, gözleri kan çanağı, elleri titrek, boğazı hıçkırığa dolmuş, konuşamıyor. Hayatın ona sunduğu en kolay olması gerekeni zor kılmakla meşgul, kadın olmakla, hıçkırıklara boğulmakla, kucağındaki tek çocuğuna sarılmaktaydı sımsıkı, kolay değil bırakıp gitmek canından cananı. Önünde durduğu evin içinden gelen bir ses
-Defol git buradan, bir daha da sakın uğrama buralara lanet olası sürtük!
Sürtük kadar yırdık olan bir ses çıkıp alırken çocuğu kadının elinden, yırtık sesten daha gür çarpılır kapı, yankısı daha yankısı dağılmadan kapının geçmekteydi yakınlarından bir tren gürültüler içinde,
Trenin sesi öldürmekteydi tüm bu yaşananları, yağmurun yaprakları yıkamasını, ihtiyarın oradan geçmesini, itlere olan korkusunu,ağlamasını kadının, küfre dönmüş bir sesin yıkmasını hayatı ile inşa ettiği onurunu ve çarpılan kapının arkasına götürülen çocuğun yeni filizlenen duygularını, bu trajedi ilk değildi tre
Bu yaşayışlara ilk defa şahit olmuyordu bu tren, ilk haykırışı değildi,ilk isyanı hiç değil anlatışı dağlara bu yaşayşları kanamışları
yankısının anlam bulaya fırsat bulmadan daha yok ediyordu.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta