Öyle güzel kurgulanmış ki;
Söken şafak, geçen mevsim, sararan başak ve sen doğan insan! Bu güzel hayata hediyeni sunmak için yaşa. Aldığın her nefes için teşekkür et, şükret…
Hayatın iniş çıkışlarında yaşadığın tüm iniş hatıralarını alçaklarda bırak, çıktığın yerlere taşıma onları. Yürüdüğün bir yol varsa eğer ki vardır, olmalı… ayağına takılan her ne varsa görmezden gel.
Uyandığın bir sabah aklına gelebilir eski aşkların. Her sabah o’na da uyanabilirsin ama;
Bitirdiysen eğer bir zamanlar ‘Biz’ dediğin iki insanı,dününden gününe taşımamalısın ölü anları.
Ayrılığın ertesi girebilirsin bunalıma ama bir hafta yahut bir ay sonra eski fotoğraflara bakıp hüzünlü şarkılar dinlemek senden başka kimseye zarar vermez. Kendi canını acıtanda acını dindirende sensin unutma.
Gecenin suskunluğuyla fikirlerini raks ettirirken O’nlu anları canlandırırsan gözünde,durduk yere ağlatırsan kendini, sanma ki haberi olacak onun ağladığından ki olsa da umurunda olsaydın olmazdın sen bu durumda.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Zekice tasvirleri kutluyorum...
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta