Uçurum Şiiri - Edip Cansever

Edip Cansever
8 Ağustos 1928 - 28 Mayıs 1986
202

ŞİİR


599

TAKİPÇİ

Uçurum

Bir ağaç sürüsünün üstünden
Çok ağaçlı bir ağaç sürüsünün üstünden
Kesilmiş limon dilimleri gibi düşüyor güneş
Votka bardağımın içine
Benim olmayan bir sevinç duyuyoru
..........
..........

Edip Cansever
Kayıt Tarihi : 15.11.2000 02:10:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Mine Gültepe
    Mine Gültepe

    Bir agaç sürüsünün üstünden
    Çok agaçli bir agaç sürüsünün üstünden
    Kesilmis limon dilimleri gibi düsüyor günes
    Votka bardagimin içine
    Benim olmayan bir sevinç duyuyorum.


    ____Giriş dizeleri doğayı yanına alarak harekete geçmiştir. Ve öyle görünüyor ki bu geçiş öncesi usta kalem belirgin bir 'sessizlik'ten geliyor. Kişisel durgunluk dönemlerinde insan, yaşama dair birçok hareketlikten kendini soyutlanmış hisseder. O'nun dışardaki hayatı görebilmesi sadece
    'duyarlılık' olgusundan örülüdür. Çünkü insan ancak duyarlı olduğu takdirde; ağaçları, güneşi, kısacası nesnel ve öznele dair ne varsa oradaki 'kendine ait olmayan sevinçleri' hissedebilir.

    Şair kimliğini diğer insanlardan ayıran özelliklerden biri de budur. Çünkü şairler, somut kadar soyutu hissedebilme hatta onlara çok farklı giysiler giydirebilme yetisine sahiptirler.

    Örneğin; kuş sürüsü sıradan bir insana sadece kuşların toplu hareketi olarak görünürken, şairler bu hareketliliğin içindeki durgunluğu, çaresizliği ya da yorgunluğu duyumsarlar. Üstelik bazı şairler bununla da sınırlı kalmaz, kuşların kanat çırpmalarındaki matematiksel boyutu yaşamın en görünmeyen yüzüne yani insanın duygusal iniş-çıkışlarına da taşırlar.

    Dolayısıyla bana göre Edip Cansever bu anlamda şiir'in boyutsallığına dair çok önemli öğretileri de sunmuş bir kalemdir.

    Şiire bütünsel olarak baktığımda ise, o'nun sürekli yalın bir dil peşinde koştuğunu görmek çok zor değil elbette.. Farkı ise, yalın sil üslubuna taşıdığı 'anlaşılmazlık' ögesidir ki bu da bir bakıma okuyucusunun 'çözümleyici' karaktere yükselmesini sağlıyor. O halde buradan şiirde dinamikliğin başka bir boyutuna uzanabilir miyiz?

    Dinamiklik unsuru aslında oldukça geniş bir anlama sahiptir. Bu kelime görünürde kişiye sürekli 'canlılık ve hareketlilik' çağrıştırır. Oysa kelimeler, şiire taşındıkları vakit bilindik kalıplarından uzaklaşırlar.

    Doğal olarak her birinin bir anlam'a hizmet ediyor olması da şaşırtırcı bir unsur olarak görülmemelidir. Çünkü şiir, varlığını ancak kelimenin 'kelime' olmaktan çıkmasıyla sürdüren bir sanat dalıdır. Sonuç olarak; usta kalemin şiirde dinamiklik unsurunu bu yöntemle yakaladığına inanıyorum.



    Kesiyorum durdugumuz yeri ortasindan
    Ey görünüs! seni bir yerinden hiç anlamiyorum
    Dibimde degil ayaklarimin, damarlarinda
    Derinligini orda tutan, orda harcayan
    Uçsuz bucaksiz bir uçurum.

    ___Şiir sanatına gönül vermiş insanların bir kısmı, şiirde 'anlaşılmazlık' olgusunun kişiye sadece okur kaybı yaratacağını düşünür. Aslında bu tespit çok da yanlış değildir. Çünkü şairin yaşadığı coğrafyada okuma-yazma oranı düşükse üstelik toplum 'şiir'e çok uzaktan bakmayı benimsemişse, doğal olarak kalemin okunma şansı azalır. O halde şairler sürekli anlaşılır şiirler mi yazmalıdır? Sanatın öncelikle toplum için işlemesi gerektiğini savunmama rağmen bu soruya takılmadığımı söylemeliyim. Çünkü şair özgürlüğünün en az toplumsallık kadar değerli olduğuna inanıyorum.

    Elbette şiirin kuramsal ölçüleri olmalıdır ama kuramsallık asla kalemin tercihini de kısıtlamamalıdır ki böyle bir kısıtlamayı herşeyden önce 'şiir' rededer. Kaldı ki özgünlüğün doğuşu da gücünü özgürlükten alır.

    Dolayısıyla şair yola çıkarken herşeyi göze almış insan demektir. Ve onu şiirle buluşturan en önemli adımlardan biri de budur. Şiir işçisi; yorulur, vazgeçer, sever, öfkelenir, aşk'a yelken açar, aşk'tan kaçar, bir çocuk masumiyetinde ağlar, delicesine güler...

    Çünkü şair; şiirden önce, şiir sırasında ve sonrasında insan'dır. Onu sonsuzluğa taşıyan ya da ölümünden sonra hala okunmasını sağlayan tek şey ise cesaretidir. Ama şiir işçisi, bu cesaretini okuyucusuna kesinlikle olabildiğince insancıl ve donanımlı sunmak zorundadır. Aksi halde cahil cesareti gösterisine kalkışan insanlardan farkı kalmayacaktır.

    Yeniden şiire dönersek; usta kalemin bu bölümde soyut olana çok daha keskin ifadelerle bir gerçeklik taşıdığını görüyoruz. Bulunduğu noktada somut olarak yalnız değildir. Etrafında yaşamın nesnelliği de kol gezmektedir. Ve ne ilginçtir ki onu nesnellikle buluşturan durum 'soyut'tan doğmuştur. Ve kalem, insanın 'boşluk' an'ına dokunarak içini bariz biçimde 'anlam'la doldurur.

    Artık her boşluğun bir anlamı olabileceğini ya da yalnızlığın çok farklı boyutları olduğunu daha yakından görebiliyoruz. Şairimiz,tüm uzuvlarına ayrı bir değer yüklemiştir ki bu durum sadece kişinin duygusallığı ile ilintilidir.

    Duygularımız; damarlardaki kanın akış yönünü hissedebilir, bulunulan yeri ortasından da kesebilir hatta yaşama ve doğaya yönelik tüm görüntüleri hiç anlamayabilir de... Yalnızlığı ise sadece bir uçurum olarak adlandırması da cabasıdır.

    Yani insanın duygu dünyası aslında bir bakıma herşeyi gerçekleştirebilecek güce sahiptir. Ama başarıya ulaşmak için mutlaka düşünce'nin elinden tutmak gereklidir. Çünkü şiirde ve yaşamda duyguya hareket alanı sağlayan önemli faktörlerden biri düşünce'dir, bir diğeri ise içgüdü'dür.



    Zamanla degil, bir yerde
    Benim olmayan bir seyle yaslaniyorum
    Geçiyorum ilk seklimi tüketerekten
    Agir agir yanan bir tugla harmanini
    Billurdan sarkaçlariyla.

    ___Finale doğru uzanan bu bölümde, anlaşılması zor ifadeler şeffaflıkla buluşturulmuştur. Artık yalnızlığına tanık olan sadece nesnellik değildir. Şair, gözlerimizi usul usul içselindeki o kocaman boşluğa çevirir. Kim bilir belki de usta kalem 'anlaşılmazlık' tercihini okuyucusunun yanında olmak için kullanmıştır?

    Genel itibariyle yaşlanmanın 'zaman'da gerçekleştiği bilinirken, şair yaşlanmaya dair oldukça samimi ve bir o kadar sıradışı dokunuşlarıyla, bizi adeta bize anlatır. İnsan biyolojik yaşa bağlı olmaksızın da yaşlanabilir. Kaldı ki bu his illa ki ağır tecrübeler de gerektirmez. Kişi çok basit gibi görünen bir olay sonucunda da kendini yaşlanmış hissedebilir. Çünkü bu durum insanın 'hassasiyet' ölçüsüyle orantılıdır.

    Dolayısıyla bu dizeler, hassasiyetin kişiyi getirebileceği noktayı da aşikar kılıyor. Kaldı ki ikinci dizeyle açılan 'aidiyetsizlik' hissi tek başına önemli bir rol üstleniyor.



    Kalbim, sersemligim benim..

    ___Kalemin, final dizesi olarak seçtiği bu üç kelime adeta tüm şiirin özeti niteliğindedir. Paylaşımın bir bölümünde duygunun önemine değinmiştik ve bu temasımız şimdi şiirle daha örtüşür seviyededir. Duygular yalnız bırakılmış olsaydı ne bizler şairimizi anlayabilirdik ne de şiir bu denli üşütebilirdi...

    Bir kez daha farkediyoruz ki; şiir duygudan başlar, düşünceyle gelişir, kalıcılığını ise özgünlüğün doğru kullanımından alır.


    Şiirin çarpıcı sesine derin sevgi ve saygımla,

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (1)

Edip Cansever