“Tutarsız” sorgulamaz, kendine zul görür;
Konuşur da konuşur tutarsız sözleri.
Ezberleriyle yaşar, durmadan böğürür;
Yüzüne vurunca hep oynar bir yerleri.
Tutarsızlığını yakalarsanız eğer
Konuyu saptırır, geçer başka konuya.
Bir de tarih dersi verir, insanı gerer;
Her biri tutarsız, alışkın sallamaya…
Bir takvim sayfası bulur sosyal medyada;
Bin dokuz yüz yetmiş iki, yirmi dört Nisan…
“İsrail’in kuruluşu” yazar sayfada?
“Okullar bugün tatil”, okuruz altından?
Paylaşır sayfayı, sallar sosyal medyayı(!)
Söylersin; İsrail kurulmadı Nisan’da…
Okullar tatil, çünkü dün çocuk bayramı!
Ne kadar çok anlatsak da etmiyor fayda!
Tutarsız, takvim yaprağına iyi bakmaz;
Geçtik montajı, bir baksa şu internete
Anlar montajı ama nedense bakamaz(!)
İsrail kurulmuş Mayıs’ın on dördünde...
Montajların çoğu karşı mahalle işi,
Alaya alırlar bunların saflığını!
Maksat sazan bulup kırmak değil kirişi,
Tutarsız göremez tiye alındığını.
Hemen başka bir konuya atlar tutarsız,
Atatürk satmışmış Filistin’i savaşta(!)
Takvimde ki montajı anlamaz kafasız;
Gel de Atatürk’ü anlat, kolay mı usta?
Gazi iki defa bulundu Filistin’de...
Dedi: “Araplar bize ihanet edecek”.
Savaş planını yanlış buldu birincide...
“Harp nizami ve gayri nizami geçecek.”
Harekât planlarına çok itiraz etti,
Ters düştü üstlerine hem savaştan önce!
Kabul ettiremeyince istifa etti,
Haklı çıkmıştı Filistin elden gidince...
Sonra itirazında görülünce haklı
Yeniden atandı! Atatürk Filistin’de…
O yokken Filistin hepten elden çıkmıştı!
Üstelik Araplar, artık karşı cephede!
İşte bu ihaneti tutarsız göremez
Ama Atatürk görmüştü bu hakikati...
Korudu Mehmetciği, Filistin’e girmez;
Götürdü kuzeye, savundu memleketi...
Tutarsız, soru sormaz, diyemez bu yalan,
Özgür düşünemez, bağlıdır küçük beyni.
Malum hem İngilizler hem Araplar düşman,
Gazi kimden kurtaracaktı Filistin’i?
Tutarsıza sorsak gerçeği söyleyemez!
Mustafa Kemal kurtarsaydı Filistin’i
Önlenir miydi işgaller? Asla düşünmez!
Cahillik başa bela, çalıştırmaz beyni...
Tutarsız ikide bir der Çanakkale’de
“Bakın şehitliklere, var Arap kardeşler”…
Halbuki çoğu Hama’da, Şam’da, Halep’de…
Yerleşik Türkmenlerdi, ispatlar isimler!
Çoğunun kendisinde ya da babasında
Yazıyor “Mehmet” adı, dikkatini çekmez!
Taşlarda çok var başka Türkmen adları da;
Araplar bebelere bu adları vermez!
Tutarsızın sorulara yoktur cevabı…
Bir yandan Aziz Nesin’e dinsiz der, söver!
Nezdinde tutarsızlığın olmaz ayıbı;
Çünkü Atatürk karşıtı sözünü över?
Uzaktır dinden imandan şu Rıza Nur da,
Normalde zerre hoşlanmazlar bu adamdan!
Ama Atatürk’ün olunca karşısında
Nasıl da beslendiler şu hatıratlardan?
Filozof Rıza Tevfik’i bilmezler hâlâ;
Hem şair, Vahdettin’in Maarif Bakanı!
Şu yazdığı “Sorma Hocam” şiiri varya
Bugün yazılsaydı linç ederler yazanı!
Rıza Tevfik masondu, bahsetmez tutarsız?
Ama bahseder Mustafa Reşit Galip’ten...
Sıfatlar yakıştırır, hep “Dönme” der arsız;
Şüphe eder “Türküm, doğruyum” demesinden?
İttihatçı zümreye hep vurur tutarsız
Ama sıra gelince lideri Enver’e
Lafı eğip büker, konuşmaz hiç saygısız?
Atatürk karşıtı diye gevşer bir kere!
Toprak kayıplarından bahsetmez nedense
Üstelik kaybedenlere der cennetmekan.
Sıra kısmen geri alanlara gelince
Doğrudan cehenneme; yoktur ünvan, mekan!
Üstelik “Sakarya Harbi’ne” dil uzatır,
Dünkü vilayeti yenmek değilmiş zafer(!)
Soramaz vilayeti kim devlet yapmıştır?
Yoksa törenle mi? Sormak az akıl ister!
Bu vilayet daha devlet bile değilken
Kime kafa tuttu, bağımsızlık kazandı?
Yoksa bağımsızlık verildi mi gönülden?
Soramaz! Vilayet bunu nasıl başardı?
Tazminat aldık Karaağaç’ı Yunan’dan,
Ama tutarsız az bulurken tazminatı
Biz müttefiklere ödedik mi doğrudan?
Sormaz, onlara savaş açan Osmanlı’ydı…
Tutarsız der: Şu Yunan’ı kovmaksa gaye
Neden Ege değil, Sivas’a giti Paşa?
Şimdi tiyatro mu bu, çıkacak sahneye
Bodoslama girecek düşmanla savaşa?
İkiyüz elli yıl kaybedilmiş topraklar;
Ülke zayıf, işgal altında, hazır değil!
Milleti topyekûn bu savaşa hazırlar!
Bunun için yollara düştü, keyfi değil!
Tutarsız nedense hiç görmez Peygamberi
Mekke’de iken savaşmadı müşriklerle!
Hicret etti Medine’ye, çekildi geri
Güç topladı o eşsiz kurmay aklı ile…
Hicreti benzetir bir turistik geziye…
Görmez bunu, strateji uygular peygamber!
İyice güçlenir, geri döner Mekke’ye
Ve kurtarır Mekke’yi, yenilir müşrikler.
Osmanlı’da nedense konuşmaz tutarsız
Milyonlarca gelen Yahudiler hakkında.
Der; Atatürk bir milyon Yahudi’ye yalnız”
“Vermiş vatandaşlık”, nereden uydurduysa?
O dönem nüfus on milyonun az üstünde,
Bir milyon Yahudi’yi kim nasıl kaydetmiş?
Nerede, hangi nüfus dairelerinde?
Yok mu şahidi hem de isim değiştirmiş?
Ah benim kolay inanan aptal kerizim
Yahudi kolay ad değiştirmez, göç etmez!
İspanya, Almanya… tarihe bir bak derim;
Katliamlara direndiler, hem de kaç kez?
Tutarsız, savaşan bir çok gazi yiğide
Demiştir onlar Yahudi, sonradan dönme…
Ancak söyleyelim tutarsız bilmese de
Yahudi el için kolay gitmez ölüme!
Tutarsız der: Osmanlı şeriat devleti…
Girersek bu konulara, boğulur sesi…
Nedense pek hatırlamaz şu hakikati:
Osmanlı kurmuştur rakı, bira tesisi...
Tutarsız, her zaman halifelik der bize!
Fatih müslümanlara değilken halife
Nasıl Asya, Avrupa getirmişti dize?
Bu nasıl olmuştu? Hep alıyor hafife!
“Halifelik büyük güç” hep söyler tutarsız,
Oysa işgalde destek görmedi kimseden?
Fatih dünyaya boyun eğdirirken yalnız
İçerde, dışarda düşman yok mu gerçekten?
Nedense kendine soramaz şu soruyu:
Kur’an’da yazıyor mu kral ya da saltanat?
Kur’an adalet, meşveret bağlar konuyu
Ve der; şura, emanet, ehliyet, liyakat...
Bu ilkeler yoksa sonu istibdat olur...
Nebi, Ebubekir’e vermemiş hilafet.
Yine değil oğlu, saltanat özde yoktur...
Allah adına yönetmek yok, seçim elbet…
Yönetimde herkes hesap verecek halka!
Hesap bu dünyada verilmezse şayet
Şirk, şirretlik, münafıklık, istismar, riya
Yayılır her tarafa ve sarsılır devlet...
Sultan şayet olursa Allah’ın gölgesi
Olur bir çok hikmeti, hatası örtülür(!)
Allah’a bağlar, mahşerdir hesap adresi(!)
Tutarsız amin der, sultan etse de küfür(!)
Hele İngiltere son verirken işgale
Tutarsız sorar: Neden tek kurşun atmamış?
Nedense soramaz en basitinden şöyle:
Acaba işgal ederken kaç kurşun atmış?
Tutarsız hiç utanmadan şunu da söyler:
Yunan yenseydi şu İngilizler gitmezmiş(!)
Sonra tutarsız konuşurken, bizi gerer;
Hem halifelik de aynen devam edermiş(!)
Hiç gördünüz mü siz böyle parlak zekayı(!)
Tutarsız söyler: Hilafet devam edermiş(!)
Görün çelişkilerde bu ince detayı!
Sonra der: Atatürk kaldırma sözü vermiş?
Tutarsızın tutarsızlıkta yok sınırı,
Taaruzda görünür bir rasat subayı,
Yorumlar! Şapkanın çok geniştir kenarı,
“Der: İşte senaryo, bu İngiliz subayı!”
Rasat subayı dürbün ile gözetlerken
Halbuki şapkanın kenarını kaldırmış.
Maksat ışığı azaltmak gözlem yaparken…
Bunu düşünmez tutarsız, hepten şaşırmış…
Bir çok resimde rastlanır o şapkalara,
Tasarımları da Enver Paşa’ya ait.
Bu yüzden “Enveriye” denmiştir onlara;
“Kabalak” da denir, tarih bunlara şahit…
Tutarsız, der vatanın kurtuluşu için
“Görev verdi Vahdettin Gazi Atatürk’e”…
Sonra der: İşgal yok bunlar senaryo neyin…
Çalışmaz beyin bu tutarsızlık içinde!
Tutarsızda hiç yoktur ne ahlak ne vicdan!
Asla değişmez hep söyler aynı şarkılar(!)
Çanakkale’de bahsederken evliyadan
Şu Sarıkamış’a söyler soğuk ağıtlar(!)
Tutarsız ona buna hep mason der durur,
Pek haberi yok misyoner okullarından?
Osmanlı’da sayıları binleri bulur,
Ancak hoşnut değil bunları kapatandan.
Gazi’nin hutbe verirken resmi bulunur
Ve camiden çıkarken de var Adana’da.
Ancak tutarsız derken: Namazda hiç yoktur
Asla sormaz, var mı diğer paşaların da?
Hele Fevzi Paşa beş vakit namaz kılar;
Aksi söylenemez, bir resmi de yok oysa!
Ama o kuşaklar bilmez dinde istismar!
Tutarsıza secde yetmez, istismar yoksa?
Hep kıyaslar Türkiye ile Almanya’yı;
Motor, araba, uçak yaparken Almanlar
Ne yapıyordu? Sorgulamaz Osmanlı’yı…
Tutarsız cevap veremez, kafadan sallar.
Tutarsız der: Milyonlar asılmış şapkadan;
Ama sormaz, hiç yok mu soyundan kimseler?
Uzak akrabalardan veya komşulardan
Çıkıp dava açıp itibar istesinler(!)
Asılsaydı şapka ve çarşaf giymeyenler
Kimse unutmaz konuşurdu dilden dile…
Hele asılsaydı Kur’an okuyan beyler
Aranıp bulunurdu yedi bir sülale…
Tutarsız sallarken başvurur yalanlara,
Ancak bazen zorlanır, ağlamaya başlar(!)
Göz yaşı sel olur, bulaşır aptallara,
Bu yalan tiyatroyu birlikte oynarlar…
Şile/05.09.2023
Mustafa BulanKayıt Tarihi : 29.2.2024 15:30:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!