Sıhhiye köprüsü ve ıhlamur ağaçları
Altından geçip gider kuşluk vaktinde zaman
Koyu karanlık gözleri aydınlatır ruhumu
Eteklerinden esen fırtınada duramam
İkimiz sığmıyoruz bir kapıdan girmeye
Aramıza giriyor yılansı bir soğukluk
Kavuruyor derimi cin ve şeytan nefreti
İçimdeki meleğin sesinden bir burukluk
Peşinden koşmalısın tutmalısın elinden
Çok hızlı dikeliyor nabzımda basamaklar
Nefesimi tıkıyor çıkacağım merdiven
Tırmalıyor duvarı parçalanmış tırnaklar
Üstüme abanıyor bu soğuk taş yığın
Bana hiç benzemiyor duvardaki resimler
Kemiriyor papazlar peygamber imanını
Bir maymunu kutsuyor rengimdeki köleler
Izdırabıma şahid elif be tecrübesi
Okunuyor gelecek bir kâhin nefesiyle
Çınlıyor kulağında taş duvarların sesi
Kapanıyor kitaplar bir kirpik darbesiyle
Bir cerrahın neşteriyle bölünüyor bedenim
Atıyorum çöplüğe ömrümün ilk yazını
Hiçbir nikâh defteri birleştirmez bilirim
Bir bekçinin oğluyla bir subayın kızını
İncittiysem gönlünü iki göz arasında
dettendir taşlanır tüm meyveli ağaçlar
Hükmünü infaz eyle Hira mağarasında
Başımda mola versin Belkıs’a giden kuşlar
Bahar rüzgârlarıyla dalgalanır gök ekin
Yelkenli bir yükselir bir alçalır açıkta
Kalbimden geçenleri anlamıyor gözlerin
Ruhum asılı durur bu karanlık boşlukta
Palandökene karlar her yerden evvel yağar
Donar tüm ümitlerim zemheri soğuğunda
Kuşların kanadını ölüm kokusu sarar
Sonlanır tüm seferler Azrail kovuğunda
Erciyesin sırtından doğar bir çöl güneşi
Kızarırken bilekler develer gölge arar
Her Kerem’e bir Aslı gönle gençlik ateşi
Düşer taze çağında ölene kadar yanar
Bir parya on diploma alsa brahmanlardan
Gene ona memnudur kasdın ilk basamağı
Kader tevarüs eder evlâda babasından
Düz yola ters basmağa mahkûm olur ayağı
Aslanın yelesinde hüzmelenirken gurur
Görülmez ceylanların yüzündeki tevazu
Her gece yarasalar gözlerinden vurulur
Sabah tekrar kurulur hayat denilen pusu
Kemikleri sayılan bir fakir ölüsünün
Kabrini ziyarete çıyanlar bile gitmez
İçinde kaç ruh yaşar bu derin kan gölünün
Kılıcına su vermiş cengâver dahi bilmez
En son çare kökünden kesmek ıhlamurları
Ve yıkmaktır köprüyü akmasın diye zaman
Engerekler mevsimlik uykusuna yatmalı
Vaz geçmeli cemreler toprağı uyarmaktan
1979-1982
bir güvercin uçurup kıtalar arasından
çağırdın beni
geçerek birer birer sürgün kanyonlarını
derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına
yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı
Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta